Sendikaların Önlenemeyen Çöküşü – Emrah Arıkuşu

Share on Facebook0Tweet about this on Twitter

AKP, başkanlık sistemi ile sermayenin mutlak egemenliğinin inşasını ilerletirken ekonomik krizin etkileri işçilere ve emekçilere yansıyor. Kıdem tazminatı tasfiye edilmek isteniyor, çalışma saatleri uzatılıyor, esnek çalışma koşulları yaygınlaştırılıp düşük ücret dayatılıyor, mobbing ve taciz artıyor. Öte yandan işçi sınıfının mücadeleden yoksun bırakılması için de her türlü yönteme başvuruluyor. Memur-Sen ile hükümet arasında imzalanan toplu sözleşme ve Real market işçilerinin hileli iflas yoluyla işten atılmaları, işçi ve emekçinin haklarını koruması gereken sendikaların acizliğini ortaya koyan  iki önemli örnek olarak karşımızda duruyor.

Sendika sermayenin ekmeğine yağ sürüyor

Bilindiği üzere toplu sözleşmelerde sendika, işçilerin-emekçilerin ihtiyacı ve isteklerini dile getirip savunur ve bu zeminde mücadele eder. Kamu çalışanlarını ve emeklilerini kapsayan 2018-2019 döneminde uygulanacak toplu sözleşmede Memur-Sen, grev hakkı olmayan kamu çalışanlarının haklarını başka mücadele yöntemleriyle savunabilirdi. Ama sendika masaya pazarlık mantığıyla oturup zam talebini aşağı-yukarı çekerek anlaşmaya çalışılınca sonuçta yüzde 4’lük zamma “ikna” oldu. Zaten Memur-Sen’in derdi “yapılan yemeklerde helal gıda sertifikalı ürünler kullanması ve çalışanlara hac izni verilmesi” düzeyinde olduğundan sonuç pek de sürpriz olmadı. Sermayenin çıkarlarının bir numaralı temsilcisinin hükümet olduğu bir ülkede, iktidara yaranmak için yapılanlar elbette sermayenin ekmeğine yağ sürmektedir.

En iyi tabirle hırsızlık

Real işçilerinin Tez-Koop-İş tarafından yüzüstü bırakılması ise icazetçiliğin ve çürümüşlüğün en çarpıcı örneği. İşçilerin kıdem tazminatsız işten atılması için türlü türlü oyunlar çevrilmesi, sermayenin on yıllardır başvurduğu bir yöntem. Bunların yaşanılacağı tahmin ediliyordu. Ancak hiçbir şey olmamış gibi sendikanın sessiz kalması kabul edilemez. Hatta kimi sendikacılar daha da ileriye gidip, işçilere “eylem yapmayın, dayak yediğinizle kalırsınız” diye buyurmuşlardır. Böyle bir ortamda işçi sınıfını kontrol altında tutmaya çalışmak ve hak aramanın önünü kesmek misyonu sendikalara hasıl olmaktadır. 1200 işçinin emeğini, rızkını, geleceğini çalmak en iyi tabirle hırsızlıktır. Bütün bunlar olup biterken Tez-Koop-İş seyirci kalmıştır.

Aidat için değil işçi için sendika

Öte yandan sendikalaşma oranlarına bakıldığında Ocak 2013’ten beri sendikalı işçi sayısı yüzde 62 artarak 1.6 milyona ulaştı. Bu artış örgütlü ve mücadeleci bir dönemin sonucu olmaktan çok, sendikal yapının yozlaşarak çözüldüğü bir ortamda gerçekleşmiştir. Sendikalar işçiler lehine kazanımlar elde etmek için değil, aidat toplamını büyütmek ve sendikacıların iktidarlarını sağlamlaştırmak için üye yapar hale gelmişlerdir.

Devrimci zeminde sendikacılık

Sendikalar işçilerin dayanışma ve mücadele örgütüdür. İşçiyi pazarlama ya da işçinin sırtından geçinme yeri değildir. Oysa şimdi işçi sınıfının ufkunu daraltan ve sınırlandıran bir zemine çekilmiştir. Devrimci zeminde sendikacılık ise ekonomik mücadeleyi ileriye taşıyan, hak aldığı oranda mevcut kapitalizmin gerçek yüzünü işçiye gösteren ve sınıfın ufkunu genişleten anlayıştır. Sendikalar hakların mücadele ile alınacağının, sermayeye güven olmayacağının ve ana çelişkinin sebebinin sermaye olduğunun eğitildiği zeminler olmalıdırlar.

Share on Facebook0Tweet about this on Twitter

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir