Seçim sonuçlarına mor bir bakış – Arzu Küçük

AKP/Erdoğan iktidarının tek adam rejimini anayasal statüye kavuşturmak ve iktidarını sağlamlaştırmak için dayattığı, gayri meşru, baskın seçim sürecini geride bıraktık. Devam eden, sermayenin yapısal krizinin yakıcı etkileri daha da artırmadan bu seçimin gerçekleşmesi, Erdoğan iktidarının devam edebilmesi için şarttı.

Sermaye güçlerine sürekli kendini dayatan Erdoğan, iç ve dış politikadaki öngörülemez ve agresif çıkışlarıyla da birlikte sermaye için ciddi bir risk faktörü yaratıyordu. Bu sebeple sermaye, kendi iktidarının koşulsuz memurluğunu üstlenebilecek, aynı zamanda Erdoğan iktidarı süresince daha da ezilmiş, dışlanmış ve bu iktidarı kabul etmeyen kitleleri de sisteme içerebilecek alternatiflere ihtiyaç duydu.

Böylece Millet İttifakı içindeki partiler, ve cumhurbaşkanı adayları sistem içi restorasyonu savunan söylemleriyle seçim yarışına girdiler. Bu söylemler, özellikle başından beri Erdoğan iktidarının ötekisi konumundaki kadınlar, Aleviler, Kürtler, demokrat laik kitleler, ekonomik krizden ve yoksulluktan ciddi ölçüde etkilenerek Erdoğan iktidarına güvensizleşen kitleler nezdinde heyecan yarattı. Fakat, Erdoğan’ın yönetimi boyunca uyguladığı baskı mekanizması ve buna rağmen kendi kitlesi nezdinde yarattığı meşruiyeti, bu resterasyoncu güçler başaramayabilirdi. Yaratılan bu heyecan ile hareketlenen kitleler ve muhalefetin kazanması halinde ortaya çıkabilecek umut, gerçek bir sol muhalefetin inisiyatif alması ile sonuçlanabilirdi.

Sermaye bu durumdan ürktü. Devam eden kapitalizmin yapısal krizi içinde yaklaşan büyük kriz dalgasının da etkisiyle yönetimi, halk güçlerini baskılama konusunda kendini kanıtlamış olan Erdoğan iktidarına bıraktı. Bunu süreçte, kapalı kapılar ardında yapılan pazarlıkları bilemesek de Erdoğan iktidarının sermayeyle daha uyumlu çalışma üzerinden tavizler verdiğini tahmin etmek zor değil. Sermaye, seçim manipülasyonları ve toplumsal algı operasyonları ile Erdoğan’ın iktidarını devam ettirmesine izin verdi. Fakat burada MHP’nin aldığı oy oranıyla Meclis’te AKP için kilit parti haline gelmesine dikkat etmek gerek. Erdoğan, cumhurbaşkanı oldu fakat AKP, Meclis çoğunluğunu kaybetti. Meclis aritmetiğinin bu haliyle Erdoğan, MHP’nin onayı olmadan yasa çıkaramayacak hale geldi. Böylece sermaye güçlerinin koşulsuz memurluğunu yapabilecek MHP eliyle, Erdoğan’ın sermayeye risk oluşturabilecek aşırılıkları dengelenmeye çalışılacağını öngörebiliriz.

Baskın seçim süreci

Erdoğan kliği, bu seçimi kazanabilmek için her türlü yola başvurdu. Tüm medya kanallarında 24 saat Erdoğan propagandası yapıldı. Muhalefetin sesi ise bu süreçte mümkün olduğunca kısıldı. Devletin tüm imkanları sadece Erdoğan’ın emrindeydi. Bu süreçte muhalefetin çok az imkanı vardı. Ama 16 yıllık AKP/Erdoğan iktidarının, toplumsal dinamikler içinde yarattığı öfke, muhalefetin tüm imkansızlıklara rağmen görünür olmasını sağladı.

Ayrıca OHAL bahane edilerek sokak, muhalif halk güçlerine kapatıldı. Erdoğan iktidarının uygulamalarını teşhir eden lise öğrencilerine, KHK ile işinden atıldığı için direnen kamu emekçilerine yapılan saldırılar tüm toplumsal dinamiklere gözdağı niteliğindeydi. Ama bu durum toplumsal dinamiklerin hareketini engelleyemedi.

Özellikle kadınlar her dönemde olduğu gibi seçim sürecinde de en öndeydi. AKP/Erdoğan rejiminin kadın düşmanı politikalarını ev ev, sokak sokak gezip teşhir ettiler. Seçim zamanı sandık güvenliği için en çok kadınlar emek verdi. Çünkü özgürlüğe en çok kadınların ihtiyacı var.

Seçimler türlü manipülasyon ve hilelerle sonuçlanmış oldu. Ufukta ciddi bir ekonomik kriz dalgası ve AKP-MHP koalisyonu var. Bu acı ekonomik reçeteler ve toplumsal muhalefete özellikle de kadınlara karşı yoğun baskı ortamı demek. Yani bizler açısından seçim öncesinden pek de farklı bir ortam olmayacak.

Seçim sonucu kadınlar için ne ifade ediyor?

16 yıllık AKP/Erdoğan iktidarı yolsuzluk, hırsızlık, torpil düzeni derinleştirdi. Toplumu kutuplaştırarak ve sürekli düşman yaratarak kendi Türk, Sünni ve erkek egemen kitlesini konsolide etti. Sürekli biçimde yaptığı doğayı talan politikasıyla doğaya geri dönüşü olmayan zararlar verdi. Derinleştirdiği neoliberal uygulamalarla iş güvencesini büyük oranda kaldırdı. Güvencesiz esnek çalışmayı normalleştirdi. İş cinayetleri önceki dönemlerden çok daha fazla artış gösterdi. Sürekli şiddetini artırdığı kadın düşmanı politikalar, toplumdaki erkek tahakkümü daha da artırdı. Bu durum erkeklerin; kadınlara, çocuklara ve hayvanlara karşı taciz, tecavüz, şiddet ve cinayet oranlarının yoğun biçimde artmasına sebep oldu. Bütün bunlar, kapitalizmin yapısal kriziyle de birleşince seçim sonrası dönemin yoğun toplumsal kırılmalara gebe olduğunu söyleyebiliriz.

İktidara geldiği günden beri söylemleri ve politikalarıyla kadın düşmanlığını tescillemiş bir parti ve onun lideri Erdoğan, yeniden iktidarda. Üstelik MHP gibi “Türk, Sünni, erkek” iktidar kitlesine AKP den de çok yaslanmış faşist bir partiyle birlikte.

Yeni dönemde artacak yoksullaşma ve işsizlik dalgası ile kadınların ücretsiz emeğine ihtiyacı, her zamankinden daha çok artıracak. Ayrıca artan yoksulluğa karşı yükselen toplumsal öfkeyi törpüleyebilmek için kadının toplumdaki konumu daha da ikincilleştirilmeye çalışılacaktır. Böylece hem sisteme öfkeli erkek cinsinin öfkesi evdeki kadına yoğunlaştırılacak hem de ikincilleştirilen konumlarından kaynaklı kadınlar, ev dışında daha kolay esnek, güvencesiz ve düşük ücretlere çalıştırılabilecekler.

İktidarın kolay yönetebilmek için toplumda yarattığı baskı, halkları düşmanlaştırma, eğitimi niteliksizleştirme ve yükselttiği kadın düşmanlığı ciddi bir toplumsal çürümeyle sonuçlandı. Bu çürüme ile iktidarın dayandığı Türk, Sünni, erkek kitlenin dışında kalan kadınlar, çocuklar ve en savunmasız durumda olan hayvanlar ciddi saldırılara maruz bırakıldı. Bu saldırılar, tacizler, tecavüzler asla tesadüf değil toplumsal çürümenin ve yükseltilen erkek egemenliğin bir sonucudur.

Yeni dönemde ekonomi için hazırlanan acı reçeteler ile vergiler artırılacak, ciddi bir güvencesizleşme ve işten atılma dalgası oluşacak. Bu durumdan da hiç şüphesiz ki en çok kadınlar etkilenecek. Çünkü işyerlerinde ilk gözden çıkarılanlar kadınlar olduğu gibi; esnek,  güvencesiz, parça başı, düşük ücretli istihdam için en uygun görülen kesim yine kadınlar.

Ayrıca enflasyonla birlikte eriyen ücretlerin evin tüm giderlerine yetmesini sağlamak zorunda kalan da kadınlar. Bu durum kadının ev içi görünmeyen emeğini ciddi şekilde artıracaktır. Ayrıca her zaman evin ihtiyaçlarından en son sıranın geldiği kadınların kişisel ihtiyaçları, tamamen görünmezleşecektir. Bu da kadın yoksulluğunun ve kadınların ekonomik olarak ailedeki erkeklere bağımlı kalmasının daha da artmasını sağlayacaktır.

Yeni dönemde de kadınlar sahnede

Tüm bunlardan hareketle, yeni dönemin kadınlara hiç de iyi şeyler vaat etmediği ortadadır. Ama kadınların bunların hiçbirini kabullenmeyeceğini de öngörmek gerekir. Yıllardır hareket halinde olan ve iktidarın tüm kadın düşmanı politikalarına karşı çıkan kadınlar, hem kendi hayatlarının hem de Türkiye’deki demokrasi mücadelesinin teminatı olacaklardır.

Gezi İsyanı, Özgecan eylemliliklerinin, kürtaj yasağına ve cinsel istismar yasasına karşı eylemlerin, müfredat değişikliği ve müftülük yasasına karşı yapılan çalışmaların, son süreçteki 8 Martların, 25 Kasımların kitleselliği; referandum ve seçim süreçlerinde kadınların aldığı inisiyatifler bizlere kadınların hayatlarına sahip çıkmaktan vazgeçmeyeceğini gösteriyor. Çıkarılmaya çalışılan her kadın düşmanı yasada, kadına ve çocuğa her taciz, tecavüz, şiddet ve cinayete karşı kadınların öfkesi daha da bileniyor.

Yeni dönemde yoğunlaşacak kadın düşmanı politikalara karşı artık sadece sokağa çıkmak yetmeyecektir. Yoğunlaşan kadın isyanı örgütlenmek zorundadır. Çünkü ancak mahallelerde, işyerlerinde, kentlerde ve köylerde örgütlü bir kadın mücadelesi hayatı dönüştürebilir.

Biz kadınlar örgütlenerek mahallelerdeki kızkardeşlerimizle dayanışma içinde olmalıyız. Olası bir taciz, tecavüz, şiddet durumunda kızkardeşlerimize el uzatabilmeli gerekirse hayatlarımızı koruyabilmek için özsavunma uygulayabilmeliyiz. İşyerlerinde eşit işe eşit ücret için birlikte mücadele etmeli, kadınlara yapılan tüm ayrımcılık ve mobbinge ortak tepki verebilmeliyiz. Sendikalarımızdaki erkek egemenliği ile de kadınlar olarak el ele vererek mücadele etmeliyiz. İktidarın çıkaracağı tüm kadın düşmanı yasalara karşı çevremizdeki kızkardeşlerimizi bilgilendirmeli, yerellerimizde ortak ses verebilmeliyiz. Mahallelerimizde birbirimizden aldığımız güçle evlerimizde, yaşam alanlarımızda cinsiyetçi işbölümüne ve erkek tahakkümüne karşı çıkmalı bu alanları dönüştürmeliyiz. Erkek egemen baskıya ve katliama maruz bırakılan LGBTİ+ bireylerle dayanışma içinde olmalı, erkek egemenliğini yerle bir etmek için birbirimize el vermeliyiz. Erkek egemen eğitim anlayışına karşı mücadele etmeli, toplumdaki cinsiyetçiliğin daha da derinleşmesine izin vermemeliyiz.

En karanlık dönemlerde, tüm muhalefetin sesinin cılızlaştığı anda hayatlarımıza sahip çıkabilmek için binler olarak sokaklara çıkan biz kadınlar, tüm bunları da yapabiliriz. Tüm yaşam alanlarımızda kuracağımız kadın meclisleri, yaşamlarımızı dönüştürebilmemiz için elzem hale gelmiştir. Artık sadece öfkelenmek bizlere yetmeyecektir. Yaşamı dönüştürme gücü bizlerin elindedir.

*yazı sendika.org sitesinden alınmıştır

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir