Restorasyon olasılığında İmamoğlu cephesi – Perihan Koca

İç politikadaki olağanüstü gidişatta; restorasyon olasılığı uzun zamandır ülke gündemindeki yerini korumaya devam ediyor. Özellikle de 31 Mart-23 Haziran yerel seçim takvimiyle oluşan siyasal denklemle birlikte, bu olasılık restorasyon güçlerine el yükselten yeni güncellikler kazanmış durumda. Üstelik şimdi bu olasılığın yaşamda somutlanabilmesi için epeydir aranan aktör de, Ekrem İmamoğlu şahsında bulunmuş vaziyette.

Restorasyonun tek bir biçimi olmayacağı gibi, gelişen yeni durumlarla birlikte, restorasyon sürecinin öncülüğü için konuşulan tek aktör de İmamoğlu değil. Ama aktörler arasında en öndeki ve popüler isim o.

Tarihsel ve kurumsal bakış

Restorasyon olasılığında İmamoğlu cephesini analiz ederken, İmamoğlu gerçekliğini kurumsal ve tarihsel bir tartışma zeminine çekerek değerlendirmek elzem. Başka türlü bir değerlendirme şekli şahsiyatçı ve kendiliğindenci bir yorumlamaya tabi tutuş olacak ve bizi gerçeklikten uzak, farklı sapmalara, şaşı bakışlara yöneltecektir.

Zira Kılıçdaroğlu’nun genel başkanlık koltuğuna oturduğu andan itibaren dümeni sürekli sağa kırması, her kritik kavşakta Erdoğan ve AKP’nin bastonu işlevini görmüş olması nasıl

kendiliğinden ve şahsi bir pozisyon alış değil ise, İmamoğlu’nun belediye başkanlığı koltuğuna oturur oturmaz makamında Kur’an okutmasından Erdoğan’la namaz kılmasına kadar sıkça dini ritüellere başvurması da kendiliğinden bir oluş değil, günün koşullarının gerektirdiği politik denklemde, sözcülüğünü yaptıkları oluşun içinde pozisyon alıştır.

Devlet partisi olarak CHP

Devlet ve sermayenin sadık sözcüsü konumundaki CHP, kurulduğu günden bu yana bir siyasi parti olmaktan çok bir devlet kurumu olarak var oldu. Bizzat devlet eliyle doğmuş ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu gücü olan Kemalist öznenin siyasi partisi olarak şekillenmiş bir devlet partisinden söz ediyoruz.

Ordu merkezli yapının bozuma uğrayıp yeni bir statü kazanmasıyla birlikte, ordu ve devlet bürokrasisi güdümlü bir parti olmaktan ziyade, daha çok sermaye ile eşleşmiş bir parti konumunda yer alıyor CHP. Eskinin egemenleriyle sıkı ilişkisini sürdürse de esas olarak TÜSİAD odaklı sermaye güçleriyle uyumlulaşmış bir yapıya bürünmüş durumda.

CHP, Türkiye tarihindeki çeşitli rejim ve iktidar uğraklarında, devlet ve sermaye ilişkilerindeki dengeler üzerinden doğrudan belirlenerek, temel saikleri aynı kalmakla birlikte, yeni güncellikler kazanarak yol aldı. Partide açılan Kılıçdaroğlu sekmesiyle oluşagelen “yeni yapı” şimdilerde açılan İmamoğlu sekmesiyle yeni bir içerik kazanarak şekil aldı, almaya da devam ediyor.

Kılıçdaroğlu ile açılan politik hat, bugün İmamoğlu ile yeni bir boyut kazanarak, neoliberalizmle bütünleşmiş merkez sağ burjuva siyaseti konumlanışı üzerinden derinleştiriliyor.

İmamoğlu’nun belediye başkanlığı yönetiminde büyük sermaye güçlerinin CEO’ları olarak bildiğimiz isimlerden oluşan bir kadro yaratması, o meşhur saray toplantısındaki pozisyon alışı, uluslararası sermaye güçlerinin ana merkezlerine yapmış olduğu ziyaretler, Türkiye’de küresel sermayeye verilen büyük yemekli toplantılar İmamoğlu üzerinden atılan restorasyoncu hamleler olarak okunabilir.

Bir belediye başkanının uluslararası ekonomik ve siyasal alanda bunca boy göstermesi tesadüf olmadığı kadar, salt belediye başkanlığı planıyla sınırlı bir ufuk olmadığını da açıkça gösteriyor.

CHP’nin tarihsel kodları

Ancak Türkiye sermayesinin özgün tarihselliğindeki kimi sürtünme noktaları restorasyoncu gidişin yürüyüşünün içeriğini ve ritmini belirliyor.

Osmanlı’dan devralınıp kapitalizme uyarlanan despotik yapı farklı biçimler alarak

sürüyor. Ancak despotik bilincin ya da despotik yönetim biçimlerinin ötesine geçilemiyor. Statükocu anlayış dolayısıyla da tek başına iktidar olma bilinci ya da yürüyüşüne sıçranılamıyor.

Yürüttüğü politik hatta, Erdoğan ile çatışmak yerine mümkün mertebe tansiyon düşürücü pozisyonu tutmayı tercih etmesi, doğrudan hedef alan söylem ve eylemden kaçınması, devlet terbiyesi vurguları yapması sadece konjonktür gereği tercih edilen politik pratikten kaynaklı

değil, yüklü olduğu tarihsel düşünce ve davranış bagajlarıyla ilintili. Ki mevcut statükoyu koruma refleksi de buna içkin.

Öte yandan restorasyon olasılığının İmamoğlu cephesindeki gidişatın tek belirleyeni CHP’nin politik hamleleri ile sınırlı değil, 31 Mart-23 Haziran seçimlerinde AKP ve Erdoğanlı gidişe hayır diyen kitleler ile İmamoğlu arasında şimdiden açığa çıkan sürtünme noktaları yani halkın sözü ve eylemi de ana belirleyici faktör olacak.

Leave a comment

Your email address will not be published.


*