Savaşın lokumu olmaz – Dilan İPEK

Üniversite gençliğinin üzerindeki baskıların arttığı, mücadelenin zayıflatıldığı bu dönemde; kampüslerde direnç odakları oluşmaya devam ediyor. İktidarca ablukaya alınan, sermaye tarafından kuşatılmış üniversiteler; bilimin ve sanatın merkezleri olmaktan çıkarılıp, AKP/Erdoğan’ın ideolojik çizgisinde ve sermaye çıkarlarına göre bireyler yetiştirilen yerler haline geldi. Üniversite gençliği bu politikalarla sıkıştırılıp, sindirilmek isteniyor.

İktidar, içine düştüğü yönetememe krizinden çıkabilmek için Afrin’e girdi. Ülke genelinde demokratik halkçı dinamiklerin tümü savaşa karşı refleks gösterdi. Savaş gerçekliğini, genç ve dinamik ruhuyla en derinden hisseden gençlik, bu refleksi en güçlü veren dinamiklerden biri oldu.

Üniversite gençliği tarih boyunca savaş karşıtlığının, barışın ve özgür düşüncenin savunucularından biri haline gelmiştir. Dünya’nın neresinde olursa olsun ezilen halklara yönelik savaşa karşı barışı ve halkların kardeşliğini savunmuş, dün Filistin’e bugün Afrin’e ses olmuştur.

 “Geçinemiyoruz”

Mezhepçi, şoven söylemlerin kirli hava oluşturduğu ortamda, gençlik kriz, savaş ve kaotik ortam içerisinde yaşamsal hakları için mücadele vermeye devam ediyor. Ekonomik kriz, herkes gibi gençliği de içinden ve derinden etkiliyor. Barınma ve geçim koşulları zorlaşıyor. KYK üzerinden verilen kredi faiziyle birlikte geri alınmak isteniyor.

Üniversite sayısının artması ile birlikte eğitim gören öğrenci sayısı artmış olsa da ufukta parlak bir gelecek görünmüyor, geleceksizlik kaygısı her geçen gün büyüyor. Bu atmosferde verilen hak mücadelesi savaş söylemleri ile geri plana düşürülüp, gölgede bırakılmak isteniyor.

 İktidarın hedefindeki üniversite

Yakın zamanda Boğaziçi Üniversitesinde bir grubun, “Afrin için lokum” dağıtması üzerine öğrencilerin refleksi oluştu. Yüz binlerce sivilin, savaşın farklı coğrafyalarından gelerek sığındığı ve yaşadığı Afrin’e yönelik savaşın halklara düşmanlık getireceğini savunan üniversite gençliği “İşgalin, katliamın lokumu olmaz” diyerek tepki gösterdi.

Bunun üzerine “Onları üniversitelerde barındırmayacağız, onlara eğitim hakkı vermeyeceğiz” diyen iktidar; sadece Boğaziçi’nde savaş karşıtı pankart açan öğrencileri değil, üniversitelerdeki bütün devrimci, demokrat, barışı savunan gençleri hedef aldı.

 Cezaevi kampüsler

Devrimci, aydın, özgür düşünceye sahip üniversite gençliği yerine; ırkçı, mezhepçi bir üniversite yapısı oluşturmak isteniyor. Bu doğrultudaki iktidar hamleleri sonucunda üniversiteler karakollara, yarı açık cezaevlerine çevrilmiş durumda. Hem sermaye düzenini ve çıkarlarını hem de ideolojik hegemonyalarını güçlü kılabilmek adına bunu yapıyorlar.

Değişen ve dönüşen atmosfer içerisinde biz gençlere düşen görev bu değişim sırasında güncel mücadele metotları geliştirmek; üniversitelerin asıl sahipleri olarak gençliğin dinamiğini her alandan kapsamak ve bu dinamiği dinç tutup mücadeleye, özgürlüğe evriltmek gerek.

Dört bir yanımızın kuşatılmaya çalışıldığı bu süreçte yeni bir soluğa, yeni bir kıvılcıma ihtiyacımız var. Gençlik mücadelesinin tozunu almalı ve yeni, güncel direniş tohumları ekmeliyiz.

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir