Şiddetin ve miskinliğin zaferi – Jan RONÂHÎ

Share on Facebook0Tweet about this on Twitter

Kolombiya’daki barış referandumun olumsuz sonuçlanmasını açıklama deneyi

2 Ekim 2016’da Kolombiya halkı, muhafazakar Cumhurbaşkanı Juan Manuel Santos’un hükümeti ile solcu gerilla örgütü FARC-EP arasında imzalanmış barış anlaşmasına dair referandumda olumsuz bir tavır aldı.

Referandumdan önceki kamuoyu yoklamaları “Evet” kampına %70’e kadar varan net bir üstünlük gösteriyordu.

Ancak 2 Ekim gecesinde “Hayır” çok küçük bir üstünlükle galip geldi. İki kampı sadece bir kaç on bin oy ayırıyordu.

Ayrıca oy kullanabilen Kolombiyalıların sadece %37’si oy kullanmıştı.

Böyle bir olumsuz sonuç nasıl gerçekleşebildi?

Baskı ve dışlanmalarla dolu bir tarih

Kolombiya siyasi düzeninin Latin Amerika’nın diğer ülkelerinden çok farklı bir yapısı var.

Kuruluşundan beri kısa aralıkları olmakla birlikte sürekli iç savaş halinde olan bir ülkeden bahsediyoruz. Sadece son 50 senedir süren farklı solcu gerilla örgütleri ve Kolombiya devleti arasındaki silahlı mücadele süresinde 220.000 insan katledildi.

Kolombiya’nın halkı dışlayan oligarşik politik-ekonomik iktidar sistemin toplumsal eylemlere ve muhalefete her zaman aşırı şiddetle cevap vermesi ve özellikle kırsal alandaki toplumsal eşitsizliği pompalaması, Kolombiya’lı komünistlerin silahlı mücadele stratejisi lehine öne sürdükleri ana argümanlardan biriydi.

Aşırı sağın maddi gücü…

Muhaliflerin devlet tarafından prensip olarak terörist olarak ilan edildiği ve hukuk dışı ölüm mangaları tarafından katledildiği uzun bir silahlı mücadele tarihinde, sivil-toplumcu örgütlenme ve kamuoyu çalışması pek de mümkün değildi.

Doğal olarak, legal alanda çalışan sosyal hareketler/sivil toplum örgütleri Kolombiya hükümeti ile FARC-EP arasında imzalanan barış anlaşmasının en büyük destekçileri. Bu örgütler için Havana’da imzalanan barış anlaşması, siyasi olarak bir olüm-kalım sorusu.

Bütün bunlara rağmen, Kolombiya halkının çoğunluğunda hala saf tutmaktan korkanlar çoğunlukta.

… ve söylemsel gücü

Kolombiya devletinin ABD’nin yardımıyla 1980’lerde gerilla gruplarına karşıt başlattığı ve acımasız zirvesini aşırı sağ Cumhurbaşkanı Alvaro Uribe’nin döneminde bulan kirli savaş, mutlak vahşetiyle neredeyse toplumsal muhalefetten muaf bir siyasi alan yaratmıştı.

Antikomünist ve neo-liberal Think-Tank’ler propaganda faaliyetlerini onlarca sene eleştirisiz sürdürüp en güçlü medya kanallarından duyurabilmişti. Uribe ve yandaşları, bu “iç savaş propaganda geleneğinden” referandum öncesi süreçte bolca yararlandı ve aşırı anti-komünist propagandayla siyaset yaptı.

Yakın bir zamanda, “Hayır” kampanyasının kefilleri de belli oldu ve aralarında dev uluslararası tekeller (Heineken, Esprit, …) dışında oligark Carlos Adila Lülle’nin medya imparatorluğun da olduğu anlaşıldı.

Ancak, aşırı sağ “Hayır” kampının bilinen birleşik maddi ve söylemsel gücü, parlamento dışı solun, sosyal hareketlerinin ve FARC-EP’nin stratejik hedefi olan halkın içinde güçlü bir çoğunluğu barış için seferber edip politikleştirmenin en azından kısa vadede başarılamamış olmasının üstünü örtmemeli.

Referandum’dan sonra

Referandumun sonucunun açıklamasından hemen sonra Santos, alelacele sonucu kabul ettiğini ilan etti. “Evet” kampı barış anlaşmasını savunmak için binler halinde ülke çapında sokaklarda gösteriler düzenlerken; Santos, “düşmanı” Alvaro Uribe ve onun yandaşlarıyla buluştu.

Bu sembolik ayrışma bile, Santos’un bundan sonra da iktidarda kalmasının belirleyici faktörünün “Hayır” kampını oluşturan oligarşinin öbür tarafı olduğunu, halkın olmadığını herkese gösterdi.

Kendisini “barışın başkanı” olarak sahneleyen Santos için ciddi bir meşruiyet problemi oluştu ve Kolombiya oligarşisi içinde gördüğü kabulü de zedeledi. Santos hamle yapmaya mecbur: ya bahaneler uydurup daha fazla kaybetmeden savaş stratejisine geri dönmesi lazım, ya da gerillayı yeni bir müzakere sürecinde zaten çok fazla olmayan kazanımlarından biraz daha aşağıya itip daha da kötü bir anlaşmaya zorlamayı deneyecek.

Öbür taraftan referandum sonucu zaten fazlasıyla taviz vermiş olan FARC-EP için de ağır darbedir ve müzakere konumunu daha da kötüleştirecektir. Eğer Kolombiya oligarşisine daha da fazla taviz verirse, kendi tabanında liderlerin örgütün siyasi kimlik ve anlayışını bile feda edecek bir şekilde “ne pahasına olursa olsun” “barışın” peşinde oldukları inancı güçlenecektir.

Görünen o ki, Kolombiya’daki  “barış süreci” ve solun kimliği tehlike altında.

Share on Facebook0Tweet about this on Twitter

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir