Ordu’da derin kriz – Hasan DURKAL

Share on Facebook0Tweet about this on Twitter

Türkiye Cumhuriyetinin resmi ideolojisinin dayandığı iki temel unsur İslamiyet ve Türkçülüktür. Ve bu iki unsurun en önemli hayat sigortası olarak “ordu-millet kaynaşması” yıllardır anlatılagelen adeta bir “amentü”dür.

15 Temmuz darbe girişimi, sadece iktidarın ve ordunun dengesini sarsmadı. Bu girişim Türkiye Cumhuriyetinin temellerini oluşturan Türkçü-İslamcı millet-ordu kaynaşmasına dair “büyük anlatı”nın mezarını da kazdı.

15 Temmuz günü belli ki çekirdeğini Gülen hareketine yakın subayların oluşturduğu, ancak Erdoğan karşıtı başka subayların da içerisinde olduğu anlaşılan bir TSK içi koalisyon, hükümete karşı darbe girişiminde bulundu. Girişim anlaşılan TSK içerisinde beklediği desteği göremedi. Ya da, an be an seyreden gelişmeler darbecilerin aleyhine doğru işlemeye başlayınca TSK içerisindeki diğer darbeci güçler devreye girmedi/giremedi.

Ordu mitinin sonu

Darbe girişimi ile birlikte belli ki milliyetçi-muhafazakâr kitle ile ordu arasında onarımı çok zaman alacak olan büyük bir yarılma gerçekleşti.

Kitlelerin gözünde “homojen ve aynı ülkü etrafında örgütlenmiş” bir kurum olan ordunun hiç de öyle olmadığı ortaya çıktı. Komuta kademelerinde büyük bir iktidar savaşı verildiği, askerlerin birbirlerine silah doğrultup birbirlerini infaz edebilecek kadar düşmanlaştıkları gerçekliği bu darbe girişimiyle birlikte ortalığa saçıldı. Bunun milliyetçi-muhafazakâr kitlelerde yaratacağı sarsıntının etkisinin fazla olacağını kestirmek güç değil.

Ayrıca sokaktaki insanlara doğrultulan silahlar, üzerlerine sürülen tanklar ve uçurulan uçak ve helikopterlerin de bu sarsıntıyı oldukça şiddetlendirdiğini söyleyebiliriz.

TSK şimdi “halkla ilişkiler” konusuna uzun bir süre kafa yormak zorunda. Bir yeniden yapılanma süreciyle “halka karşı yöneltilen silahların” yarattığı derin sarsıntının, kendi iç kavgasının yarattığı kötü imajın izlerini silmek zorunda.

Komutanlara mesaj

Öte yandan darbe girişimi sonrası tutuklanan askerlerin basına servis edilen aşağılayıcı görüntüleri TSK içerisinde de bir sarsıntı yaratıyor olsa gerek. Deşifre olmayan darbecilere(mutlaka varlar), ya da AKP karşıtı bir çizgi takınan askerlere yönelik olduğu açık olan bu görüntüler, ordunun homojenleşmesine hizmet etmeyeceği gibi, ordu içerisinde zaten var olan AKP nefretinin yayılmasına neden olabilir.

TSK, bu büyük sarsıntı ortamında imajını düzeltme çabası içerisinde ama bu şimdilik boş bir girişim olarak değerlendirilebilir. Genelkurmay’ın açıklamalarını temel alarak konuşursak, darbe girişiminde bulunan subayların oranı tüm TSK içerisinde yüzde 1,5’e tekabül ediyormuş. Bu oran da ordunun çok küçük bir kısmını temsil ediyormuş. Bu yüzden ordunun büyük bir kısmının darbe yanlısı olmadığı ortaya çıkıyormuş.

Ancak, herkes biliyor ki, bu bir kandırmaca ve General sayısını değil asker sayısını esas alıyor. Generallerin ise, neredeyse yarısından fazlası “darbe suçlusu” olarak ordudan atıldı ya da tutuklandı.

Akıldaki sorular

Ancak darbe istihbaratının genelkurmaya erken saatlerde geldiği halde, darbe yanlısı olmayan komutanların “keklik gibi avlanarak esir alınması”, ve darbecilerin etkisiz hale getirilmesi için uzunca bir süre herhangi bir müdahalede bulunulmaması TSK’yi büyük şüphe altında bırakmaktadır. Darbe günü istihbarat üzerine MİT ile Genelkurmayın görüşmesi gelen istihbaratı ciddiye aldıklarını gösteriyor. Buna rağmen niçin harekete geçmediklerine dair tatmin edici açıklamalar yapamadılar.

Artık her fırsatta TSK’nin üst düzey komutanlarının karşısına bu baskı unsurları çıkacaktır. Şimdi sadece kitlelere değil, hükümete karşı da pozisyon üstünlüklerini kaybedebilirler. Elbette kısa vadede her türlü gelişmeye açık bir süreçten geçiyoruz. TSK içerisinden her an yeni atılımlar gelebilir. Ve olayların seyri değişebilir.

Ama şayet mevcut durum “normalleşmeye” başlarsa, Kürt gerillalarıyla yürütülen savaş üzerinden askeri ve siyasi pozisyonunu geliştiren ordu, bu pozisyonunu kaybedecektir.

İçe dönüş

15 Temmuz öncesinde, Ergenekon ve Balyoz süreçlerinde iyice itibarsızlaştırılan Ordu, Kürtlere karşı girişilen savaşta büyük bir inisiyatif geliştirmişti ve eski konumuna doğru yolculuk yapmaktaydı. TSK için yeni bir dönem açılmıştı. Ama 15 Temmuz girişimi her şeyi alt üst etti.

Kürtlerle savaşta ve Suriye savaşında öncülük rolü üstlenen Ordu, şimdi bu öncülük konumundan vazgeçmek zorunda kalabilir. Çünkü büyük bir prestij kaybı yaşamakla kalmadı, aynı zamanda savaş deneyimi olan önemli komutanları içeri atıldı. Şimdi bir yeniden yapılanma sürecine girecekler ve bu durum uzun bir dönem içe dönmelerini gerektirebilir. Sadece savaş gücü olarak değil, o artık uluslararası düzeyde de moral gücü ve dayanıklılığı sorgulanan bir kurum.

Elbette şöyle de bir gerçeklik var. Gülenci harekete yakın olan subayların tasfiyesiyle birlikte ortaya çıkan boşluğun “AKP’li kadrolarla” doldurulma şansı yok. Çünkü bildiğimiz kadarıyla TSK içerisinde böyle bir eğilim yok. Bu durum ordu içerisinde Ergenekon davasında yargılanan eski Kemalist kadroların ve onların etkisi altında olanların önünü açıyor.

Evet, öyle bir süreç ki, bir yandan kitle desteğini konusunda büyük sarsıntı yaşayan, ama öte yandan bir şekilde önü açılan bir durum yaşıyor TSK.

***

Üst akıl ve darbe

15 Temmuz girişimi sonrası büyük bir hamle başlatan AKP, süreci bir karşı darbeye evriltti. Cadı avı başlatarak Gülen hareketinin devlet içerisindeki tüm elemanlarını tasfiyeye girişen hükümet, bu yazının yazıldığı saatlerde, henüz kendisini kuşatan diğer muhaliflere yönelik kapsamlı bir girişimde bulunmadı. Ancak durum her an değişebilir.

Cemaati tasfiye süreci ise, dönüp dolaşıp ABD ve NATO’ya dayandı. Gülen ABD’de yaşıyor ve darbe girişiminin ABD tarafından desteklendiğine dair iddialar da bu duruma dayandırılıyor. Darbe girişimi esnasında ve sonrasında ABD’li yetkililerin ikircikli tutumu bu iddiayı ortaya atanların kanıtı olarak gösteriliyor.

Zaten uzun bir süredir kitle manipülasyonu için “üst akıl, dış güçler, Pensilvanya” gibi “dış mihraklar” argümanını bol miktarda kullanan AKP cephesi, bu darbe girişiminde de bu söylemleri bolca üretti. Bu söylemlerin TSK ile AKP arasındaki ilişkinin seyrini değiştirecek nitelikte olduğu açıktır.

NATO ekseninden kopuş mu?

Çıkarılan KHK’ler ve gerçekleştirilen YAŞ toplantısı ile birlikte TSK’ de Fethullahçı klik iyice etkisizleştirilirken, boşalan kadrolar görüldüğü kadarıyla hızla eski Kemalist unsurlar ile dolduruluyor. Ve üstelik Ergenekon ve Balyoz davalarında yargılanan subaylar sadece beraat etmekle kalmadılar, bu süreçle birlikte itibarları iade edildi. Bu hamleler Gülen hareketine karşı bir önlem olarak görülebilir. Aynı zamanda Erdoğan’ın ayakta kalabilmek adına kurmak zorunda olduğu ittifakların bir sonucudur da.

Evet, Erdoğan bir milli mutabakat peşinde. Ve bunu yaparken hızla eski statüko unsurlarına yüzünü dönüyor. Ve bunu aynı zamanda Erdoğan’ı açıkça tehdit eden NATO ve ABD’ye yönelik bir koz olarak da yapıyor. İşte bu yönelimler TSK’nin yeniden yapılandırılmasının temellerini oluşturacağa benziyor.

Ulusalcılara terfi

Aspen Güvenlik Forumu’nda konuşan ABD Merkez Komutanlığı Komutanı Votel, darbe girişiminin Türkiye’yle olan ‘mükemmel’ işbirliği ve birlikteliğe zarar vermesinden endişelendiğini söylemişti. Amerikalı komutan ayrıca, darbe girişimi sonrası tutuklanan subayları, “ABD ordusunun yakın müttefikleri” olarak gördüğünü söyledi.

Her ne kadar biraz çeviri hatası da olsa, bu sözler AKP cephesinin aradığı söylemlerdi. Batıya karşı içeride güçlü görünme yönelimi daha da körüklendi. Erdoğan yine öfke kusan sözler sarf etti. Ve görünen o ki, dışarıdaki (Batı) düşmana karşı içeride “milli birlik” oluşturma çabasının TSK içerisinde de yansımaları oldu. Ulusalcı unsurlar, Ergenekoncu ve Balyozcu askerler, İzmir Askeri Casusluk davasında yargılanan askerler, beraat ettikleri gibi son YAŞ toplantısında terfi de ettiler.

Nereye kadar?

Bu adımlar ayrıca NATO’ya ve ABD’ye karşı kimi blöfler içeren söylemlerle birlikte gitti. Rusya ile daha fazla yakınlaşma çabaları, NATO’dan çıkma tehditleri ve idam cezasını geri getirme söylemleri ile birlikte düşünüldüğünde, bu gelişmeler Erdoğan’ın ne kadar çaresiz kaldığını göstermektedir.

Belki de içerisine düştüğü konum gereği bu adımları atmak zorunda. Ama etrafını ve özellikle TSK’yi kendi tarihsel düşmanlarıyla doldurduğunun farkında mı acaba?

Darbe girişimi engellendi ama sadece yeni bir girişime kadar. Şimdi hem NATO’yu karşısına alarak, hem de tarihsel düşmanlarını etrafına doldurarak, kısa vadede nefes alabilir. Ama uzun vadede kendi etrafını kendi elleriyle çevirdiğini söylememiz gerekir. Sonuçlarını göreceğiz.

Share on Facebook0Tweet about this on Twitter

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir