Savaş Tehdidi Büyürken… – Cenk Ağcabay

Türk Hava Kuvvetleri’nin, Rus Hava Kuvvetleri’ne ait bir uçağı 24 Kasım 2015 sabahı Suriye sınırında düşürmesiyle, çok ağır sonuçlar doğurabilecek, belki de dünyayı hesap edilemeyecek büyüklükte bir yıkımla karşı karşıya bırakabilecek bir savaşın her an patlayabileceği gerçeği bir kez daha gözler önüne serildi.

Çok değil, birkaç hafta önce aynı tehlike Güney Çin Denizi’nde baş göstermişti.

Rus uçağının düşürülmesinden bir süre sonra, Guardian’ın diplomasi editörü Julian Borger’ın konuya ilişkin değerlendirmesi yayınlandı. Borger’e göre, Tayyip Erdoğan bir süredir Rus hava saldırıları ve Suriye Ordusu’nun kara saldırılarına maruz kalan Türkmenler nedeniyle ciddi basınç altındaydı. Türkmenlerin bu saldırılardan korunması konusunda oluşan basınç da Türk hava sahasını ihlal eden Rus uçağının düşürülmesine yol açmıştı.

Konuyu başka bir yazıda Guardian’a yorumlayan Keir Giles’e göre, Ukrayna’daki faaliyetlerinden sonra, hava sahası ihlali konusunda ortaya hangi kanıtı koyarsa koysun Putin’e kimse inanmazdı.

Fransa Devlet Başkanı Hollande ile görüşmesinden sonra konuya ilişkin açıklama yapan Obama’ya göre, Türkiye’nin kendi hava sahasını koruma hakkı vardı, ancak Türkler ve Ruslar birbiriyle konuşmalı, bu olayın tekrarlanmaması ve gerilimin tırmanmaması için doğrudan iletişime geçmeliydi. Ancak diyordu Obama, bu olay Rusya’nın Türkiye sınırlarının çok yakınında devam ettirdiği ve IŞİD’i değil, ılımlı muhalifleri hedef alan operasyonlarıyla bağlantılıdır ve bu ılımlı muhalifler sadece Türkiye tarafından değil başka bir dizi ülke tarafından da desteklenmektedir ve Obama Rusya’ya bir de öğüt veriyordu: “Eğer Rusya bütün enerjisini IŞİD’e harcarsa riskler azalır.” (Turkey Shoots Down Russian Warplane Near Syrian Border, New York Times, Nov 24.)

Financial Times’ın bir Pentagon yetkilisinden aktardığına göre, Rusya, Suriye’de terörizme karşı savaştığını iddia ediyordu, ancak kuzey-batı Suriye’deki isyancılara dönük saldırılarına bakıldığında başka hedeflere sahip olduğu, esasen Esad yönetimini güçlendirmek istediği anlaşılıyordu.

Rusya’nın Suriye’deki askeri operasyonları başladığı ilk günlerde konuyu değerlendiren Obama, Rusya’nın çok riskli bir adım attığını ve hiç hesapta olmayan ağır bedeller ödeyebileceğini söylemişti. Obama bunların neler olduğu konusunda herhangi bir açıklama yapmamıştı, ancak ABD ve İngiliz basınında Rus sivillere dönük İslamcı terör saldırılarının artmasından Rusya’nın büyük çaplı askeri kayıplar vermesine, zaten sıkışmış Rusya ekonomisinin üzerine yüklenecek savaş masraflarının yaratacağı hoşnutsuzluklara bir dizi olasılık sıklıkla dile getirilmişti.

Mısır’da düşürülen yolcu uçağı ve yaşamını kaybeden iki yüzün üzerinde sivil Rus yurttaşı karşısında Batı’nın tutumu neredeyse “Kendi düşen ağlamaz, biz uyarmıştık?” kıvamındaydı. Bir IŞİD bombası nedeniyle yaşamını kaybeden iki yüzün üzerindeki sivil karşısında dünyadaki sessizliği, Batı basınındaki sessizliği hatırlıyor musunuz?

Rusya’nın Suriye’deki askeri operasyonları, Batılı emperyalistlerin bölgesel uşakları aracılığıyla yürüttükleri örtülü savaşın gerçek boyutlarının iki ay içinde büyük ölçüde görününür olmasını sağladı. Mesela, IŞİD’in en büyük gelir kaynağı olduğu bilinen petrol tankerlerinin bir yıldır ABD öncülüğündeki koalisyonun hedefi olmadan petrolü taşımaya devam ettiklerini ve petrol paralarının IŞİD’in kasasına akmayı sürdürdüğünü dünya bu operasyonlar sayesinde öğrendi. Alevi katliamlarından sorumlu Fetih Ordusu adlı çetenin silah, para ve mühimmatının ABD tarafından bölgesel taşeronları aracılığıyla karşılandığı bu operasyonlarla gözler önüne serildi.

Batılı emperyalistlerin gizli servisleri aracılığıyla örtülü operasyonlarla gerçekleştirdikleri Suriye’deki cihatçılara silah, para ve istihbarat desteğinin boyutları Rusya’nın operasyonları aracılığıyla daha fazla görünür hale gelmeye başladı. Suriye’de cihatçılarla beraber savaşan Türk faşistlerinin Tayyip Erdoğan ve Obama tarafından bugün bir kez daha “ılımlı muhalif” olarak sunuluşu, Suriye’de yıllardan beri yaşanmakta olanları özetler niteliktedir.

Geçtiğimiz Ağustos ayında görünür hale gelen ABD ve Türkiye’nin Suriye’de hazırlandıkları yeni girişimlere, sonbaharda Suriye’ye büyük çaplı askeri müdahale ile yanıt veren Rusya, fiili bir güvenli bölge oluşturarak olası hamlelerin önünü kesmişti. Rusya’nın askeri müdahalesi belirli sonuçlar yaratmış ve Suriye Ordusu bir süredir sahada bazı başarılar elde etmeye başlamıştı.

Rusya’nın askeri müdahalesi, hem sahadaki askeri denge hem de politik ve sosyal-psikolojik açılardan önemli etkiler yaratıyordu. İran’ın da arkasında durduğu bu gelişmeler, Viyana’da düzenlenen politik görüşme süreçlerine uzanmıştı.

Sürecin bu yönde akması, Suriye’deki savaşı beş yıldır her türlü yöntemle sürdüren Batılı emperyalistler ve onların bölgesel taşeronları açısından açık bir yenilgi anlamına gelecekti. Rusya’nın Suriye müdahalesinin başlangıcında büyük gürültü koparan Batılı merkezler, herhangi somut bir karşılık verememişti. Fransa yönetimi, geçtiğimiz yaz Putin’i eli kanlı diktatörü korumakla suçlamış, Ağustos ayında, anlaşması önceden yapılmış helikopter taşıyıcıları Rusya’ya satmaktan Suriye’deki diktatöre desteği yüzünden vazgeçip, Mısır başkanı “demokrat” Sisi’ye satma kararı almıştı.

Ancak aynı Fransa yönetimi, Paris Katliamı’nın ardından Rusya ile IŞİD karşıtı askeri işbirliği konusunda adım atma yönünde harekete geçmiş, Hollande yaptığı açıklamada ilk kez, “Suriye’de düşmanımız IŞİD’dir” demişti. Fransız ve Rus askeri güçleri Akdeniz’de geçtiğimiz günlerde ilk kez istihbarat paylaşmaya başladılar. İsmi verilmeyen bir Fransız yetkilisinin dile getirdiği gibi, Fransızlar tıpkı ABD’liler gibi çok dikkatli ve sınırlı bilgi paylaşıyor olsalar da…

Gerek Batı basınında konunun yansıtılış biçimine, gerekse de Batılı ülke yöneticilerinin açıklamalarına bakıldığında, Türkiye’nin konuya yaklaşımı, tezleri ve argümanlarıyla ciddi bir özdeşlik söz konusudur.

Obama’nın açık bir biçimde ifade ettiği gibi, Eğer Rusya bu güçlere değil enerjisini IŞİD’e yöneltirse, “bu tip riskler azalır”. Bunun anlamı, Rusya, ABD’nin çizdiği ve istediği çizgiye girmezse bu riskler artarak devam edecektir. “Ilımlı muhalifler”e son iki ayda Rusya’nın müdahalesiyle nedeniyle arttırılan silah ve mühimmat desteği daha da artacak, salt bunlarla sınırlı olmayan yeni tehditler de ortaya çıkacak, Rusya kendini Afganistan savaşının yeni versiyonunun içinde bulacaktır.

Türkiye’nin tetikçiliğini yaptığı bu provokasyonun kaynağı Suriye sürecinde yaşanan askeri ve politik gelişmelerdir; ABD, NATO ve Batılı emperyalistler, tabii ki Tayyip Erdoğan gibi taşeron fedaileri varken bir adım geride duracaklar, duruyorlar da. Kestaneyi ateşten başkasının elleriyle alma ustası olan Batılı emperyalistler, şimdilik esas olarak taşeronları kullanıyorlar.

Ancak asıl gözden kaçırılmaması gereken nokta, Tayyip Erdoğan’ın bu provokasyonu bile, ancak gelişmiş yeni nesil ABD savaş uçaklarının İncirlik’e inmesinden birkaç hafta sonra yapabilmiş olmasıdır.

ABD’li bir yetkili, İncirlik’e uçaklarının inmesinin ardından sorulan bir soruya, bu uçakları Türkler istediği için buraya getirdik demişti. ABD’nin yeni nesil gelişmiş savaş uçakları, herhalde “IŞİD tehdidi” için gelmemişti. Bu uçakların kimin için neden geldiğini herkes biliyordu ve bunları getirmek aynı zamanda bir irade beyanıydı da.

Bu provokasyon, İncirlik’e inen ABD uçaklarıyla beyan edilen iradenin yarattığı ilk sonuçtur…

Bölgesel savaş derinleşmektedir, bölgede büyük bir yıkıma yol açacak bir savaş olasılığı giderek büyümektedir…

“Savaşa Karşı Barış”,

“Emperyalizme Karşı Halkların Kardeşliği”

“Sömürüye ve Talana Karşı Sosyalizm şiarları”, Ortadoğu Halklarının kurtuluşunun köşetaşlarını oluşturmaktadır. Emperyalist-kapitalist dünyanın mevcut gerçekliğinde, bu köşetaşları çerçevesinde örgütlenecek bir devrimci mücadele dışında Ortadoğu Halklarının hiçbir çıkış yolu yoktur. Bunun dışındaki her yol Halklarımız için savaş, yıkım, yok oluş anlamına gelmektedir.

Leave a comment

Your email address will not be published.


*