Ölülerimizden Bile Korkuyorlar – Meral Çınar

Share on Facebook232Tweet about this on Twitter

#AzizGüler’inCenazesiniVerin!

Aziz’i gençlik yıllarında omuz omuza verdiğimiz mücadeleden tanırım.

2008-2011 gençlik mücadelesinin yükselişteydi ve Öğrenci Gençlik Sendikası/Genç-Sen de ona öncülük etme çabasındaydı. O yıllarda Aziz’le iki dönem üst üste Genç-Sen Merkez Yürütme Kurulu üyeliği yapmıştık.

İki haftada bir toplanır, bazen sabaha kadar süren toplantılar gerçekleştirirdik. Mücadelenin yükselişi biz gençleri ona öncülük etmeye zorluyor ve uzun soluklu bir mücadelenin içine çekiyordu.

Öyle anlar gelirdi ki, sabaha kadar sert tartışmalar yürütür, zorlu kararlar alırdık.

O günlerden Aziz’e dair hatırladığım şeylerden biri, tartışmalarda gerçek bir devrimci önder gibi soğukkanlı, kapsayıcı, sorun çözücü davranışları ve O’nu tanıyan herkesin iyi hatırlayacağı gibi bir anda bütün o gergin havayı dağıtıveren gülümseyişi…

O, gülüşüyle insanın içine sıcacık yoldaşlığın ve umudun tohumlarını eken bir insandı; sistem karşısındaki net ve korkusuz duruşuyla mücadelenin önderliğini yapanlardandı.

Ölümüyle bile bize bir şeyler öğretmedi mi? Elbette sadece Aziz değil, o yıllarda omuz omuza olduğu diğer yoldaşlarımız da şimdi bizlere ışık oluyor.

Onlar kim?

OnlarGezi Direnişi’nin çocukları. Güney’de yanan umut ateşini harlamak için yollara koyuldular. Rojava devriminin şehitleri oldular. Suphi Nejat Ağırnaslı, Kader Ortakaya, Serkan Tosun, Alper Çakas, Bedrettin Akdeniz ve şimdi Aziz Güler…

Dün Gezi parkında direnenlerin, bugün Rojava’da emperyalistlerin oyuncağı IŞİD çetelerine karşı; insanlığı, kadınları, inançların ve halkların özgürlüğünü savunması bir tesadüf değil.

Tarihsel bir dönemin kapıları açıldı. Türkiye halkalarının Gezi Direnişi ile Kürt ve Arap halklarının Ortadoğu direnişinin kesiştiği ve kader ortaklığı yaptığı bir süreçteyiz. Bizim nesle de; bu zor dönemde geri çekilmek ya da arkamızı dönüp gitmek değil, sonuna kadar umudu sahiplenmek, gerekirse ölümü bile göze almak düşerdi. Öyle de oldu…

Rojava’da enternasyonalist direnişe can suyu olmayı tercih etmiş olan yoldaşlarımızın mücadelesini sahiplenmek ve o mücadelenin sesini bu topraklarda yükseltmek, artık bizlerin en önemli görevi.

Ölülerimizden bile, korkar hale geldiler

Bir Bakanlar Kurulu kararı varmış; gerçekten var mı, o bile bilinmiyor. Ama varmış, görmediğimiz bilmediğimiz bir yerlerde duruyormuş; yoldaşlarımızın, kardeşlerimizin, çocuklarımızın cenazesini almamızı yasaklıyormuş…

Eli kanlı terör örgütü IŞİD üyelerinin ülkeye girişini ve ortalıkta canlı bomba olarak dolanmalarına engel olunamıyor ama ne hikmetse iş bizim cenazelerimizi almaya gelince; “güvenlik gerekçesiyle” sınırın bu tarafına geçişine izin verilmiyor. Kimin güvenliğinden bahsediliyor acaba?

Ankara’da bomba patlatanlar, yüze yakın insanın ölmesine sebep olanlar, elini kolunu sallayarak ülkeye girebiliyorken; bu katil sürüsüyle insanlık onuru adına savaşan şehitlerimizin cenazeleri nasıl ve kimin güvenliği için ülke topraklarına alınmıyor. Çok açık aslında… İzin vermiyorlar, çünkü ölülerimizden bile korkar hale geldiler.

Günlerdir süren çalışmalara rağmen, cenazenin verilmeyeceği ve bundan sonraki bütün şehit cenazeleri içinde aynı uygulamanın geçerli olacağı açık.

Aziz’ive diğer şehit cenazelerini bu topraklara vermemekte ısrarlı olacaklar.

Ama onlar şunu çok iyi biliyor ki; cenazelerimiz bizleri birleştirir, öfkemizi büyütür. Bu yüzden mezarlarımızı bombalıyor, bu yüzden ölülerimizi bizlere teslim etmiyorlar.

Şimdi de, Aziz’imizin cenazesini vermeyeceklermiş. Aziz, bu topraklarda doğdu, büyüdü, burada mücadele etti. Bizlerin yoldaşı, kardeşi, çocuğudur. Bu topraklarda gömülecektir.

Aziz’in cenazesini alacağız. Sel olup akar, iğne deliğinden geçirir, başımızın üstünde taşır, o cenazeyi sizin kanlı ellerinize bırakmayız.

Share on Facebook232Tweet about this on Twitter

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir