Savaş ve güvenlik rejimi Sur’u inşa ediyor! – Deniz ÖZGÜR

Share on Facebook0Tweet about this on Twitter

Diyarbakır’ın tarihi merkez ilçesi Sur, bir süredir yine yıkım haberleriyle gündemde yer almaya başladı. 23 Mayıs tarihinde, “hendek” dışı mahallelerden olan Ali Paşa ve Lalebey’de başlayan yıkımlar, bölgede yapılmak istenen kentsel dönüşümü yeniden gündemimize soktu.

Evlerini terk etmek istemeyenlerin elektrik ve sularının kesilmesiyle, Müslümanların kutsal Ramazan ayının ortasında bir insanlık dramı ortaya çıktı. Kamuoyunun tepkisiyle yıkımlar şimdilik durdurulsa da bayramdan hemen sonra iş makinalarının tekrar geleceğinden hemen hemen herkes emin durumda.

Yıkımın geçmişi

Söz konusu mahallelerdeki dönüşümün aslında, 2009 yılına kadar giden bir tarihi var. 2009 yılı içinde, Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi, Sur Belediyesi, Diyarbakır Valiliği ve TOKİ arasında imzalanan bir anlaşma ile burası cazibe merkezi ilan edilerek kentsel dönüşüme tabi tutuluyor.

Ancak, bölgede yaşayanlar belediyeye itiraz ederek, evlerini terk etmeyerek projenin akamete uğramasını sağladı.

Ardından çok daha geniş bir alanı içine alacak şekilde bu bölge, 2012 yılının Aralık ayında riskli alan ilan edildi. Temmuz 2012 yılında yürürlüğe giren 6306 sayılı Afet Yasası da hızır gibi imdadına yetişmişti devletin.

Mağdurun hiçbir şekilde yasal olarak itiraz edemediği bu yasa yüzünden, 500’den fazla ev boşaltıldı, binlerce insan yerlerinden edildi. Boşalan evler, peyderpey yıkılarak bölge bir çöküntü alan haline getirildi. Ancak bu süreç de kesintiye uğradı.

Savaş ve Sur

Derken, 2015 yılının Temmuz ayından itibaren bütün ülke, özellikle Kürtlerin yaşadığı bölgeler, başkanlık sevdasına kapılan bir despotun elinde kanlı bir savaşın içine sürüklendi. Bütün topluma ağır kayıplar verdiren, travmalar yaşatan bu süreç, devlete istediği olanakları vermişti.

Savaş ve güvenlik politikalarının devreye sokulup bütün toplumun esir alınmasıyla, uygulanmak istenen kentsel dönüşüm projelerine uygun bir zemin oluşturulmuş oldu. Henüz savaş sürerken yandaş medyada atılan, “Sur’da TOKİ Göreve” gibi başlıklar dönemin habercisiydi aslında.

2016 yılının Mart ayında Sur’da 18 mahallede ilan edilen “Acele Kamulaştırma” ile bölgenin tamamına el koymanın önü açıldı.

Devlet bu yeni hamle sayesinde, uzun zamandır nihayete erdiremediği süreci tamamlamaya soyundu. Her ne kadar, 23 Mayıs’tan itibaren yıkımına başlanan mahalleler, çatışmaların dışında kalan alanlara tekabül ediyorsa da, devletin güvenlik politikaları, bölgeyi bir bütün olarak askeri kentleşme mantığıyla şekillendirmeyi amaçlıyor.

Koruma amaçlı imar planında yapılan bir değişiklikle yasaklı bölgeye 6 kalekol inşa edilecek. Ayrıca, sokakların girişleri, büyük beton bloklarla kapatılmış durumda.

Devletin muradı

Sur’un alametifarikalarından olan daracık sokaklar (kuçeler), güvenlik nedeniyle yıkılmak isteniyor. Yasaklı mahallelerdeki sokakların büyük bölümünün yıkılarak dümdüz edildiğini biliyoruz. Şimdi sıra, çatışma dışı alanlardan Alipaşa ve Lalebey mahallelerine geldi. Burdaki sokaklar da genişletilmek isteniyor.

Bütün bunları yan yana koyduğumuzda, devletin Sur ilçesini kendi mantığına göre yeniden dizayn etmek; ilçenin kendine özgü dayanışmacı ilişkilerini ve bağlarını kimliğinden, tarihinden kopartarak yok etmek ve Sur’u, inşaat sermayesinin ihtiyaçlarına göre inşa etmek gibi amaçlar güttüğünü söyleyebiliriz.

Diyarbakır şehri, 1955-60 yıllarına kadar kendisini çevreleyen surların dışına çıkmaya dirense de, bu direnç 60’lı yıllarla birlikte kırılmış; şehir son 15-20 yılda alabildiğine büyümüş, ticaret ve turizme kapılarını açmıştır. Bu anlamda, günümüzde bu değişime hala direnen Sur’un özgün mahalleleri yeni süreçle birlikte tekrar ele geçirilmeye çalışılıyor.

Bunun yanına, Diyarbakır halkının önemli değerlerinden Dicle Nehri kıyısına ve Hewsel Bahçeleri’ne yapılmak istenenleri koyduğumuzda, görüyoruz ki şehrin çehresi bir bütün olarak değiştirilmek ve halkın şehirle kurduğu bağ kopartılmak isteniyor.

Birleşik mücadele zorunluluğu

Bütün bir ülke ve toplum savaş, güvenlik, OHAL ve KHK rejimiyle teslim alınırken; bu teslimiyetin kendini en fazla hissettirdiği yerlerden biri kent ve mekân politikalarıdır diyebiliriz. Mücadelenin tali alanı olmaya devam eden barınma ve kent için mücadeleyi, içinde bulunduğumuz faşizm koşullarına direnirken etkin bir aktör haline getiremez isek bütünlüklü kurtuluş hiçbirimiz için mümkün olmayacaktır.

Bu vesileyle, hiçbir dil, din, milliyet ayrımı yapmadan yaşamı savunuyoruz şiarıyla hareket eden kent ve yaşam savunucuları, Sur’la dayanışmayı öncelikli görevlerden saymalı; Sur’un Yıkımına Hayır Platformu’nun gayretli çabalarına katkı koymalı; yıkımların bayram sonrası yeniden başlama olasılığına karşı tetikte olmalıdır.

Share on Facebook0Tweet about this on Twitter

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir