Ortadoğu’da paylaşılamayan güç: Kürtler – Meral ÇINAR

Share on Facebook0Tweet about this on Twitter

Emperyalist güçlerin -burnunun ucuyla dâhil olanlardan bütün bedeniyle orada var olanlara kadar-bir bataklığa dönüştürdüğü, hegemonya savaşlarının sahnesi haline gelen Ortadoğu’da, Kürt hareketi özgürlükçü, halkçı ve demokratik bir güç olarak öne çıkıyor.

Neden mi?

Suriye ve Irak’ta IŞİD ve diğer cihatçı çetelerle savaşırken kazandıkları her mevzide, yerli halka karşı işgalci bir yönelime girmek yerine, kapsayıcı ve özgürlükçü bir yol izlediği için.

Kürt hareketi, Demokratik Özerklik paradigması doğrultusunda Kürtlerin yaşadığı bölgelerde nasıl ki özgürlükçü bir demokrasi inşasına koyulduysa, hangi etnik kimliğe sahip olurlarsa olsunlar, IŞİD’den temizledikleri her mahalle, köy ve şehirde de “öz savunma ve öz yönetim” güçlerini örgütlüyor.

Böylece kendi silahlı güçlerini çok fazla bölmediği gibi daha da önemlisi, bölgenin öz dinamiklerini özgürleştirip hareketlendirerek kendi öz-savunma güçlerini oluşturmasının önünü açtı.

Amiyane tabirle, “Araplar, Ezidiler, Hristiyanlar, Türkmenler kendi başının çaresine baksın” ya da “Biz hepinizin efendisiyiz, artık hepiniz Kürtleşeceksiniz” demediği için, kendisine uygun gördüğü demokratik özerkliği tüm halklar adına da talep ettiği için bugünkü konumunda.

Batı Kürdistan

Batı Kürdistan’da Türkiye’nin güneyindeki sınır hattı boyunca çok geniş bir alanı tutan Kürtler, El-Bab üzerinden diğer kantonlarla Afrin kantonunu birleştirip Kuzey Suriye’yi İŞİD’den tamamen temizlemek derdindeydi. Fakat Türkiye’nin önce Cerablus’a girmesi ve ardından El-Bab’a kadar ilerlemesi, Kürtlerin de Menbiç’de durup mevzilenmesine yol açtı.

Kürtlerin kantonları neden birleştirmek istediği çok açık; Türkiye’nin de neden engellemek istediği. Türkiye taciz atışlarıyla Menbiç ve çevresine yöneliyor olsa da henüz oraya dönük bir topyekûn saldırı yönelimine girmiş değil.

Bu konumlanışında, Rusya ve İran’a karşı yıllardır direttiği yanlış politikalardan geri adım atıp taviz vererek imzaladığı ateşkes antlaşmasının da payı var. Her şeye rağmen yine de ABD ile karşı karşıya gelmek istememesinin de.

Suriye’de muhalif gruplar arasında imzalanan ateşkes antlaşmasının içerisinde SDG’nin isminin olmaması konusunda taviz vermiş olsa da, Ruslar henüz Türkiye’ye Kürtler konusunda açık çek vermiş değil, verecek gibi de görünmüyor. Rusya, Erdoğan’ın Rojova’ya karşı kurulmasını hayal ettiği ortak cephe içerisinde yer alıp, Kürtleri doğrudan ABD’nin “kollarına bırakmak” istemeyecektir.

Rusya, kendi çıkarlarını öne çıkararak, Esad rejimi, Türkiye ve Kürtler arasında bir denge kurmaya çalışıyor.

Rakka operasyonu

Kürtler ise, Rusya ve Türkiye’nin Halep operasyonunda antlaşmasından sonra, ABD ile birlikte Rakka operasyonunu başlattı ve çok ciddi ilerlemeler kaydediyor. Gün be gün kilometrelerce ilerleyip; tek tek mahalleleri köyleri özgürleştiriyorlar.

Burada ABD ile yapılan anlaşmalar çok önemli. Esasında Kürt hareketinin tercihi çoğunluğu Arap olan Rakka’ya ilerlemek yerine, El-Bab’a ilerleyip kantonları birleştirmek olabilirdi. Fakat o zaman T.C askeri ile doğrudan savaşa girecekti ve ittifaklar zemini ayağının altından bir anda kayabilirdi. Kürtlerin ise, T.C.nin onca taciz atışına rağmen daha soğukkanlı davranarak, TC’nin IŞİD’e yenilgisini ya da ağır hasar almasını bekledikleri anlaşılıyor.

ABD Rakka operasyonunu IŞİD’i bitirmek için başlatmış gibi görünse de, durum daha farklı ilerliyor. Savaşın seyrine bakıldığında, aynı zamanda, IŞİD’i Batı’ya (Esad ve Rusya’nın üzerine) doğru sürüklüyor gibi. Rakiplerini uğraştırmak istediği anlaşılıyor. Bu durum Kürtlerin önünü açabilir.

Kürtler, Suriye savaşı boyunca gösterdikleri soğukkanlı, sakin ve dengeli savaş stratejisini sürdürmeye devam ediyor.

Esad’la ilk defa 15 Eylül’de Rusya aracılığıyla masaya oturan Kürtler, masadan herhangi bir anlaşmayla ayrılmadılar. Suriye savaşından bu yana aralarında çok ciddi çatışmaların yaşanmadığı hatta resmi olmayan bir ateşkesin olduğu Esad güçleri ile en son Halep’te bir Kürt Mahallesi olan Şeyh Maksud’da karşı karşıya geldiler. Herhangi bir çatışma yaşanmamasına rağmen, aradaki ilişkilerin ne kadar pamuk ipliğine bağlı olduğunu ve aralarında düşmanlık ve zorunlu iş birliğinin iç içe geçtiği bir durum yaşandığını anlayabiliriz.

Kuzey Suriye’de kurulacak olan Kuzey Suriye Federasyonunun isminden Rojova’nın çıkarılması ise, farklı etnik ve dini grupların kapsanması dışında, Şam yönetimiyle kurulacak dengelerin gözetilmesiyle de çokça alakalı.

Sonuç olarak, Kürtlerin Suriye’deki ilerleyişi hızlı ve sağlam adımlarla devam ediyor.

Fakat ABD ve Rusya gibi iki emperyalist güçle denge kurup, ittifak yapmanın da getireceği bir dizi tehlikeye yeterince hazırlar mı, ilerde görülecek.

Güney Kürdistan

Başika kampındaki Türk askerleri nedeniyle gerilen Irak-Türkiye ilişkileri, son günlerde “Rusya-İran-Türkiye” bloğunun oluşmasıyla birlikte yeniden düzelme eğilimleri gösteriyor.

Şengal’in yeni bir Kandil olmasını istemediklerini açıklayan Erdoğan, Bağdat ve Erbil’in desteğini alarak PKK’yi Şengal’den çıkartmak derdinde. Bağdat yönetiminin, kısa zaman önce önce işgalci güç diye neredeyse savaşacakları T.C devletiyle, böyle bir pazarlığa neden oturdukları, arkada ne gibi pazarlıkların döndüğü ise meçhul.

PKK’nin açıklamalarından anladığımız kadarıyla, geri çekilme anlaşması zaten yapılmış. Peki, şimdi KDP’nin savurduğu tehditler ne anlama geliyor?

Elbette Türkiye de Irak yönetimi de biliyor ki; PKK orada ilk defa bulunmuyor, aksine yıllardır Şengal örgütlenmesi için uğraşıyor.

En son İŞİD’in saldırısında KDP’li peşmergelerin arkalarına bakmadan kaçarak Ezidileri ölüme terk etmesi ve binlerce Ezidi’yi PKK’nin kurtarması, örgütlülüklerini güçlendirdi.  Ardından öz savunma güçlerini (YBJ, YBŞ) ve öz yönetim meclislerini kurmasıyla birlikte zaten PKK’nin geri çekilme süreci başlamıştı.

KDP ve Barzani ile ilişkileri iyi olan Erdoğan’ın, Güney Kürdistan’da yeni bir Birakuji savaşı çıkartmayı hedeflediği anlaşılıyor. Daha önce Kuzey Irak’ta PKK ve KDP, sonrasında YNK ve KDP arasında çıkan savaşın bir benzerinin, bir tarafta YNK-GORAN-PKK öteki tarafta KDP’nin olduğu haliyle yeniden gündeme gelmesi takip edilmesi gereken bir durum. KDP böyle bir savaşa girdiği takdirde, ezilerek çıkacağı aşikâr. Fakat bu durum, Kürtlerin Güney Kürdistan’daki kazanımlarını geriye götürecektir.

Burada Kürtler için en akıllıca çözüm, Ortadoğu’da ciddi bir güç olmuşken, Kürt Ulusal Kongresini toplamak olacaktır. Bu yönelime şimdilik tek karşı duran KDP. KDP’nin önünde iki seçenek var; ya yeni bir Birakuji savaşı ve bu karmaşada IŞİD karşısında büyük bir yenilgi; ya da Kürt Ulusal Kongresi içerisinde yer almak olacak.

Görünen o ki, Kürt hareketi yaklaşan yol ayrımları ve tehlikeli ittifakların arasında, sürekli değişen dengelerde sürekli yeni güç odakları oluşturarak ilerlemeye devam ediyor.

Share on Facebook0Tweet about this on Twitter

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir