Ortadoğu’da savaşın şiddeti de alanı da büyüyor – Mert KÜÇÜK

Share on Facebook5Tweet about this on Twitter
  • Masadaki hesap Musul’a uyar mı?

Yılan hikayesine dönüşen Musul’u “kurtarma” operasyonu nihayet başladı. Uzun süredir devam eden “kim Musul’a girecek” ve sonrasında “kim Musul’da kalacak” pazarlıkları ise hala devam ediyor. Bu pazarlık süreci hem operasyonun gidişatını hem de sonrasını belirleme konusunda oldukça önemli olacak.

Musul kapışması

Musul operasyonunun esas gücünü Irak ordusu, Peşmerge güçleri ve Haşd eş Şaabi oluşturuyor. Bunlarla birlikte Türkiye’nin eğittiği Haşd el Vatani güçleri, Sünni aşiretlerin oluşturduğu ve Irak ordusu ile hareket eden Haşd el Aşairi ve Musullu Hıristiyanların kurduğu birlikler de bu operasyona katılıyor.

Belirtilen bu güçlerin operasyona katılımlarının belirlenmesinde, hem bu güçlerin birbirleri arasındaki hem de “müttefiklerinin” birbirleri arasındaki pazarlıklar önemli bir etken oldu. Iraklı güçler, özellikle Irak hükümeti ile Peşmerge güçleri, arasındaki kente kimin sahibi olacağı sorusu kısmi olarak çözüme kavuşturulsa da hala tartışmalı. Irak ordusunun öncülüğünde kente girilmesi ve Peşmerge ile Haşd eş Şaabi’nin kente girmeyip çevresinde duracağı konusunda bir konsensüs oluşmuş durumda. Fakat Barzani’nin gözü daima yeni Irak Anayasası kabul edildiğinden beri durumu tartışmalı olan Musul’da. Dolayısıyla Peşmerge hem olası bir boşlukta Musul’u ele geçirmek için önemli mevziler kapmak, hem de Musul’a girmemesi üzerinden kimi kazanımlar elde etmeye çalışacaktır.

Öte yandan Iraklı Şiilerin Ayetullahı Ali Sistani’nin çağrısıyla kurulan Haşd eş Şaabi de bu durumu kolayca kabul etmeyecektir. Her ne kadar içinde Sünniler ve Hıristiyanlar bulunsa da belkemiğini Şiilerin oluşturduğu Haşd eş Şaabi, hem yolsuzluk hem de parasal ve teknik bağlardan dolayı ABD’ye sıkıca bağlı olan Irak ordusundan farklı bir yapıya sahip. Haşd eş Şaabi, İran’a tamamen angaje olmamakla birlikte Arap kimliğini de öne çıkartan ayrı bir güç olarak Musul’a olabildiğince yakın ve “hakim” olmaya çalışarak kendini ortaya koymaya çalışıyor.

Irak ordusu ise Musul üzerindeki hakimiyetini ne Peşmerge ile ne de Haşd eş Şaabi ile paylaşmayıp, IŞİD fırtınası sonrasında dağılan “karizmasını” toparlayarak, ülkedeki esas gücün kendisi olduğunu göstermek istiyor. Irak ordusunun diğer iki gruba nazaran “ulusal” niteliğe ve Musul yerel güçleriyle bağlantılara sahip olması, kendisinin bu süreçte önde olmasını sağlıyor.

ABD ve İran’ın hesapları

Iraklı güçlerin yanı sıra ABD ve İran da operasyon aracılığıyla bölge politikalarını uygulamaya yönelmiş durumdalar.

IŞİD’in bölgeye yayılmasında önemli pay sahibi olan ABD, Musul üzerinden hem Irak hükümeti hem de Barzani üzerindeki hegemonyasını devam ettirmek istiyor. Diğer yandan da IŞİD’i Suriye’ye doğru kürerek hem Suriye’ye girmeyi, hem de Suriye-İran-Rusya’yı yeni bir IŞİD dalgasıyla zor duruma sokmayı planlıyor.

Nükleer anlaşma sonrası Ortadoğu’da önü açılan ve kaldırılan ambargoyla birlikte özellikle AB sermayesiyle ilişkilerini giderek geliştiren İran için de Musul büyük bir önem taşıyor. Bu yüzden İran bir yandan Haşd eş Şaabi aracılığıyla diğer yandan ABD’nin etkisinden kurtarmak istediği Irak ordusu ile yaptığı “ittifakla” Musul üzerinde egemen olmaya çalışarak, Ortadoğu’daki etki alanına bir “mevzi” daha katmayı hedefliyor.

Bütün bunlarla birlikte gerek Kerkük saldırısı, gerekse Musul çevresindeki hazırlıklar IŞİD’in kolay teslim olmayacağını gösteriyor. Dolayısıyla tarafların bütün hesaplarının kolayca ve kısa sürede gerçekleşebilmesi pek mümkün gözükmüyor. Fakat operasyonun bitiminde IŞİD’in Musul’dan çıkarılacağı öngörülebilirse de, sonrasında Musul’un kime kalacağı sorusunun cevaplanmasında operasyon sürecinde yaşanacaklar ile belirtilen aktörlerin pozisyonları ve güçleri belirleyici olacaktır.

  • Halep düğümü sıkılaşıyor

4 Eylül’de başlayan Halep kuşatması bütün hızıyla sürüyor. Savaş öncesinde ülkenin ekonomik merkezi olan, fakat savaşla birlikte Suriye’de savaşan taraflarının tüm güçlerini ortaya koydukları arenaya dönüşen Halep, savaşın sonucunu belirleyecek yer olma özelliğini de taşıyor.

Halep “asabiyeti”

Esad-İran-Hizbullah hattının büyük bir güçle başlattığı kuşatma, yavaş fakat kararlı bir süreklilikle devam ediyor. Geçtiğimiz iki ay boyunca hem kuşatılan alana yönelik saldırının şiddeti hem de kuşatmanın kırılabileceği alanlara yönelik saldırılara karşı gösterilen savunma dirayeti bunun en büyük göstergesi. Esad-İran-Hizbullah hattı Halep’in alınmasını savaşı kazanmakla eş görüyor, çünkü Halep’e sahip olduklarında hem “muhaliflerin” moral ve motivasyonlarını bitirerek çöküşe sürüklemiş hem de ekonomik, siyasal ve toplumsal açıdan büyük bir kazanım sağlamış olmayı planlıyorlar. Bu yüzden Palmira’nın alınmasından sonra Rusya’nın Halep kuşatmasına helikopter ve uçaklarla fiilen katılması bu hattın “asabiyetini” ortaya koyuyor. Gösterilen bu “asabiyet” ortaya koyduğu pratiklerle sadece bir

mevzi/alan/güç kazanmadan ibaret olmadığını, savaşı sonuna kadar götürme iradesini de içerdiğini gösteriyor.

ABD Halep’ten vazgeçti mi?

ABD’nin “girişimleriyle” başlatılan Musul operasyonu, Halep ile Musul’un ABD ve Rusya arasında paylaşıldığına dair analizlere yol açmış durumda. Fakat hem hegemon güçlerin böyle bir “Kayserili” pazarlığına girme gerçekliğinin olmaması hem de savaş alanının yakıcılığı bu analizleri boşa düşürmüş durumda.

Kuşatma sürecinde ABD uçaklarının “bilmeden” vurarak altmışa yakın Suriye askerini öldürmesinde olduğu gibi ABD’nin farklı yerde fakat doğrudan müdahalesi devam ediyor. Bununla birlikte “muhalif” El Nusra ise hem sivilleri hem de insani yardım konvoylarını vurmaya devam etmekle kalmıyor, kuşatmayı kırmak için bütün güçleriyle Halep’in batısına büyük bir saldırı düzenliyor. Dolayısıyla ne Halep’in Rusya’ya bırakılmışlığı var ne de “muhaliflerin” Halep’i öylece terk edeceği.

Halep kuşatmasının kendi öznel niteliğinin yanı sıra Suriye savaşının gidişatı açısından bütünsel bir anlam da taşıyor. Savaş sürecinde tarafların genel anlayışı olabildiğince mevziler kazanarak “barış” görüşmelerinde masaya daha güçlü oturmaya çalışmak idi. Halep kuşatmasında gösterilen “asabiyet” ise Rusya-Esad-İran-Hizbullah hattının bu anlayış dışına çıkarak, doğrudan sonuca ulaşmayı hedefleyen bir anlayışa yöneldiklerini gösteriyor. Nitekim artık “barış” görüşmelerinin esamesinin okunmaması, her iki tarafın da savaş alanına yöneldiğini gösteriyor. Dolayısıyla Halep’te giderek sıkılaşan düğümün çözümü, savaşın sonucunu belirlemede giderek büyük önem kazanıyor.

  • Yemen’de savaş büyüyor

Husilerin belkemiğini oluşturduğu Ensarullah’ın önderliğinde başlayan ve Suudi Arabistan karşıtı olanların da katılımıyla büyüyen direniş, Suudilerin Yemen’deki bataklığını genişletiyor. Suudiler için giderek felakete dönüşen savaşta “füzeler” dönemi de başlamış durumda.

Husilerin öncülüğündeki direniş yayılıyor

Geçtiğimiz aylarda “Yemenli mühendislerin” ürettiği belirtilen Burkan isimli füzenin Suudi hedeflerini vurmasıyla savaşta yeni bir boyuta geçilmişti. Nitekim bu füzenin ardından Birleşik Arap Emirlikleri’ne ait bir savaş gemisinin yine füzeyle batırılmasıyla birlikte “dışsal” saldırılara karşı savunma durumunda bulunan Yemen ordusu-Ensarullah’un artık saldırı durumuna geçtikleri görüldü.

Diğer yandan Yemen ordusu-Ensarullah güçleri, Yemen sınırındaki Suudi bölgeleri Nicran ve Hizan’da ilerlemeye devam ederek kent merkezlerine yaklaştılar. Ayrıca bu bölgedeki aşiretlerin de desteğini almaya başlayan bu güçler, savaşın alanını Kuzey Yemen’den Suudi Arabistan’ın güneyine doğru yaymış durumdalar.

Suudiler çıkmaz içinde

Yemen’deki savaşa müdahil olmasıyla birlikte yaptığı hava saldırılarıyla binlerce sivilin ölmesine neden olan Suudi Arabistan, artık savaşın önderliğini yürütemeyeceği bir noktaya doğru ilerliyor. Saldırılarına başladığından beri bütçe açığı 200 milyar dolara yaklaşan Suudi ekonomisi savaş giderlerini karşılayamayacak durumda.

Bununla birlikte Suudilerin varlığının en büyük teminatçısı ABD ise savaşa fiilen girmeye yönelik hamlelerine başlamış durumda. Yemen ordusu-Ensarullah’un füze saldırılarına cevap gecikmedi ve ABD gemileri kendilerine saldırıldığı gerekçesiyle Husilere ait hedefleri vurdu. “Tehlike oluşturan hedefleri vurmaya devam edeceğini” belirterek ABD, savaşa fiilen dahil olduğunu açığa vurmuş oldu.

ABD’nin savaşa fiilen girmesi, her ne kadar Suudilerin ve ortaklarının güç kazanmasını sağlayacak olsa da, savaşın bitmesini sağlama konusunda netlik sağlamayacaktır. Yoğun saldırılardan sağlam ve kazanımlar sağlayarak çıkan ve envanterlerine füzeleri de katan Yemen ordusu-Ensarullah güçlerinin ABD’ye bir ikinci Vietnam/Afganistan/Irak yaşatma potansiyelleri oldukça yüksek. Bu durum Yemen’deki savaşın hem şiddetinin hem de alanının giderek büyüyeceğinin işaret ediyor.

Share on Facebook5Tweet about this on Twitter

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir