Ortadoğu bataklığında adım adım Türkiye – Meral Çınar

Share on Facebook11Tweet about this on Twitter

AKP/Erdoğan hükümeti devlet içerisindeki krizlerin yanı sıra, Kürt hareketinin ve halkçı devrimci dinamiklerin hareket alanının genişlemesi durumlarıyla da boğuşuyor. Bu yüzden hareket kabiliyetini, soğukkanlılığını, reflekslerini giderek yitiriyor.

Bu durumda elini değdirenin üçüncü derece yanıkla kurtulduğu Ortadoğu ateşinde hareket ederken ve karar verirken ne kadar sağlıklı davrandıklarını, Ortadoğu’ya yönelik sürekli değişen ve çoğu zaman anlaşılması güç olan, hatta bir uçtan öbür uca savrulan politikalarından anlayabiliriz.

Suriye’de oyuna dâhil olma çabaları

Cumhuriyet sonrası, Ortadoğu’da ABD’nin sözcülüğünü ve tetikçiliğini yapan Türkiye devleti, AKP/Erdoğan hükümetiyle birlikte Irak ve ardından Suriye işgalinde askeri olarak yer alamayınca, daha tehlikeli bir siyaset yürütmeye başladı. ABD ile pazarlık payını güçlendirebilmek için Rusya’ya yanaşan Türkiye yıllar sonra yeni bir politik hamle gerçekleştirdi.

Artık soğuk savaş döneminde değildik ve Suriye özelinde küresel emperyalist güçler ciddi bir hegemonya krizi içerisindeydi. Bu krizin yarattığı çatlaklarda fırsatlar aramak, bölgede söz sahibi olmak ve bölgenin istikrarsızlığından beslenmek isteyen Türkiye burjuvazisine alan açmak derdine düştüler.

Pay kapma savaşı

“Ağza bir parmak bal çalma” kıvamında olan Fırat Kalkanı harekâtından sonra daha fazlası için çabalayan Türkiye, Afrin ve İdlib üzerinden Suriye’ye girip yeniden oyunda yer almak istiyor. Peki, TSK’da darbe sonrası girilen temizlik sürecinden sonra böyle bir askeri harekâtı kaldırabilecek kapasite var mı?

Suriye’ye doğrudan TSK ile bir giriş yapmaları onlara kısa vadede nefes alacak bir alan bile açabilir. Üstelik bahane de hazır: Kürt oluşumuna ve teröre karşı “vatan savunması”…

Uzun vadede ise yukarıda da bahsettiğimiz gibi, Fırat Kalkanından farklı olarak Ortadoğu’nun ateşinden payımıza düşeni alacağımız bir sürece resmen girmiş olacağız.

AKP/Erdoğan hükümeti Ortadoğu pazarından pay kapmak için, artık sadece ABD politikalarına sıkı sıkıya bağlı kalmanın yetmeyeceğinin farkında.

Çark etme siyaseti

Öyle bir an gelir ki; darbeci Sisi’yi bağrına basabilir, İsrail ile barışabilir, “Suriye’de bir Kürt devleti ortak sorunumuz” diyerek tarihsel düşman İran ile bile bir araya gelinebilir, Sincar krizi nedeniyle gerildiği Bağdat ile aralar düzeltilebilir. Dost ve müttefik Suudilerle Katar üzerinden karşı karşıya gelip, Irak’ta Barzani’yi sonuna kadar destekleyebilir.

Türkiye burjuvazisi tarihsel olarak da bugün de Ortadoğu’nun sürekli istikrarsızlığından “Jeopolitik önemini satarak beslendiği” bir politikaya sahip. Bugün ek olarak Ortadoğu pazarından doğrudan bir pay alma derdindedir. Bunun için elinden geleni yapan AKP/Erdoğan hükümeti içinse Müslüman kardeşlerinin akan kanının hiçbir önemi yoktur. Yeter ki “meşru” bir gerekçesi olsun (Kürtler gibi) ve Türkiye’deki varlığını garanti altına alabilsin.

Direnenlerin de bir sözü olacak

Bu düzeydeki politikalarla Ortadoğu’dan üçüncü derece yanıkla sıyrılabilirsek ne ala! Ola ki, o yangından payımıza düşeni alırsak, AKP/Erdoğan hükümetinin hatalarının bedelini Türkiye halkları ödemiş olacak. Ya da Ortadoğu’da direnen halklarla birlikte başka bir seçeneği yaratacak hamleyi Erdoğan’dan önce biz direnenler atacağız ve kendi kaderimizi kendimiz belirleyeceğiz.

Share on Facebook11Tweet about this on Twitter

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir