Saray sofralarından yeryüzü sofralarına – Meral ÇINAR

Share on Facebook0Tweet about this on Twitter

Yoksul Müslümanlık dinamiği ülkemizde özel bir öneme sahip.

Tarihin derinliğine yerleşmiş olan köklerinden çıkıp gelerek içinde yaşadığımız coğrafyanın tümüne yayılan Müslümanlık, egemenlerce alta itilip yok edilmeye çalışılan halkçı-demokratik-devrimci birçok potansiyelle yüklü. Bu potansiyeller, şayet açığa çıkıp harekete geçerse, günümüzde sermaye güçlerinin en büyük desteği olan gericiliği köklerinden koparıp atabilecek bir toplumsal deprem üretebilir.

Anti-kapitalist, halkçı, demokratik

İslam dininde, “Müslümanlar bir tarağın dişleri kadar eşittir; Sana neyi infak edeceğini sorarlarsa, de ki ihtiyaçtan fazlasını; ‘Zekâtı veriniz’, yani fazlalaşanı veriniz; ‘Ribadan uzak durunuz’, yani fazlayı almayınız; ‘Kenz yapmayınız’ yani biriktirme yapmayınız” gibi yüzlerce hadis ve ayet vardır.

Bu hadisler ve Kur’an ayetleri doğrudan paylaşıma, ihtiyaçtan fazlasını tüketmemeye ve insanlar arasındaki eşitliğe vurgu yapmaktadır.

Elbette söz konusu hadis ve ayetlerin söylendiği anda sırtını yasladığı tarihsel ve toplumsal gelişim-birikim ve değişim süreçleri vardır. Fakat bugünün tüketim ve üretim ilişkileri içerisinde bile, Kur`an’da çokça bulunan ayetlerin ve hadislerin gerçek bağlamlarıyla ilişki kurulabilir.

Bu ilişkiyi, bilinçli bir siyasal tutum olarak ve/veya kendiliğinden ve kuran yoksul Müslümanların sanıldığından çok fazla olduğunu anlamak için yoksullarla yapılacak kısa bir sohbet bile yeterlidir.

Sermayesi din olanlar

Peki, günümüzde, hadis ve ayetlerin açıkça öne çıkardığı adaletli ve hakça değerleri yaşatan Müslümanlar dışında, İslam dini kimlerin ağzına hangi amaçlar için pelesenk olmuş durumda?

Halkın yoksulluğunu kader ve tevekkül gibi kavramları kullanarak “öteki dünyaya” havale edenlerin, yoksulluğu “Allah’a yakınlaşma” anlamıyla kutsallaştırırken, kendi zenginliklerinin üstünü örten ve meşrulaştıranların…

İnsanlar sokaklarda aç yatarken, açın halinden anlamak ve nefis terbiyesi için tutulan orucu bile milyonluk iftar sofralarında açanların, “oruç” tutmayı bir gösteriş aracı haline getirenlerin…

Zorla askere götürdükleri yoksul çocuklarını üç kuruş “kar” için zehirleyip, bunun araştırılmasını bile ret edenlerin…

Yoksulluğun ürettiği bireysel gerilimin toplumsal bir çatışkıya dönüşmesini dini kullanarak engellerken, kendi arsızca zenginliklerinin Müslümanlığın hangi değerlerine, kutsal Kur’an kitabının hangi ayetine dayandırabildiklerini açıklayamayanların…

Yeryüzü sofralarını büyütelim

Hz. Muhammed’in ölümünden sonra dini ticarileştiren Muaviye torunu din tüccarlarının yaptıkları, yukarıda saydığımız Müslümanlık değerlerinin hangi biriyle örtüşüyor? Bugün binlerce evsiz insan sokaklarda yatarken, 1000 odalı saraylarıyla yetinemeyenler mi kutsal Kur’an’ı rehber alıyor?

Dini sermaye, sermayeleri din olanlar için, İslam tasavvufunu şiirlerinde işleyen Yunus Emre’nin şu dizeleri her şeyi açıklıyor:

“Emeksiz zengin olanın,

Kitapsız bilgin olanın,

Sermayesi din olanın,

Rehberi şeytan olmuştur”

Bugün rehberi şeytan olanlara karşı; bize “cennet sofraları” vaat edip, kendileri dünyada ziyafet sofralarında zevk-ü sefa sürenlere karşı, hep birlikle, dayanışmayla ve paylaşarak kuracağımız Yeryüzü Sofraları kültürünü büyütmenin zamanıdır.

 

Share on Facebook0Tweet about this on Twitter

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir