Rusya’nın Yeni Hamlesi Işığında “IŞİD’le Savaş” Üzerine – Cenk Ağcabay

Share on Facebook0Tweet about this on Twitter

ABD liderliğindeki IŞİD karşıtı koalisyonun Irak ve Suriye’de “IŞİD’e karşı savaş”ının niteliğini görünür kılan bir hamle Rusya Başkanı Putin’den geldi. Bilindiği gibi, geçtiğimiz ay, İran ve Rusya’nın, Suriye’deki savaşa siyasi bir çözüm üretilmesi yönündeki diplomatik faaliyetleri hız kazanmıştı. Bu faaliyetlerde herhangi bir ilerleme kaydedilmedi.

Ağustos ayında yaşanan başka bir gelişme, Rusya’nın anlaşması 2007 yılında imzalanan, ancak teslimatları yıllarca gerçekleşmeyen savaş uçağı satışına ilişkin yükümlülüğünü yerine getirmeye başlaması ve 7 adet yeni kuşak gelişmiş savaş uçağını, teknik ekipmanı ile birlikte Suriye’ye teslim etmesiydi. Savaş uçaklarının teslimatının yanı sıra, askeri uzmanların da Suriye’ye gönderildiği belirtilmişti. Bir süre sonra, Daily Beast’in, “Rus askerler Suriye’de savaşmaya başladı”  haberi ile, Batı basınında Rusya’nın Suriye’deki askeri varlığının artmakta olduğuna ilişkin haberler yer almaya başladı.

ABD Dışişleri Bakanlığı 5 Ağustos’ta yaptığı resmi bir açıklamayla, ABD Dışişleri Bakanı John Kerry’nin Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’u aradığını, Kerry’nin Lavrov’a, Rusya’nın Suriye yönetimine askeri desteği artırma yönünde adımlar attığına dair raporlara sahip olduklarını ve bu raporların ABD yönetiminde ciddi endişeler yarattığını bildirdiğini duyurdu.

New York Times’ın konuyla ilgili haberinde, ABD Dışişleri Bakanlığı açıklamasının “alışılmamış ölçüde açık sözlü” olduğu vurgulanıyordu. Habere göre Kerry, Lavrov’a, Esad yönetimine askeri desteği arttırmalarının doğrulanması durumunda, “Suriye’de çatışmaların şiddetlenmesi, suçsuz sivil kayıplarının artması, göçmen dalgasının büyümesi ve IŞİD karşıtı koalisyon güçleriyle karşı karşıya gelinmesi riskinin yükselmesi” sonuçlarının doğabileceği uyarısında bulunmuş.

Haberde, ABD yetkililerinin, Rusya’nın Suriye yönetimine yüklü miktarda silah yolladığı, Lazkiye yakınlarında yeni bir hava üssü oluşturma çalışması yaptığı ve çok sayıda Rus askeri danışmanın Suriye’ye geldiğini bildirdiği ifade ediliyor.

Suriye konusunda, Türkiye ve ABD arasında gelişen mutabakatın ardından, Rusya ve İran’ın hem diplomatik alanda hem de askeri alanda artan faaliyetleri, bölgesel yeniden paylaşım sürecinde gerilimlerin yükselmekte olduğunun işaretlerini veriyor. Haaretz’in Ortadoğu yorumcusu Amos Harel konuya ilişkin yazısının başlığını, “Putin’in Suriye’deki askeri yığınağı İsrail için oyun değiştirici olabilir” koymuş. Harel, İsrail’in, Suriye’deki savaşta esas tutumunun zayıflamış ve daha küçük bir alana sıkışmış Esad yönetiminin devamı yönünde olduğunu, ancak Putin’in sağlamakta olduğu yeni askeri kapasitenin Suriye ve Hizbullah’a daha önce sahip olmadıkları hava kuvveti olanakları sunabileceğini belirtiyor ve bunun İsrail için kabul edilemez ve “oyun değiştirici” bir faktör olabileceğini öne sürüyor.

Rusya’nın Suriye yönetimine askeri desteği arttırma hamlesinin boyutlarını eldeki bilgilerle kestirmek mümkün değil, ancak bu eğilimin varlığı bir gerçeklik. Ukrayna ve ardından Rusya sınırlarında son bir buçuk yılda yoğunlaşan ABD ve NATO askeri hareketliliğine karşı Rusya’nın Suriye üzerinden Ortadoğu’da bir hamle geliştirmesi olasılığı ise son derece gerçekçi.

Rusya Dışişleri Bakanlığı, yeni yaptığı açıklama ile ABD iddialarına bir yanıt verdi. Rusya Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Zaharova açıklamada, “Suriye’nin terörle mücadelesine destek olmak amacıyla Şam yönetimine silah gönderdik, gönderiyoruz ve göndereceğiz. Bunu hiçbir zaman saklamadık” dedi.

Zaharova yaptığı açıklamada, silah yardımı ve Suriye’deki faaliyetlerinin Suriye ve Rusya arasında imzalanmış ve halen yürürlükte olan anlaşmalar çerçevesinde gerçekleştiğini ifade ederken, teknik detaylar konusunda da tüm tarafların bilgilendirildiğini, dolayısıyla “IŞİD karşıtı koalisyon”la herhangi bir karşı karşıya gelme riskinin bulunmadığını belirtti.

Fransa Başkanı Hollande 7 Ağustos’ta yaptığı bir konuşmada, Hava Kuvvetleri’nin bilgi toplamak için Suriye üzerinde uçuşlar yapmaya başladığını söyledi. Hollande, ülkesinin ulusal güvenliğine yönelik tehditlerin Suriye’deki IŞİD varlığından kaynaklandığını belirtti ve toplanan bilgiler ışığında, gerekli görüldüğü takdirde Suriye’de hava operasyonlarına başlayacaklarını duyurdu. Konuşmasında, Esad’ın yönetimden uzaklaştırılmasının gerekliliğini belirten Hollande, Esad sonrası dönemde Suriyeli isyancıların kendi rollerini oynamalarının zorunluluğunu dile getirdi.

Aynı gün İngiliz Başbakan Cameron, Suriye’de İnsansız Hava Araçları ile düzenledikleri operasyonda ikisi İngiliz vatandaşı olan üç IŞİD mensubunu öldürdüklerini açıkladı. Cameron açıklamasının ardından İngiliz İnsan Hakları Örgütlerinden yükselen itirazlara karşı İngiliz Savunma Bakanı Michael Fallon konuştu ve “ülkelerine Suriye’deki teröristlerden gelecek tehditlere karşı İnsansız Hava Aracı saldırılarını arttırmakta tereddüt etmeyeceklerini” bir kez daha yineledi.

Aylardır Yemen’i bombalayan Suudi öncülüğündeki gerici koalisyon, Ağustos’ta Yemen’e Suudi ve Birleşik Arap Emirlikleri özel kuvvetlerinden askerler ve Etiyopya’dan kiraladığı paralı askerleri çıkarmıştı. Bunlara ek olarak, eylülün ilk günlerinde 1000 Katar askeri Yemen’de savaşa katıldı. Aylardır süren bombardımanın ardından, Yemen’de bu kez fiili işgalin ilk adımları atılmış oldu.

Yemen’de işgalin adımları atılırken, Suudi Kralı Selman ABD’deydi, Obama ve üst düzey ABD yetkilileri ile görüştü. Görüşmenin ardından, Obama ve Selman adına yapılan ortak bir açıklamada, Suudi Arabistan’ın güvenliği için gereksinim duyduğu silah ve askeri malzemenin ABD tarafından sağlanmasının hızlandırılacağı vurgulandı.

New York Times’a konuşan ABD yetkilileri, Suudi Arabistan’ın IŞİD’e karşı mücadelede ve Yemen’de gereksinim duyduğu silahların satışına ilişkin bir milyar dolarlık yeni bir anlaşma yapıldığını ifade ettiler. Haaretz ise haberinde, sözkonusu anlaşmanın Lockheed Martin şirketinin ABD donanması için ürettiği savaş gemilerinin Suudi Arabistan için de üretilmesi kapsamında olduğunu bildirdi.

Obama ve Selman’ın ortak açıklamasında Suriye konusunda, “Gerçekleşecek herhangi bir anlamlı politik geçiş süreci, Suriye’yi yönetmede meşruiyetini yitirmiş Beşar Esad’ın yönetimden uzaklaşmasını kapsamalıdır” vurgusuyla yer aldı. Ortak açıklamada, Yemen konusunda Obama ve Selman’ın aynı endişelere sahip oldukları ifade edildi.

Financial Times’ın haberine göre, Kral Selman ve veliaht prens olan oğlunun, General Electric, Chevron, JP Morgan, Boeing, Dow, Alcoa, Fluor, Halliburton, Ratheon, Lockhead Martin şirketlerinin temsilcileri ile ABD’de gerçekleştirdikleri özel bir toplantıda gündem, Suudi Arabistan’ın ABD şirketlerine sunduğu yatırım olanakları idi. Suudi uzmanlar ve hükümet yetkilileri, yatırım olanakları hakkında şirket temsilcilerine sunumlar gerçekleştirdiler. Toplantıya katılan bir şirket temsilcisine göre, Suudi’lerin sunduğu yatırım olanakları, “heyecan verici ve coşturucu” idi.

Finans-kapitalin “heyecan verici ve coşturucu” bulduğu yatırım olanaklarının Ortadoğu halkları için taşıdığı anlam, kan, gözyaşı, ölüm ve yoksulluk. Emperyalist merkezlerin bombaları, savaş uçakları, özel kuvvetleri Ortadoğu’nun üstüne bir kez daha bir kabus gibi çöküyor. “IŞİD’le Savaş”, Batılı emperyalistlere Ortadoğu’da daha güçlü askeri konuşlanmanın gerekçesi olarak paha biçilmez bir olanaklar sunuyor. Onların açtıkları kapıdan girmek isteyen Putin, “IŞİD’le Savaş”mak istediğinde ise, “Suriye’de çatışmaların şiddetlenmesi, suçsuz sivil kayıplarının artması, göçmen dalgasının büyümesi ve IŞİD karşıtı koalisyon güçleriyle karşı karşıya gelinmesi riskinin yükselmesi” tehditlerini sıralıyorlar.

Sahi, maksat “İnsanlığın en büyük düşmanı IŞİD” ile savaşmaksa, bu savaş Türkiye, Suudi Arabistan, Katar gibi IŞİD finansörleri ve destekçileri ile mi yoksa Rusya ortaklığı ile mi daha başarılı olur? Sadece bu soru bile, ABD liderliğindeki koalisyonun “IŞİD’e karşı savaş”ının niteliğini çıplak bir biçimde gözler önüne sermektedir.

Batılı emperyalist merkezlerin finans-kapitalistleri ve onların bölgesel ortakları sahip oldukları yıkıcı silahlar, dindirilmesi mümkün olmayan azami kar hırsı ve kaynak ihtiyacı ile kelimenin gerçek anlamında “insanlığın, doğanın ve yaşamın en büyük düşmanı”dır. IŞİD ve benzeri gerici-faşist unsurlar, esas olarak onların yarattığı toplumsal, ekonomik ve siyasal koşulların ürünüdür. Yüzyıldır Ortadoğu’ya taşıdıkları sömürü, kan, gözyaşı ve yıkımdır. Meseleye bu açıklıkla yaklaşılmadığı takdirde, bölgemiz bitmez tükenmez savaşların, her türden gericiliğinin yükselişinin, korkunç yıkımların coğrafyası olmaya devam edecektir.

8 Eylül 2015

Share on Facebook0Tweet about this on Twitter

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir