Şiddet Sarmalındaki Günümüz Dünyası – E. H. BEREKETOĞLU

Share on Facebook0Tweet about this on Twitter

Dünya gün geçtikçe acımasız,nefret dolu ve korkuyla hükmetmek isteyenlerin yaşadığı bir yer oluyor.Bir yazarın zihninden fırlamış bir distopik kitap olsaydı yaşananlar;muhakkak herkes bir an önce bu kabus kitabı elinden fırlatıverirdi.

Dünyanın ve elbette ülkemizin içinden geçtiği zamanlar için son yıllarda hep 1984’e atıf yapılır oldu,“Big Brother” her totaliter rejim için kullanılan bir metafor zaten.Bu yazıda anlatmak istediğim, dünyada olup bitenin George Orwell’in 1984’ nü aşacak kadar karanlık ve kaotik oluşu.

İnsanlar her zaman savaşacak bahaneler buldu,katliamlar tedhiş hareketleri ve toplu kıyımlar her yüzyılda görüldü,fakat bu yaşadığımız zamanların keskin bir ayırım noktası var: Hiçbir zaman yaşananlar bu kadar aleni olmadı,şiddetin dozunu,acımasızlığın sonunu kimse hesaplayamaz oldu.Teknoloji tandanslı okunan gelişmler sebebiyle sanal reele üstün geldi..Gerçek ile sanal içiçe girmiş,ayır ayırabilirsen!

Distopya Çağında Ütopya Güzergahı

Şiddetin,acımasızlığın da bir tarihi var; ancak Aztekler Orta Amerika’da kurbanlarının kafasını keserken kendileriyle başbaşaydılar,Moğollar Aztek’lerden yüzyıllar sonra Bağdat’ta kesik baş dağları yaparken yine sınırlı bir bölgede tedhiş yaratmışlardı.İnsan bedenlerine kitaplara,binalara,şehirlere yapılan onca zulüm sınırlı ve kayda alınmamıştı.Peki 20. yüzyıldan itibaren başlayan ve Hitler ile özdeşleşen mahfuz ve sistematik katliamlar da ne demek oluyor? Nereye gidiyoruz?

Tarihin yazılı,kayıtlı bütün çağlarına baktığımızda, hep bir altın çağ özlemi dikkati çekiyor.Altın çağ özleminin gerçeğe dönüşme olasılığı üretimin değişmesi ile 20.yüzyılda mümkün görünürken daha 1 asır geçmeden “altın çağ” talebi çocukça ham hayal kabul edilir oldu.Kapitalizm,büyük insanlığın hayallerini küçük bir zümrenin gerçeğine kurban etti.Elbette herkesin bir umudu var,umutsuz yaşanmıyor; peki neden kitleler kral çıplak demiyor?

Kabullenen ,boyun eğen ,mecbur kalan kitlelere değecek bir ütopya arzusu ile siyaset yapacaksak,distopyaların etrafından dolanıp niyahete ulaşmamız mümkün mü? Ya da şöyle soralım, teknoloji konforu veya nesne/mülkiyet fetişizmi ile kurtuluşa biat etmiş büyük insanlığın kulağına sesimiz nasıl ulaşacak? Zamanın ileriye doğru reel bir çzigide aktığına inandırılan ‘modern insan’ zihninde yer etmiş ilerde bir güzergahta “doğal kurtuluş” imgesi var. İnsanlar şöyle düşünüyor: Bir lider gelecek ve kurtulacağız,bir icat herşeyi mükemmel hale getirecek,bir ideoloji/din muhakkak kitlelere gerçeği gösterecek…Yok ya,böyle bir dünya ancak öğleden sonra şekerlemelerinde var,o da beş on saniyelik rüya sekansalarında..

Kırbacı Elinde Tutana Dur Deme Zamanı

Dünya gittikçe rezilleşirken ve daha kötüsü rezillikler gittikçe meşrulaşırken daha gür bir sesle haykırmak zamanı: kurtuluş yine felsefede!.İnsanlık kurtulacaksa ve bizim insanlığı kurtarmak gibi bir amacımız varsa yeniden ve yine felsefe deme zamanımız gelmiştir.

Yazının başlığıyla bitirelim : 1974 yapımı Öksüzler filminin zihinlere kazınmış bir sahnesi vardır: Sezercik’in şirin mi şirin sıpası mezatta satılmaktadır.Kodaman ailelerin çocukları şirinlik muskası sıpa için açık arttırmada kapışır.Şişko Nuri sahneye fırlar ve birçok neslin içini parçalayan o repliği söyler: “binicem üstüne, vurucam kırbacı,vurcam kırbacı…”sahne malumunuz her zaman vasata boyun eğen Türk filmi iyimserliğine kurban edilir.Filmde Sıpa’yı Şişko Nuri alamaz.Seyirci derin bir oh çeker…Gelelim gerçek dünyaya,burda işler başka yürüyor elbette.Gerçek hayatta Şişko Nuriler kazanıyor.Baksanıza günümüzün şişko Nuri’si Donald Trump’a..Zavallı sıpa, zengin Trump’ın elindeki kırbaca mazlum mazlum bakıyor…

Gerçek hayat Yeşilçam Sinema’sı olmadığına göre,bize kalan değerli bir soru oluyor elbette: “Peki Kırbacın şaklamasına mahkum muyuz?”

Share on Facebook0Tweet about this on Twitter

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir