Özünü arayan HDP – Emrah ARIKUŞU

Share on Facebook24Tweet about this on Twitter

 

15 Temmuz darbesinde, sistem içi güçler hesaplaşırken, toplumsal güçler de sarsıldı.

HDP, bu tarz yüksek gerilimli durumlarda olduğu gibi gene zorlandı ve hata yapma riski ile karşı karşıya kaldı.

Darbe karşıtı ortak bildirinin yayınlanması parlamenter siyaset yürüten bir parti için zorunluluk olarak görülebilse de, hemen ardından gelen darbe açıklamalarında “AKP’nin Cemaati beslemesi ve büyütmesinin darbeye yol açması sebebiyle AKP’den öz eleştiri beklenmesi” beyanı hatalı gidişata yön verdi. AKP’den kendisini inkar etmesi mi isteniyor?

Öte yandan, bu “beklenti siyaseti”, HDP’nin Saray’a çağrılmaması ve ardından Yenikapı mitingi tartışmaları sonrasında, bu sefer de HDP’yi “dışlanan parti” olarak gösterme yönlü politikayı öne çıkardı.

HDP dışlanıyormuş? Hiç içerildi mi ki? HDP merkezi nereye içerilmek isteniyor ve zaten HDP “dışlananların” partisi değil miydi?

Yapıcı olmak

Burada niyetimiz, mücadele içinde olan, yüzlerce yöneticisi tutuklu ve bir o kadar da alnına dayanan silahla siyaset yapmaya çalışan insanların olduğu bir partiye vurmak değildir.

Dikkat çekmek istediğimiz konu ya da sorduğumuz soru şu, 7 Haziran’da başarıya ulaşmış bir parti, her şok darbesinde (7 Haziran sonrası, Suruç ve Ankara katliamları,1 Kasım seçim darbesi) ve son olarak 15 Temmuz darbesinde, neden kendi misyonunu oynayamıyor?

CHP, bozuk saatin bir kez de olsa doğruyu göstermesi misali Taksim çağrısıyla yüz binleri beklentiye sokup beklentiyi karşıla(ya)mazken, 6 milyon oy almış ve nitelik olarak çok daha güçlü ve direngen bir parti tam da bu dönemde hamle yapabilirdi, yapamadı.

Şayet HDK örgütlülüğü yaratılmış olsaydı, bugünün vali ve kaymakamların bu kadar yetkili olduğu ve meclisin kuklaya döndüğü OHAL koşullarında, tam tersi bir zeminde kurulmuş olan halkın kendi meclisleri halkın nefes boruları ve hatta alternatif iktidar odağı olacaktı. Mesela, kaçan bu “fırsat” görülüyor mu? Sanki, böyle bir gündem bile yokmuş gibi davranılıyor.

Burada HDP içindeki sosyalistlerin de takkeyi önüne koyarak düşünmeleri mücadelenin yararına olacaktır.

Açık konuşmak gerekirse, parlamenter siyasetin hakim olduğu Ankara merkezli bakış, HDP’nin halklaşma pratiğinden uzaklaşmasına sebep oluyor.

Kürt coğrafyasında özgürlük hareketinin yarattığı örgütlülükle halklaşma sağlanırken aynı durum “Batıda” denenmemiştir bile.

Bu örgütlenmenin açığa çıkacağı zemin olan HDK ise, uçurumun kenarında yazık ki belli olan kaderine terk edilmiştir.

Yol ayrımı

HDP bir liberal-demokrat burjuva partisi değildir. Kendini radikal demokrat olarak nitelemektedir. Halkın tüm kesimlerinin sözcülüğünde yolunu çizmeye çalıştığını iddia ediyor.

Ancak dışarıdan bakıldığında ise, sistem içi liberal burjuva bilincine eğilimli bir duruşun etkisi kendini göstermektedir. Darbe sonrasında yükselen savaş koşullarında patlayan bombaların ardından “koşulsuz” silah bırakma ve ateşkes çağrıları ile çıkış aranması, başka nasıl olabilir ki?

Diğer taraftan yoksul Kürt dinamiği ise, dilinde radikal demokrasi olsa da eyleminde halkı ve onun hareketini esas alan devrimci demokrat bir yöntemi ortaya koyuyor.

Ayrım tam da bu noktada açığa çıkıyor.

HDP’ ye düşen görev, şoklarla sarsılıp zorlandığında yolunu ararken özüne dönmesi ve kendi bağımsız hattından yürümesidir.

Tüm toplumsal direniş odaklarını ortaklaştıran, Kürt halkının özgürlük arayışını Aleviler, kadınlar, LGBTİ hareketi, ekolojistler ve işçilerin meşru toplumsal talepleriyle ortaklaştıran bir alan inşa etmek gerekiyor.

Bu alan, ancak “beklenti” siyasetini tümüyle terk ederek ve tam tersi bir siyasal tutumu benimseyip, AKP’nin seçeneği olma bilinciyle inşa edilebilir.

Share on Facebook24Tweet about this on Twitter

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir