Ortadoğu’da Devrimin Diyalektiği/ Kürt Özgürlük Hareketi ve Rojava Devrimi – Volkan Yaraşır

Share on Facebook0Tweet about this on Twitter

 

Ortadoğu 21. Yüzyıl’ın ilk çeyreğinde dünyanın nabzını belirliyor. Ortadoğu’da devrim ve karşı devrim sürecinin keşiştiği yüksek bir konjonktürün içindeyiz. Küresel, bölgesel, yerel çelişkilerin şiddetlendiği, birbirini etkilediği ve beslediği ve hızla kristalize olduğu bu süreç olağanüstü imkanlar yarattığı gibi, korkunç bir katastrofun, dalgasal bir kaosun önünü açabilir.

Bir tarafta; Rojava Devrimi ve devrimci inşa süreci, Kürdistan topraklarındaki karşı hegemonya deneyimleri, Bakuri Kürdistan’da fiili ve kendi özgünlüğünde ikili iktidar durumu, militan kitle inisiyatifini gösteren özyönetim pratikleri, zengin ve çok boyutlu militan mücadele tarzı, Kürdistan, Anadolu ve Mezopotamya topraklarına yayılan yeni/ başka bir hayat ve dünya, yeni kadın, yeni insan, doğa ile tüm canlı ve cansız varlıklarla kurulan “bir başka ilişki” ve yeryüzü kardeşliği pratikleri. Diğer tarafta; Suriye ve Irak başta olmak üzere yokedici iç savaşlar, mezhebi, etnik, dinsel polarizasyon, ölüm, katliam, soykırımlar, savaşlar, emperyalist güçlerin hegemonya “savaşları”, gerici, faşist bölgesel güçlerin ve devletlerin “sırtlan payı” hesapları, IŞİD ve El Nusra gibi devlet dışı güçler ve katil sürülerinin katliamları, ölümü pognografileştirmeleri.

Ortadoğu her devrimin kaderini paylaşıyor. Devrimin olanaklarının yükseldiği konjonktürde, karşı devrim tehlikesi artıyor. Yani bir tarafta devrimin imkanı, bütün zenginliği ve muhteşemliğiyle ortaya çıkıyor, diğer tarafta yokedici, olağanüstü yıkıcı katastrof kendini bütün çıplaklığıyla ortaya koyuyor.

ORTADOĞU’DA DEVRİMİN İMKÂNI

Kapitalizmin yapısal/genelleşmiş krizi küresel düzeyde olağanüstü bir momentumun önünü açtı. Sınıfsal antagonizma küresel boyutta şiddetlendi. 2009 yılında Avrupa krizin odak coğrafyası oldu. Yunanistan’ın iflası senkronizasyon etkisi yarattı, kıtanın Akdeniz havzası borç ve bankacılık kriziyle sarsılmaya başladı. Aynı süreç 1968’i andıracak tarzda sarsıcı ve alt üst edici sınıf ve kitle hareketlerinin önünü açtı. Avrupa’da kitle hareketindeki dalgasal yükseliş ve düşüşler devam ediyor.

2011 yılında Tunus ve Mısır’da başlayan ayaklanma, Kuzey Afrika, Ortadoğu ve Arap Yarımadası’nda Arap halklarını ayağa kaldırdı. Mısır ve Tunus’ta aşağıdan devrim imkanı, farklı restorasyon politikalarıyla engellendi. Diğer ülkelerde ayaklanmalar şiddetle bastırıldı. Libya ve Suriye “vekâlet savaşlarının” laboratuvarı oldu. Bugün Mısır’da ve Tunus’ta bir karşı devrim içeriğindeki restorasyon hamleleri başarılı gözükse de “devrim günlerini” ve çoşkusunu yaşamış ve muazzam kitle hareketleri ve deneyimlerine sahip Mısır ve Tunus halkı yeni bir biriktirme sürecine girdi.

2012, Kürt özgürlük hareketinde yeni bir dönemi işaretledi. Ortadoğu’daki dengeleri ve gelişmeleri sarsacak ve etkileyecek Rojava Devrimi gerçekleşti.

2013 yılında gerçekleşen Taksim Ayaklanması bu sürecin bir devamı oldu. Bir dönemin kapanması sağlayan Taksim Ayaklanması, manifesto mahiyeti taşıdı. Kitle hareketinin muhteşemliğini ortaya koydu

Kısaca Akdeniz coğrafyası küresel düzeyde devrim ve isyanın coğrafyası dönüştü. Sınıfsal antagonizmanın kristalize olduğu bu coğrafyada, 21. Yüzyıl’ın ilk çeyreğinde büyük toplumsal dalgalanmalar ve alt üst oluşların yaşanması yüksek bir olasılıktır. Son 5 yıllık süreç bu çözümlememizin somut kanıtlarıyla doludur.

DİYALEKTİĞİN KURULMASI VE YARATICI YIKICILIĞI

Akdeniz coğrafyası ve özellikle Kürdistan ve Mezopotamya toprakları olağaüstü devrimci dinamikleri bünyesinde taşıyor.

Her devrim bir diyalektik süreçtir ve diyalektik salınımlarına yol açar. Tarihsel bir perspektif, bize devrimlerin bir diyalektik inşa ya da diyalektik bir kuruluş olduğunu gösteriyor.

1873 – 1896 krizini kapitalizmin I. yapısal/genelleşmiş krizi olarak değerlendirebiliriz. Kriz, kapitalizmin serbest rekabetçi dönemden, emperyalizm dönemine geçişini simgeledi. Bu dönemde bir taraftan kapitalist sistem transforme olurken, diğer taraftan emperyal özneler arasındaki çelişkiler yoğunlaştı. Üretim tekniklerinde ve emek rejimlerinde önemli farklılaşmalar yaşandı. Yapısal kriz faktörü, kapitalizmin ontolojik çelişkilerinden/özelliklerinden biri olan kapitalizmin eşitsiz gelişim yasası, Rus işçi hareketinin son derece orijinal nesnel ve öznel şekillenişi ve radikal karakteri ve Rus burjuvazisinin yapısı ve iktidarsızlığı (ve benzer faktörler) Rusya’yı yani Batı’nın en Doğu’sunu çelişkilerin odağına dönüştürdü.

Bolşevik Parti’nin varlığı ve momentlerin teorisyeni olan Lenin’in Marksizmle, yani devrimci/yıkıcı

teoriyle, devrimci/yıkıcı sınıf yani proletarya arasındaki rezonansı kurması Ekim Devrimi’nin önünü açtı. Bir anlamda teori ve pratiğin o muhteşem birliği/diyalektiği ortaya çıktı. Ekim Devrimi aslında devrimci, militan diyalektiğin kendisidir. Ya da II. Enternasyonal’in devrimin diyalektiğini dondurmasına karşı devrimin diyalektiğinin yeniden kurulmasıdır. Rusya, I. yapısal krizin çelişkilerinin en kristalize olduğu coğrafya olarak öne çıktı. Rusya’da gerçekleşen Ekim Devrimi, dalgasal bir etki yarattı, devrimin diyalektiği kıta devriminin önünü açtı.

Çağımızda bütün devrimler, militan bir diyalektiği yansıtır. Diyalektiğin yaratıcı, yıkıcılığıdır. Ve diyalektik sonuçlar yaratır ya da diyalektiği yeniden kurarak yeni bir momentumun önünü açar. Büyük sarsıntılara ve bölgesel, kıtasal kırılmalara neden olur. Kapitalizmin küresel bir sistem olması, sistemin entegrasyon düzeyi ve proletaryanın enternasyonal bir sınıf olması devrimlerin sarsıcı ve yıkıcı etkisini artırır. Bölgesel ya da kıtasal sonuçların önünü açar.

Lenin, kapitalizmin eşitsiz gelişim yasasının analiziyle, zincirin en zayıf halkasına “vurdu”, kolektif özneyle yani Bolşevik Parti’yle proletaryanın yıkıcı enerjisini kristalize etti, devrimci kimyasını açığa çıkardı. Finans kapitalin zincirinde yaşanan kırılma, Rusya’da devrimin önünü açtığı gibi başta Almanya olmak üzere Macaristan, İtalya, Avusturya’da devrimci dalgayı yarattı. Bu ülkelerde Konsey ve Komün hareketleri ve deneyimleri yaşandı. Almanya’da 1918- 1923 arası devrim yılları olarak geçti. Kısaca Ekim Devrimi, dünya devrimin bir parçası olarak kıtayı saran (1936-1939 İspanya İç Savaşı’na kadar süren) I. sol dalganın önünü açtı. Küresel düzeyde yeni bir tarihsel momentuma girişi işaretledi.

1929 -1939 krizi, kapitalizmin II. yapısal/organik krizini işaretledi. Bu süreç yeni bir sermaye birikim rejiminin önünü açarken, yeni emek rejimleriyle sınıf kontrol edilmeye çalışıldı. Emperyal özneler arasında hegemonya savaşları şiddetlendi. Rosa Luxemburg’un ifadesiyle ( I. yapısal krizde olduğu gibi) “düzeltici savaşlar”/paylaşım savaşı gündeme geldi. Küresel düzeyde sınıfsal antagonizma şiddetlendi.

Bu yüksek konjontürde çelişkilerin kristalize olduğu coğrafya Uzak Doğu’ydu, bir kıta ülke olarak Çin’di.

Mao, devrimin güncelliğini “İki Taktik”in Çin’deki biçim alışı olan “Yeni Demokrasi”anlayışı ve kır-kent diyalektiği içinde kurdu.

Aslında bir politik savaş stratejisi ve periferideki devrimci öfke ve kini açığa çıkaran, ortodoksi yaklaşımların dışında köylülüğün devrimci enerjisini (proletaryayla bağlaşıklıklığını hiç bir zaman göz ardı etmeden) kristalize eden, bir başka yanıyla karşı hegemonya ( kızıl siyasi üsler gibi) deneyimlere zemin sağlayan “Halk Savaşı”, bütün fraksiyonalist yaklaşımların ötesinde devrimin güncelliğini aramaktı. Mao, Çin Devrimi’nin imkânını aradı. Sovyetler Birliği’nde bürokratik çürüme süreci devrimin diyalektiğini dondurmuştu. Çin devrimi diyalektiğin yeniden kuruluşu sağladı. 20.Yüzyılın ikinci büyük sarsıcı devrimi olarak yeni bir momentumun önünü açtı. Lenin’in Alman Devrimi’nin yenilgisi üzerine fırtınanın merkezi olarak Doğu’yu ve Ulusal Kurtuluş Savaşlarını işaretlemesi, özellikle Çin Devrimi sonrası realize oldu. Finans kapitalin zayıf halkalarında, yeni ve yarı sömürgelerde anti- sömürgeci, anti-emperyalist savaşlar gelişti. En başta muhteşem Vietnam Devrimi ve savaşı, devrimin olağanüstü yaratıcılığının somut göstergesi olan Küba Devrimi diyalektiğin yeniden kuruluşunun örnekleriydi. Bir anlamda Çin Devrimi’n yarattığı devrimci dalga ve aura etkisini tüm dünyada hissettirdi.

Metropollerde sarsıcı etki yaratan, 1968 küresel isyan hareketi bu zeminlerden beslendi.

1970 yıllarda Uzak Asya, Afrika, Latin Amerika, Orta Amerika’da dalgasal olarak gelişen ulusal kurtuluş savaşları bu momentin devamı oldu. Nikaragua Devrimi ve Filipinler’de diktatör F. Marcos’un devrilmesi ve aşağıdan devrimin engellemek için bir restorasyon projesi olarak M. Aquino iktidara taşınması mometin kırılışını simgeledi (Konumuz itibariyle anti-sömürgeci devrimlerin içeriği ve yönelimleri hakkında analiz yapmadık, bu analizi bir başka yazıya bırakıyoruz).

Kökleri 1970’lerin başına dayanan, farklı fazlardan (bir dizi kısa çevrimli krizden) geçerek, 2007’de büyük depresyon olarak kendini dışavuran, içinde yaşadığımız yapısal/organik kriz olağanüstü bir momentumun önünü açtı.

Kapitalizmin yeniden yapılanma sürecine girdi. Finans kapital, krize karşı küresel düzeyde neo-liberal karşı devrimci politikaları hayata geçirdi. Sınıfın organik birliğini parçalayan, sınıfı amorfe eden, kompozisyonunda önemli değişikliklere yol açan üretim teknikleri ve yeni emek rejimleri hayata geçirildi.

2007, krizin yeni bir evreye, yıkıcı bir faza (depresyon aşamasına) geçisini işaretledi. Emperyal özneler arasında hegemonya “savaşları” derinleşti. Küresel düzeyde sınıfsal antagonizma ve toplumsal çelişkiler şiddetlendi. Özellikle 1990 sonrasında Sovyet sisteminin çöküşüyle bölgesel savaşlar yoğunlaştı. Bölgesel savaşların yarattığı tahribat, II. paylaşım savaşının yarattığı tahribatı ulaştı. Bir nevi bölgesel savaşlar, “yeni” zamanların”düzeltici savaşları” işlevini gördü. 2000’li yıllar Ortadoğu’yu kaynak savaşlarının merkezi haline getirdi ve bu merkezden kırılan fay hatları, küresel sarsıntılara yol açtı. Ayrıca bir çok dinamiğin yanında, kapitalizmin genelleşmiş krizinin açtığı yüksek konjonktüründe etkisiyle Akdeniz coğrafyası, devrim ve isyan coğrafyasına dönüştü. Tıpkı 20.yüzyılın ilk çeyreğine doğru Rusya’nın, ikinci yarısının başında Çin ve Uzak Doğu’nun küresel çelişkilerin kristalize olduğu coğrafyalar olması gibi. Akdeniz coğrafyası özellikle Doğu Akdeniz bölgesi, Mezopotamya ve Anadolu toprakları öne çıktı. Kürt özgürlük hareketinin çok yönlü ve çok boyutlu mücadelesi ve Rojava Devrimi bu topraklarda başka bir geleceğin yaratılmasının ya da geleceğin fethinin somut adımları oldu ve olmaya devam ediyor.

DEVRİMİN DİYALEKTİĞİ

Kürt özgürlük hareketinin 40 yıla yaklaşan birikimi, organik bir hareket olarak kendini her momentte (yaşadığı salınımlara rağmen), yeniden üretmesi ve inşa etmesi, uzun soluklu mücadele gücü, hareketin bir diriliş ve direniş hareketi olarak kök salması, halklaşması, her ne kadar hareketin esas dinamiğini ulusal eksen belirlese de hareketin ontolojik bir harekete dönüşmesi son derece önemli gelişmelerin önünü açtı.

Bir ontolojik hareket kendi külünden yeniden doğma yeteneği gösterir. Dünyaya, hayata, doğaya, kendine, manaya bakışı ve pratiği farklı ve sıradışı olur. Kürt hareketi mücadelenin iç zenginliğinden, dönüştürücü gücünden, pratiğin yıkıcı niteliğinden bunu öğrenerek ve kendini aşarak, bügünlere ulaştı. Halende bu kendini aşma ve kendini yıkma mücadelesi sürüyor. Bu süreçte büyük bedeller ödendi ve ciddi sancılar yaşandı.

Hareketin bir alt sınıf hareketi olması yanında, önderliğinde alt sınıfa dayanması özellikle konformizme karşı temel bir barikat niteliği taşıdı. Bu yön Kürdistan’ın tüm parçalarında ve tarihinde, hareketi (daha önceki isyan hareketlerin hemen hemen tamamı Kürt üst sınıflarına dayanmaktaydı) özel bir yere taşıdı. Hareketin uzun solukluluğunun ve muazzam kitle gücünün ve kitle mobilizasyonu altındaki “sır” buralarda saklıdır.

Hareketin özgücüne ve özdinamiklerine dayanması, Ortadoğu’nun son derece hızlı değişen dengelerine ve güçler korelasyonuna karşı varlığını korumasını ve bir aktör haline gelmesini sağladı. Hareketin bir alt sınıf ya da yoksulların hareketi olmasıyla, hareketinin özgücüne ve özdinamiklerine dayanması arasında doğrudan bir ilişki bulunuyor.

Hareketin aynı zamanda bir kadın hareketine ve ruhuna dönüşmesi, devrimci bir kopuş oldu. Devrimci mücadele tarihinde az rastlanan (İspanya İç Savaşı sırasında özellikle Anarşist kadın hareketi önemli hamleler yaptı ve Nikaragua Devrimi’nde kadın hareketinin özel bir yeri oldu) bir özgürleşme ve özneleşme pratiği olarak dikkat çekti. Kadının ilk köleleştiği coğrafyada, devrimci, militan bir kadın özgürleşmesi pratiği ve öncülüğü yaşanıyor. “Tarihle” hesaplaşan Kürt kadın hareketi, Ortadoğu’nun alışılmış düzenine alt üst edici darbeler vurdu. Atılan devrimci adımların uzun vadede daha sarsıcı sonuçlar yaratacağı bilinmelidir. Bu manada Rojava Devrimi’nin aynı zamanda bir kadın devrimi olarak gerçekleşmesi ve kadının rengini taşıması rastlantı değildir.

Diğer çarpıcı bir nokta ise hareketin Anadolu ve Mezopotamya’daki komünalite geleneğiyle kurduğu rezonanstır. Hikmet Kıvılcımlı’nın disiplerarası mahiyete sahip kapsamlı ve katmanlı tarih tezine uygun bu gelişme, bu topraklardaki tarihsel dinamiklerle sosyal dinamiklerin bağını inşa etme girişimidir. Ve son derece önemli gelişmelerin kapılarını açmaktadır. Kürt komünalitesi, Alevi komünalitesi, Zerdüşi komünalitesi, Arap Nusayri komünalitesi, Ezidi komünalitesi ve diğer heterodoksi inanç sistemleri ve doğal paradigmalar Kürt özgürlük hareketini beslemekte ve şekillendirmektedir. Şengal direnişi ve zaferi bu manada ahlaki bir manifesto niteliğindedir ve aktüel anlamda tarihsel dinamiklerle, sosyal dinamiklerin birleşme ve kaynaşmasıyla başka bir Ortadoğu’nun nasıl yaratabiliceğine örnektir.

Hareketin ekolojik mücadeleyi ve ekolojik toplum anlayışını direniş savaşının parçasına dönüştürmesi ayrıştırıcı bir özelliktir. Hatta gelecek toplum tasavvurunun ekolojik -demokratik bir toplum olarak konulması ve bu yönde kitlesel seferberlik başlatılması ve çarpıcı pratiklerin gerçekleşmesi önemlidir. Ne var ki hareketin sistematiğinde radikal demokrasi ve post- marksist argümanların belirleyici ağırlığı bulunuyor. Eklektik zaafiyet, ciddi teorik ve ideolojik sorunlara yol açıyor. Kürt özgürlük hareketinin önündeki en temel sorun ideolojik-teorik düzeydedir. Bugün pratiğin olağanüstü yaratıcılığı ve devrimci dönüştürücülüğü bu sorunun konjonktürel olarak aşılmasını beraberinde getirse de, mücadelenin farklı momentlerinde tıkanmalara, önemli problemlere yol açabilir.

Rojava Devrimi devrimin eşitsiz gelişimine somut bir örnek oldu. Devrim heteredoks bir devrim karakterinde gerçekleşti. Kürt özgürlük hareketinin gelişme düzeyini ortaya koydu. Rojava Devrimi’nin bir kadın devrimi içeriğinde ve ruhunda gelişmesi, hareketin ruhunu gösteren bir pratikti. Kobane direnişi ve zaferi devrimin militan, enternasyonalist, feda ruhunu açığa çıkardı. Alternatif toplumsal ilişkiler, (sınırlı) komün ve kooperatif örgütlenmeleri, Kuzey Kürdistan’daki özgün ikili iktidar, fiili özyönetim pratikleri ve alternatif hegemonya deneyimleriyle bütünleşti.

Bütün bu çok boyutlu ve çok yönlü süreç, katastrofun içinde başka bir Ortadoğu arayışı ve dinamiğidir. Etkileride tahmin edilenden çok daha yüksek ve sarsıcıdır.

ORTADOĞU’DA DEVRİMİN GÜNCELLİĞİ

Kürt özgürlük hareketi bir Ortadoğu gücüdür. Politik perspektifini de bunun üzerinden inşa etmektedir. Kürt dağlarının bir enternasyonal devrim ocağına dönüşmesi, Kobane direnişinin enternasyonal bir savaş ve direniş alanı haline gelmesi tesadüfi değil, mücadelenin boyutlarıyla ilgilidir.

Ortadoğu’nun küresel karşı devrim merkezine dönüşmesi, kendi diyalektiğini yaratmış, bu kaos ve katastrof dalgasına karşı Kürt özgürlük hareketinin inisiyatifinde devrimci dönüşüm ve çıkışlar gerçekleştirilmiştir.

En başta Rojava Devrimi ve devrimci inşa süreci Sykes-Picot Anlaşması’nın fiilen sonunu işaretledi.

Sykes – Picot Anlaşması, emperyalist tahakkümü sürekli kılmayı, halkları etnik, mezhebi, dinsel olarak polarize etmeyi, ulus inşa etme projesine uygun biçimde halkları parçalamayı, sürekli düşman yaratmayı amaçlayan bir petro-politik ve bir jeo-politik anlaşmaydı. Bu anlaşma sonucu Arap halkları paramparça edildi. Coğrafyada yirminin üzerinde yapay Arap devleti kuruldu. Kürdistan dört parçaya bölündü ve kurulan yapay devletlerin bir iç sömürgesi haline getirildi.

Yeni konjonktürde (yani Ortadoğu’da 20. Yüzyıldaki tüm gelişmelere damgasını vuran bu anlaşmanın fiilen sona ermesiyle) iki olasılığın önü açıldı. Ya alt üst edici katastrof dalgası ve yeni emperyalist tahakkümü içeren II. Sykes-Picot önü açılacak, ya da başka bir Ortadoğu yaratılacak.

Kürt özgürlük hareketi ve yarattığı pratiklerin, Ortadoğu’daki devrimci, demokratik birikimlerle (başta Lübnan’daki devrimci yapıların, Filistin’de FHKP-C’nin, “öteki İsrail’in” yani İsrail’de demokratik kamuoyunun katkılarıyla) ve Ortadoğu’da Ezidi ve Arap-Nusayri komünalitesi gibi tarihsel dinamiklerle ve en önemlisi Anadolu topraklarının Batı’sında başta işçi sınıfı olmak üzere, sosyal dinamiklerle birleşmesi müthiş bir aura yaratacağı gibi, Ortadoğu devriminin önünü açacaktır. Ortaya çıkan enerji başta Kürdistan’ın her parçasında olmak üzere bütün Ortadoğu’yu sarsacaktır. Bugün Kürt hareketinin Türkiye, Suriye, Irak hatta İran’daki etkili ve dengeleri belirleyici bir güç ve aktör olması yukarıda belirtiğimiz vurguyu güçlendirmektedir. Hatta kırılan fay hatlarının etkisi kendini (kapitalizmin yapısal/organik krizin yaşandığı bu yüksek konjonktürde) Avrupa’nın Akdeniz havzasında göstermesi kaçınılmazdır. Yunanistan’da yaklaşık 6 yıldan beri sürekli ayaklanma halinin olması, muazzam sınıf ve kitle hareketlerin gerçekleşmesi, İspanya, Portekiz, hatta İtalya’da kriz karşıtı hareketler ve kriz dinamikleri bir devrimci dalganın senkronizasyon zeminlerini oluşturuyor. Bir anlamda bölge devriminin olanaklarıyla karşı karşıyayız.

Bügün Kürt hareketinin Ortadoğu devrimi tezlerini ileri sürmesi boşuna değildir, devrimin diyalektiğini görmesi ve devrimin güncelliğiyle hareket etmesinden dolayıdır.

Yani artık Ortadoğu’daki her devrimci gelişme, Ortadoğu devriminin olanaklarını beslediği gibi tüm bölgeyi sarsıcı ve yıkıcı içeriktedir.

Devrimin diyalektiğini besleyen her gelişme, devrimin güncelliği yada imkanı için atılmış muazam bir adımdır.

Özellikle Batı yakasında işçi sınıfının ve anti-kapitalist dinamiklerin sosyal bir anafora dönüşmesi, Ortadoğu devriminin bir imkan haline gelmesinde stratejik bir işlevi olacaktır. Şanşlar ve olanaklar arttı.

Taksim Ayaklanması, sınıfın yeni fraksiyonunun ya da yeni segmentinin toplumsal bir güç olarak sokağa çıkışını simgeledi. Aynı zamanda zengin, renkli, ezber bozucu bir kitle hareketinin sistemi ne derece sarsabileceğini ortaya koydu. “Aşil topuğunu” işaretledi ve Aşilin topuğuna nasıl vurulabileceğini gösterdi. Kobane serhildanı, Kürt özgürlük hareketiyle, Batı yakasında devrimci, demokrat güçlerin birleşik devrimci blokuyla neler yapılabileceği ortaya çıktı. Kobane direnişi ve zaferiyle devrimci komünist hareketle, Kürt özgürlük hareketinin yoldaşlığı, siper yoldaşlığı örüldü. Kobane direnişi, enternasyonalist devrimci-komünist olmanın yolunu işaretledi ve işaretlemeye devam ediyor. Metal işçilerin fiili grevi ve direnişi, geleneksel proletaryanın kapitalist sistem içindeki stratejik yerini ve önemini ortaya koydu. Aktüel “elveda proletaryacıların” ya da post- Marksist tezlerin, melezliklerin, özneyi farklı tanımlamalarla yok sayan ya da içeriğini boşaltan yaklaşımların totolojisini açığa çıkardı. Fabrikalarda, işyerlerinde çalışmanın, biriktirmenin ve öfkenin parçası olmanın stratejik önemini ortaya koydu. Stratejik duruş ve örgütlenmenin yeri ve mekanının altını çizdi. HDP’nin zaferi ise bir momentin kırılması oldu. Çok yönlü mücadeleyle, burjuva lejitimasyon araçlarının nasıl boşa çıkarılabileceğini ve legalitenin istismarıyla neler yapılabileceği ortaya çıktı. Sistemin kendi araçlarıyla ama kitle gücünün desteğiyle nasıl kilitlenebileceği pratik olarak yaşandı. Kapitalizmin komleks ve multi çelişkiler üreten yapısına, patriyarkal karakterine, çok boyutlu yok ediciliğine ve tahakkümüne karşı gelişen kadın özgürlük hareketi, farklı (etnik, mezhebi, cinsel, kültürel, ulusal, ırksal) kimlik mücadeleri, çok yönlü ekolojik mücadele, hayvan özgürlük mücadelesi gibi mücadeleler ve örgütlenmeler, zengin anti-kapitalist dinamikleri ortaya koyuyor. Başka bir dünya arayışının hayatın her alanında doğrudan ve hemen şimdi atılan adımları oluyor.

TARİHSEL VE STRATEJİK İTTİFAK

Sorun bügün parçalı, ağırlıkta tekil, kendiliğindenci karakterde gelişen bu mücadele ve örgütlenmelerin birleşik gücünü yaratmak, enerjilerini kristalize etmektir. Mücadelelerin birliğini oluşturmaktır. Özellikle Taksim ayaklanmasıyla kendini gösteren sınıfın yeni segmentinin mücadelesi, Metal fiili direnişlerinde, dar anlamda kent ve havza grevlerinde yıkıcı gücünü açığa çıkaran geleneksel proletaryanın mücadelesi bügün için iki farklı aks üzerinden gelişiyor. Bu iki aksın ya da sınıfın iki ana kesiminin birleşik, bağımsız, devrimci örgütlülüğünü yaratmak stratejik bir önem taşıyor. Bu yaklaşım diğer anti- kapitalist dinamikleri es geçme manası taşımıyor. Hem o dinamikleri gören, içinde yer alan ama sosyal anaforu yaratmaya stratejik önem veren bir çalışma, Ortadoğu devrimin imkanı için atılmış stratejik adımlar olduğu unutulmamalıdır. Böylesi bir enerjiyle, Kürt özgürlük hareketinin açığa çıkardığı enerjinin füzyonu ve rezonansı Anadolu ve Mezopotamya toprakları alt üst edecek ve olağanüstü gelişmelerin önünü açacaktır. Buradan kırılacak fay hatlarında ortaya çıkan enerjinin Avrupa’nın Akdeniz havzasını sarsması işten bile değildir.

Ortadoğu Devrimi kendi diyalektiğinde gelişiyor. Devrimin olanakları artıyor.

Anadolu ve Mezopotamya’da devrimin güncelliği ancak Ortadoğu Devrimi perspektifiyle olanaklıdır.

Devrimci özneler ontolojini bunun üzerinden kurabildiği, devrimci ve sınıf çalışmasını bu eksende gerçekleştirebildiği oranda mezhep olmaktan kurtulabilir ve devrimin günceliği arayan ve yaratan yapılar haline gelebilir. Bu süreç Kürt özgürlük hereketiyle tarihsel ve stratejik ittifakı koşullayan bir süreçtir.

Ortadoğu Devrimi içiçe geçmiş süreçleri ve dinamikleri bünyesinde taşıyor. Ortadoğu Devrimi perspektifi müthiş olanakların önünü açtığı gibi birleşik devrimci savaşın yaşamsal önemini ortaya koyuyor.

Faşizme karşı mücadele bu perspektifle ancak mana kazabilir.

Artık Anadolu topraklarında her gelişmenin, başta Kuzey ve Batı Kürdistan’da şiddetli etkiler yarattığı, etki dalgalarının Suriye, Irak, Lübnan ve Filistin’de hissedildiği yüksek bir konjonktürün içindeyiz. Aynı şekilde benzer gelişmelerin tam tersinden yaşandığı bir dönemin içindeyiz.

Ortadoğu Devrimi, Anadolu ve Mezopotamya topraklarında devrimin güncelliğidir.

Sorun bu günceliğin mimarı ve hamalı olabilmektir.

Share on Facebook0Tweet about this on Twitter

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir