Sermaye sınıfı ve başkanlık – Hasan DURKAL

Share on Facebook0Tweet about this on Twitter

Toplumsal statüko AKP iktidarının son dönemlerinde dramatik bir şekilde dağılıyor. Gezi ayaklanması sonrası bir “normalleşme” olmadı.
Kürtler ve Aleviler oluşturulmakta olan yeni rejimde temsil edilmiyorlar ve rejimin dışına itiliyorlar. Ve işin ilginç yanı bir zamanlar iktidarda olan Kemalist statükonun kitlesi yeni rejim tarafından içerilmeyerek dışlanıyor. Kadınlar ve işçiler ise zengin eylemleriyle sürekli gündemdeler.
Oluşan bu Türkiye tablosu sermayenin “para ve meta dolaşımını” güvence altına almaktan ve pazar ilişkilerini normalleştirmekten oldukça uzak. Gelinen noktada bahsedilen toplumsal kabarma halinin normalleşmesini beklemek, eski statükonun yeniden tesis edileceğini ummak sermaye sınıfı açısından büyük bir ahmaklık olurdu.
Demokratik harekete baskı
Doğal olarak sermaye sınıfına bu “olağan dışı” durumu baskı altında tutacak bir araç gerekmekte. Onların arzusu gerekirse yeni bir 12 Eylül rejiminin tesis edilmesi ve bu rejimin başkanlık ile birlikte tamamen yasal hale gelmesi. Bu ortamda, meclisten geçen 18 maddelik başkanlık anayasası sermaye için çok tatlı bir ülke sunmuyor mu? Başkanlığa temelden neden itiraz etsinler ki?
Sermayenin iktidar alanını sınırlama eğilimi gösteren her çeşit hareket devlet despotizmiyle baskı altına alınacak. Ekonomik krizin derinleşmesiyle artması muhtemel grevleri ve direnişleri jet hızında bir genelgeyle yasaklayacak, çıkarılacak kararnamelerle varlıklara el konularak sermaye birikimi hızlandırılacak, işçi sınıfının muhalefetine çarpan kimi düzenlemeler (kıdem tazminatının fona devredilmesi gibi) bir KHK ile geçirilebilecek.
Evet, bütün bu imkânlar çerçevesinde sermaye sınıfı “ben de varım!” demesin de ne desin?
Bir taşla iki kuş
Başkanlık sistemi, yalnızca bir baskı aracı değil. O aynı zamanda bir yağma aracı. Bir gecede çıkartılan KHK’lar, oluşturulan yağma fonları, el konulan şirketler, yağmalanan varlıklar, bankalar, araziler… AKP iktidarı boyunca bu yağmacılığa çok fazla şahit olduk.
Son olarak geçtiğimiz Ağustos ayında hayata geçen “Varlık Fonu” adlı düzenlemeyle kamusal varlıklar bir gecede yağmalanabiliyor. Bu durum sermaye sınıfının salyalarını akıtmasına neden oluyor. Çünkü pastadan kendilerine de büyük paylar çıkacağını biliyorlar.
Varlık fonu aynı zamanda sermayeye bir tehdit. Çünkü fona devredilen varlıkların bir kısmı sermayenin elindeydi. Dolayısıyla varlık fonu herhangi bir hukuksal denetimden uzakta, iktidarın sermaye grubunu terbiye ettiği bir araç olarak da kullanılıyor. Bu yolla sermaye sınıfı rıza ile olmazsa, sopa ile terbiye ediliyor.
Sermaye omurgasızdır
Ortaya çıkışından günümüze kadarki tarihsel gelişimi içerisinde sermaye sınıfı, devlet erki ile toplum arasındaki çelişkinin derinleştiği her dönemde erki koruma refleksi geliştirdi. Bunu yapmak kendi saltanatını devam ettirmesi bakımından zorunluydu.
Bugünkü siyasal atmosferde, devletin kurumlarının toplum içerisindeki hegemonyası tartışmalı. Bu bunalım birçok olasılığı barındırıyor. Sermaye sınıfı açısından bu olasılıkların en makbulü bütün “pürüzlerin” giderildiği steril bir ortam. “Ezip geçme” politikasını destekleyeceklerdir.

Share on Facebook0Tweet about this on Twitter

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir