Restorasyonun yeni partiler cephesi – Arzu Küçük

Ahmet Davutoğlu, Gelecek Partisi’ni kurdu. Ali Babacan ise partisini 2020 yılında kuracağını açıkladı.

Davutoğlu, bu süreçte bir yandan, demokratikleşme, bağımsız yargı, güçlü parlamento, insan hakları, söylemlerinde bulunuyor; parti vitrini ve bazı söylemler üzerinden gezi direnişine, Alevilere, Kürtlere göz kırpıyor. Ancak, asıl olarak AKP’nin dayandığı muhafazakâr tabanı etkilemek istediğini tahmin etmek zor değil.

Öte yandan Davutoğlu, AKP içerisinde olduğu dönemde ciddi payının olduğu politikalarla ilgili özeleştirisini vermediği gibi, söylemlerinde “devlet aklı” vurgusunu sık sık yapıyor ve Orta Doğu’daki Neo-Osmanlıcı savaş politikasının kendi eseri olduğunu vurgulamaktan çekinmiyor.

Davutoğlu’nun söylemleri daha çok, AKP’nin ilk çıkış sürecindeki söylemlerle benzerlik gösteriyor.

AKP kadroları içinde Gelecek Partisi’ne doğru, belli oranda çözülme de görülüyor ancak, AKP’den kopan kitlenin, bir yere varmadığını gördüğü aynı söylem ve politikaların etkisiyle, yeni bir partiye yönelmesi zor görünüyor.

Babacan ise Abdullah Gül ile birlikte, siyasi hamlelerini daha derinden götürüyor. AKP içerisinde olduğu dönemle ilgili daha özeleştirel bir tutum sergileyen Babacan’ın söylemlerinde de “hukuk, demokrasi, özgürlük” gibi kavramlar öne çıkıyor. Davutoğlu’nun aksine Erdoğan’la açıktan gerilime girmeyerek daha “sakin” bir siyaset izliyor.

Öte yandan Babacan da AKP’nin çıkış sürecindeki söylem ve politikaları sahiplense de; söylemleri, AKP’den daha farklı bir siyasi hat izleyeceğini düşündürüyor.

Bu süreçte küresel sermaye ile temaslarını hızlandıran Babacan’ın söylemlerinde ekonomi de, büyük yer tutuyor.

Erdoğan iktidarının yeni partilerle imtihanı

Erdoğan iktidarı, savaş politikasıyla kitlesini belli oranda konsolide etmeye çalışsa da, sermayenin yapısal krizinin de etkisiyle ciddi sıkışmalar yaşıyor.

Elindeki tüm devlet imkânlarına, propaganda araçlarına ve sürekli gerilim siyasetine rağmen; oy oranı gerilemeye devam eden ve ancak ittifakla iktidarda kalabilen AKP’den yeni partilere doğru kayan birkaç puanlık oy oranı bile, dengeleri ciddi biçimde etkileyebilir.

Bunu gören Erdoğan; ikna, örtülü veya açık tehditler yoluyla, yeni parti girişimlerini engellemeye yönelmişti. Sonrasında şehir üniversiteleri üzerinden eski yol arkadaşlarını suçlamayı sürdürdü.

Erdoğan’ın Davutoğlu ve Babacan’la kuruduğu gerilim, dolaylı veya doğrudan devam edecek gibi görünüyor.

Sermaye açısından gelişen süreç

İktidarın kontrolünü bütünüyle eline almak isteyen ve Erdoğan iktidarının aşırılıklarının yol açtığı meşruiyet kaybı, biriken halk öfkesi gibi “sorunlara” çözüm arayan sermaye ise; bu arayış içinde iktidarın politikalarıyla elde ettiği büyük kârları tehlikeye atmak istemiyor. Bu aşamada masada tuttuğu restorasyon seçeneğini ilerletmede temkinli davranıyor.

Ancak, yeni partilerin oy oranları yüksek olmasa da, Erdoğan’ın oy oranını belli oranda sınırlandırarak iktidar dengelerini değiştirebilme ihtimali var. Bu durum, sermaye açısından Erdoğan’ı daha kontrol edilebilir bir duruma çekebilir veya restorasyon seçeneğine geçişin önünü açabilir.

Öte yandan, Babacan’ın Londra’daki temasları, kuracağı partinin küresel sermaye açısından desteklenebilecek bir seçenek olduğunu gösteriyor.

Bu iki partinin de alacağı sermaye desteği; halk nezdindeki popülaritesine bağlı olarak artabileceğini düşünebiliriz. Ancak AKP’nin birçok halk düşmanı hamlesinin altında imzası bulunan iki ismin de, şimdiki “demokrasi havarisi” görünümünün halktan bulacağı karşılığın zayıf olacağını tahmin edebiliriz.

Leave a comment

Your email address will not be published.


*