Öfkeyi doğru yere yöneltelim – Juliana Gözen

İktidar terzilerinin faşizmi kurumsallaştırma dikişleri tutmuyor, zorlanıyor ve sökülmeye yüz tutuyor.

Ekonomiden, dış politikaya kadar her alanda iktidarın “görüş açısı” kayboluyor.

Krizle beraber yoksulluğun derinleştiği, işsizlik oranının rekor düzeye ulaştığı şu günlerde, halkın geçim derdinin iç politikayı belirleyen bir noktaya gelişini izliyor ve yaşıyoruz.

Rejimin tutmayan dikişleri

Esnek çalışmanın yaygınlaştırılması, verginin tabana yayılması, ücret artışlarında gerçekleşen enflasyon yerine YEP’te hayal edilen enflasyonun baz alınması, ardı arkası kesilmeyen zamlar…

Sadece son bir yılda elektriğe ve doğalgaza on kez gelen zam; enerji şirketlerinin borcunun halka fatura edilmesinden başka bir şey değil.

Geçen ay batmak üzere olan Ağaoğlu, YDA ve İntaş firmalarının borçları -tamamen kamu kaynağından oluşan- Varlık Fonu’ndan ödenerek kurtarıldı.

Görülüyor ki, iktidarın ekonomik programı sermayeyi korumaya, krizin bedelini ise emekçilere ödetmeye endeksli.

AKP/Erdoğan’ın Suriye’nin kuzeyine yönelik hamlesi, bölgedeki paylaşım savaşında “bende varım” iddiasının yanı sıra esasen içerdeki sıkışmadan kaynaklanıyor. Şu an için girdiği yerde bir konumlanma sağlayıp yol katetse de Türkiye, yola çıkış iddiasından oldukça uzakta.

Bölgedeki Kürt ve Arap halklarının, cihatçı çetelere karşı direnişi, Şam’ın devrilmeyip güçlenmesi, Rojava gerçekliği; kazanan ve kaybeden tarafları belirliyor. Türkiye kaybeden tarafta.

Çürüme ve çözülme

Dikişin tutmadığı yerde ise, çürüme ve çözülme başlıyor.

Gündelik hayatın en ufak ayrıntılarında toplumsal çürüme ve çözülme yaşanıyor. Tepeden tırnağa ülkeye yayılan bu çürüme, kendini Aksaray’da bir okulda otizmli çocukları yuhalayan veliler gerçeğinde, Rabia Naz’ın ve Şule Çet’in tırnaklarındaki bulgularda gösterebiliyor.

Ez cümle, kendi çözülme ve çöküşünü durdurma rotasını, halkın insanca yaşamasının önüne koyan; halkı açlık ve çaresizlikle mahkum eden bir iktidarla karşı karşıyayız.

“Açlık çoğunluktadır…”

Önce Fatih’te dört kardeşin, ardından Antalya’da dokuz aydır kirasını ödeyemeyen ailenin hayatlarına son vermesi; başkentte “işsizim, açım” diyerek kendini yakmaya çalışan yurttaş, İzmir’de maaşını almak için vince çıkan inşaat işçileri…

“Öfkenin kişinin kendine dönmüş hali” olarak tanımlanıyor intihar. Toplumun içerisinde yükselen öfkeyi esas adresine yönlendirmek için olaylara tek tek değil; bir bütünlük içerisinde bakmak gerekiyor.

İktidarın uyguladığı politikaların, ideolojisini yeniden ürettiği eğitimin, medyanın dilinin toplumda yarattığı çürüme gözlerimizin önünde. Çürüme ve çözülme karşısında yan yana durmak, dayanışmayı büyütmek, eşitlik ve adalet ilkeleri üzerine kurulu “alternatifler” yaratmak artık bir zorunluluk.

Sokak sokak, mahalle mahalle dayanışma ağları kurarak; işçilerin, kadınların, Alevilerin, Kürt halkının, ekolojistlerin… kendi gündemleriyle yan yana geleceği ve beraber hareket edeceği birliktelikleri var etmek, içinde bulunduğumuz karanlıktan bizi çıkarabilir ancak.

Başka bir hayat biz onun için mücadele etmedikçe mümkün olmayacaktır.

Ve şimdilerde Türkiye halklarının kulağına çalınan, dünyayı kasıp kavuran isyan dalgasının sesi şu dizeleri akla getiriyor: “Açlık çoğunluktadır. Ve ezecektir gücüyle dünyayı.”

Leave a comment

Your email address will not be published.


*