Pedagojik Formasyon almak uğruna psikolojimiz bozuluyor – Kader Ortakaya

Özgürlükçü Gençlik Dergisi, sayı 10, Ekim 2010

Birçok ülkenin tarihinde olduğu gibi Türkiye tarihinde de ekonomi politikalarının değişimi, toplumsal muhalefeti önlemek için darbelerle yürürlüğe girer. 12 Eylül 1980 tarihinde Türkiye’de yapılan darbe sonrasında neo-liberal politikalar hayata geçirildi. Neo-liberal politikaların eğitime uygulanmasıyla, eğitim, insanların temel ihtiyaç ve hakkı olmaktan çıkarılıp sermayenin rant alanına, parası olanın satın alabileceği bir meta haline dönüştürüldü.

Üniversitelerde bu politikaların uygulayıcısı olarak da 6 Kasım 1981’de YÖK (Yüksek Öğretim Kurumu) kuruldu.

Eğitim, insanın temel ihtiyacı olmaktan çıkartılıp, eğitimi veren kurum açısından rant alanı, eğitim alan öğrenciler açısından ise kendisine bir yatırım olarak görülüyor.

Neo-liberal politikların uygulayıcısı, sermaye işbirlikçisi YÖK, üniversiteden mezun olan öğrencinin daha iyi meslek sahibi olduğunu ve eğitimi ihtiyaç olarak değil bireyin kendisine yaptığı yatırım olarak görüyor kendisini bu düşüncelerle meşrulaştırıyor. Bugün milyonlarca işsizin içinde üniversite mezunu oranının azımsanmayacak bir oranda olması dikkat çekiyor. Diğer yandan üniversite mezunlarının asgari ücret karşılığı çalıştığını görmezden gelerek harçlara her yıl zam yapmaya çalışıyor ve yapmak istediğimiz her iş için bizden ayrıca sertifika isteniyor. Bu sertifikalar karşılığında iş bulma garantimizin olmamasına rağmen, biz öğrencilerden binlerce lirayı bulan ücretler istenmektedir. Fabrikalar için nitelikli iş gücü nasıl kâr maksimizas- yonu için vazgeçilmez ise, üretime nitelikli bir girdi olarak görülen bilgi de vazgeçilmezdir; tabii bu nitelikli bilginin öğrencilere verilme ücreti de niteliğine göre değişiyor. Üniversiteler toplum için değil, sermaye için bilgi üretilen alanlara dönüştürülmüştür.

Sertifika Programları

Eğitim (tıpkı diğer alanlarda olduğu gibi) sermayenin ihtiyacına göre, arz talep dengesine göre düzenlenmektedir. Örneğin, zihin engelliler öğretmenliği bölümü mezun sayısı az olduğundan zihinsel yetersizliği olan öğrencilere eğitim veren özel kurumların bu alandan mezun öğretmenlere daha fazla maaş vermemeleri için hemen bu öğretmenleri ikame edecek şekilde, sınıf öğretmenliği bölümünden mezun olan öğrencilere bu alana yönelik ücret karşılığı sertifika verilmektedir. Böylece, bu işi yapabilecek öğretmen sayısı arttırılmakta ve bu alandaki öğretmenlerin maaşlar düşürülmektedir.

Nasıl çan eğrisi aynı sınıftaki öğrenciler arasında birbirine ders notu bile vermeyecek derecede rekabete yol açıyorsa, şimdi de sertifika programlarıyla bölümler arası bütün üniversite öğrencileri yarıştırıyor. İnsana insanca değer vermeyen kapitalist sistem, biz öğrencileri de ilköğretim sıralarından başlayarak yaşamımızın sonuna kadar yarış atı olarak görüyor. Hepimizin, her alanda sertifikası olsa bile, kapitalist işletmeler biz öğrencilerden daha fazlasını isteyecek yine ve bizi elekten geçirecekler. En nihayetinde, yine bir çoğumuz işsiz kalacak yada asgari ücretle çalışacak. Çünkü rekabetin olduğu yerde herkese yer yoktur. Rekabet, biz öğrencileri birbirimizden uzaklaştırmakta, bencilleştirmekte insan olmaktan çıkarıp sermaye yararına daha çok işleyen bir makinaya dönüştürme çabasındadır. Görüyoruz ki, bu sistem bize onurlu bir gelecek vaat etmiyor.

Pedagojik Formasyon

YÖK, hergün değiştirdiği yönetmelikleriyle biz öğrencilerin yaşamını yap- boza çeviriyor. Her sene başında değişen kredi sayıları, sınav sistemleri, sınavlarda çekilen kopyalar, eğitim sisteminin çürümüşlüğünü, uygulanamazlığını da gösteriyor. Dershanelerin, üniversitelerin kasaları dolarken biz emekçi ve işçi çocukları öğrenciler bunların bedelini ödüyoruz.

Önceki dönemlerde tezsiz yüksek lisans diye bilinen ve Akademik Personel ve Lisansüstü Eğitim Giriş Sına- vı(ALES) ‘in %50’si, lisans ortalamasının %25’i, mülakatın 25’i alınarak öğ

renci alımı yapılan ve öğretmenlik dışında da alternatifleri olan pedagojik formasyon üniversite mezunlarına veriliyordu. Geçtiğimiz sene gündeme gelen değişiklikle, lisans öğretimine devam eden öğrencilere de verileceği açıklandı. Kriter olarak, her üniversitenin kendi belirleyeceği ücret ve 2,5 genel lisans ortalaması isteniyor. Sistemin bu katılığı, ilk cinayetini İzmir’de işledi. Genel ortalaması yetmediği için üniversite mezunu bir öğrenci kendisini beşinci kattaki evinin balkonundan atarak intihar etti.

Sene başında okullarda öğretmenlik sertifikası, yani pedagojik formasyonun 3. ve 4. sınıf ve mezun öğrencilere verileceği açıklandı. Açılan 300-400 kişilik kontejanlara binlerce öğrenci başvurdu. Başvurusu kabul edilen ve kesin kayıt yaptıran 4. sınıf öğrencilerinin başvurusu kayıtların son günü YÖK tarafından iptal edildi. Gerekçe olarak da üniversitelerin konuyu “yanlış anlamaları” gösterildi. Okullarda dersler başladıktan üç hafta sonra YÖK yeni bir karar açıkladı: Pedagojik formasyon hakkı ellerinden alınan 4.sınıf öğrencilerinin (tabiî ki para kar- şılışında) formasyon alabilecekleri söylendi. Bugün YÖK kararlarına göre doğru olan bir şey yarın yanlış olabiliyor yada tamamen ortadan kalkabiliyor. Böyle bir durumda da mezun öğrencilerin alternatifi kalmıyor. Tıpkı İzmir’de intihar eden öğrenci arkadaşımız gibi. Görüyoruz ki kapitalist sistemde, eğitim de kendi içinde tutarsızlıklarla dolu. Bu tutarsızlığının mağdurları da yine biz öğrenciler oluyoruz.

Ticarethaneye dönüşen üniversiteler, öğrencilere öğretmen olabilme, atanabilme ihtimalini bile öğrencilere para ile satıyor. Kapitalist sistemde üniversiteler, bilimsel eğitim için değil kendi döner sermayelerinin kontrolünü kendileri sağlamak için özerk olmak istiyor.

Üniversiteler, öğrencilerden öğretmenlik sertifikası karşılığında 2.000 ila 3.000 lira arasında değişen miktarlarda para istemektedirler. Anadolu Üniversitesi ise, öğrencilerden alacağı parayı henüz belirlemediği için, kayıt esnasında öğrencilere açık senet imzalattı. Öğrenciler kayıt yaptırmak zorunda oldukları için ne kadar ücret ödeyeceğini bile bilmeden bu senetleri imzalamak zorunda kaldılar. Bu senetlerin öğrencilere imzalatılmasıyla, üniversite ile öğrenci arasındaki ilişkinin tüccar- müşteri ilişki olduğu gözler önüne serilmiştir. Bankalardan kredi çekmek dışında pek alternatifi olmayan işçi- emekçi çocukları, öğrencilerin aldıkları öğrenim kredileriyle, Kredi Yurtlar Kurumuna binlerce lira borçlu olarak mezun olacakları yetmiyormuş gibi, şimdi de formasyon ücreti için bankalara binlerce lira borçla mezun olacaklar. Üstelik çoğumuz mezun olunca diplomalı işsiz olacağız.

Ne Yapmalı?

Görüyoruz ki, yıllarca sınavlarda dirsek de çürütsek, birçok sertifika da alsak; kolumuzda çember çevirirken, ayağımızla top da sektirsek; anadilimizde eğitim yasakken, birden çok dilde konuşmayı da öğrensek; yine işsizlik, güvencesizlik, en nihayetinde geleceksizlikten kurtulamayacağız.

Çözüm: İnsanca yaşam için mücadelede, rekabete karşı birlik olmakta;

YÖK’ü, sınavları kaldırmakta, parasız bilimsel, anadilde eğitim mücadelesinde en nihayetinde de geleceğimiz için örgütlenmekte, sermaye ve onun için üniversiteleri ticarethanelere dönüştürenleri hedef almaktadır.

Leave a comment

Your email address will not be published.


*