Sadelikle geçirilecek bir çocukluğun önemi – Hatice Göz

Her şeyin müthiş hızlı aktığı zamanlardan geçiyoruz. Sürekli yetişmemiz gereken yerler, yakalamamız gereken şeyler var. Ve bu koşturmanın içerisinde “biraz” olan yetmiyor, “çok fazla” olsun istiyoruz.

Çocuklarımız da bu zamanın içerisinde çocuk olmaya çalışıyorlar. Peki, kısa çocuklukları dışında bütün bir hayatı birer yetişkin olarak geçirecek olan çocuklara, bu kısa dönemi daha sakin, daha sade geçirmelerini sağlayacak fırsatlar sunuyor muyuz?

Kalabalığın yoruculuğu

Eskiler hep anlatır, “bizim zamanımızda bir tane oyuncağımız olurdu, onunla büyürdük” diye. Evet, şimdi başka bir zamandayız ve her şeyden “çok fazla” var. Ama bunlara, bu kadarına gerçekten ihtiyacı var mı çocukların? Onlara her şeyi sunmak gerçekten faydalarına mı?

Ebeveynler genellikle “çocuklarının iyiliği” için onlara her şeyi vermeye çalışır, daha fazlasını öğrenmeleri için çocukları zorlama eğiliminde olurlar. “Ne kadar fazla olursa o kadar iyi bir geleceği olacaktır” diye düşünürler. Ama çocuğun “şimdi”si ne olacak? Bambaşka yeteneklere, tatlara dönüşecek yaratıcı çocuklukları, bunca kalabalığın arasında yok olup gidince geriye bir “büyük” ten başka ne kalacak?

Çok olan iyi midir?

Şöyle bir geriye çekilip çocuğun yaşamına baktınız mı hiç? Bir deneyin.

Ne kadar kalabalık öyle değil mi? Odalarında onlarca oyuncak, her oyuncağın farklı rengi, modeli, markası. Yüzlerce kalem, kâğıt, kitap. Renklerle dolu duvarlar. Hele kıyafetler. Sonra, çocuklara kurslar aracılığıyla yüklediğimiz bilgilerin ağırlığı. Kreşlerde bile giderek kısalan oyun araları, boş zamanlar. Tamamıyla yapılandırılmış zamanlar.

Fazla bilgi, fazla seçenek, fazla oyuncak, eşya ve fazlasıyla yoğun bir zaman…

Düşünmeye, öğrendiklerini tartmaya, neyi ne kadar istediğine karar vermeye, neye yöneleceğini seçmeye, hatta sıkılmaya bile vakti kalmayan çocuklar.

Böylece, hiçbir şeyden zevk alamayan, hep yenisini arayan, yoğunlaşıp derinleşemeyen ve değer bilinci gelişemeyen, yaratmaya fırsat bulamayan, sakinleşemeyen çocuklar. Çağımızın çocuk hastalığı denen dikkat bozukluğuna ne kadar benziyor değil mi? Tam da o.

Sıkılmak yaratıcıdır

Sıkılmanın kötü bir şey olduğunu mu sanıyorsunuz? Değil. Sıkılmak yaratmaktan tam önceki andır. Bir şeyden sıkılırsak yeniyi ararız. Ama bunun için sıkılacak vakte ihtiyacımız vardır. O arada biz sıkıldıkça birileri önümüze hep yeni bir oyuncak yeni bir kurs sürerse, asla geçmeyecektir sıkıntımız. Bıraksak belki çocuk o sıkıntının içinden yaratıcılığını çıkaracak. Ama bırakırsak, biraz sıkılmalarına müsaade edersek, sadeleştirirsek yaşamlarını…

Daha sade bir çocukluk

Onlara boş zaman yaratarak başlayabiliriz belki de. Her anlarını doldurmayı bırakarak bir adım atabiliriz.

Artık yeni oyuncaklar almaktan vazgeçebilir, var olanlarla daha fazla vakit geçirmesini sağlayabiliriz. Defalarca dinlediği ya da okuduğu bir kitaba birlikte yeni sonlar çizebilir, karakterler yaratabiliriz. Kıyafetlerinin küçülmesine, eskimesine müsaade edebiliriz. Böylece belki, yaşamının bu önemli zaman diliminde, çocukluğunda değer verdiği ve eskidi, kırıldı diye hemen gözden çıkarmadığı “nesne”lerinin olmasını sağlayabiliriz.

Hafta sonları mesela, onu kursa göndermek yerine parkta yürüyüşe çıkmasını sağlayabiliriz. Ona arkadaşlarıyla oynayabileceği bir ortam yaratabiliriz. Belki daha az matematik bilgisi öğrenecek ya da daha az yüzmeye gidecek ama kesinlikle daha mutlu ve yaratıcı olacaklardır.

Çocukların hayatını sadeleştirmek çok kolay. Bunu yaparsak, kendi hayatımızın da ne kadar sakinleştiğini, nesnelerden arındığını ve bize yer açıldığını görebiliriz.

Leave a comment

Your email address will not be published.


*