Şeker fabrikalarını ne zaman kaybettik? – Hasan DURKAL

Devletin elinde kalan son kamu iktisadi teşebbüslerinden olan, Türkiye Şeker Fabrikaları A.Ş. (TürkŞeker) bünyesinde faaliyet gösteren 14 şeker fabrikası yerel ve küresel sermayenin çıkarları çerçevesinde özelleştiriliyor.

Satışlara başlandı bile. Kırşehir, Çorum, Bor ve Yozgat şeker fabrikaları yeni alıcılarını buldular bile. Diğer 10 fabrika ise ihalelerini bekliyor.

Kamunun tasfiyesi

Son kırk yıldır kapitalizm kamuculuk karşısında büyük bir savaş yürütmekte. Kamuya ait ekonomik kurumlar birer sermaye birikim alanına dönüşüp özelleştirildi. Öte yandan satılamayan kamu kuruluşları da özel sektörün kutsalı olan “verimlilik” baskısı altına alındı. “Verimsiz” olan zararlı görülmeye başlandı. Bilinçli olarak zarar ettirildi. Böylece satışın önü açılmış oldu.

Özelleştirmeler bir kuruluşun basit bir şekilde el değiştirmesi anlamına gelmiyor. Sermayenin nüfuz alanını arttırıcı bir işleve sahip olan özelleştirmelerle birlikte toplum bir bütün olarak “özelin aklı” ile düşünmeye, özelin çıkarını toplumsal çıkar olarak algılamaya başlıyor.

Öyle ki kamusal hizmet ya da kamu iktisadi teşebbüslerin varlığı neoliberal dünyada artık birer sapkınlık olarak görülmekte.

Kitlesel iflas

Şeker fabrikalarının satılmasına en büyük tepki CHP’den geldi. Bu konuda CHP geçmişin mirasına (Kemalist devletçilik) yaslanarak popülist bir söylem üretiyor.

Bu zeminde geniş bir şeker tepkisi örgütlendi. Çeşitli mitingler düzenlendi. Geniş çaplı imza kampanyaları yapıldı. “Şeker vatandır” söylemi öne çıkartıldı.

Efsanevi olarak görülen “geçmiş”e özlem, geçmişin kutsanması CHP popülizminin beslendiği ana damarı oluşturuyor. Bu durum CHP öncülüğünde bir kitlesel iflasa yol açıyor.

Kamuyu savunmanın sınırları

Elbette CHP’nin kamuyu savunma şekli solda da yaygın bir şekilde kabul gören bir çizgi. Neoliberalizme karşı kamusal ekonomik ve sosyal kurumları savunma pozisyonu, son kırk yılda baskın sol politika olarak belirdi. Bu da sol politika açısından her seferinde bir geriye gidişi doğurdu.

Kamusal iktisadi teşebbüslerin ya da kamusal hizmet veren kurumların tarihsel gelişimleri ve dönüşümlerini analiz etmemiz, bu geriye gidişle, bu yenilgi haliyle yüzleşmemiz açısından önemli.

Kaybımız eskiden

Bir zamanlar birçok kamusal kurum ve kuruluşta (KİT’lerde, üniversitelerde, hizmet kurumlarında vs.) taban örgütlülüğüne dayalı iyi ya da kötü örgütlenmelerimiz vardı. Adım adım tasfiye edildi bu örgütlenmelerimiz. Denetim adım adım bürokratik/kapitalist odaklara kaydı.

Şeker fabrikalarını, TEKEL fabrikalarını, limanları, madenleri vs. satılıp özelleştirildiklerinde değil; onları taban örgütlenmelerimizin denetiminden, bürokratların, getirilen yasaların, atanan profesyonel (!) yöneticilerin denetimine terk ettiğimiz zaman kaybettik. Onları tekrar ele almak için yasal değişiklikleri beklemek ya da o efsaneleşmiş geçmişe dönmek değil, her şeyin denetimini taban örgütlenmelerinin yaptığı bürokrasiden ve sermayeden uzak bir akılla inşa edilmiş bir geleceğe odaklanmak gerekiyor.

 

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir