Sınırlar arasında mücadele: Mültecilik – A. Küçük

Suriye’deki emperyalist savaş politikalarının devamında ısrar ederek, diğer emperyalist ülkelerle birlikte binlerce insanın ölümüne ve mülteci olarak yer değiştirmesinde pay sahibi olan AKP/Erdoğan iktidarı; mültecilerin hayatları üzerinden tamamen çıkara dayalı bir politika izliyor.

Son süreçte Rusya ve İran desteği ile ilerleyen Suriye ordusunun cihatçı çeteleri bozguna uğratması sonucu iktidar tarafından sahaya sürülen TSK’dan, resmi rakamlara göre 36 kayıp verildi.

Bu olayla Suriye politikasında iyice sıkışan Erdoğan, bu sıkışmışlıktan çıkabilmek için, mültecilerin Avrupa’ya geçişlerinin engellenmeyeceği açıklaması yaptı.

Bu bağlamda Erdoğan’ın bir yandan asker ölümlerinin yarattığı öfkeyi mültecilere yönlendirerek bu durumun yükselttiği milliyetçilik üzerinden kitlesini konsolide etmek istediği, öte yandan AB ülkelerine mülteciler üzerinden yaptığı şantaja devam ettiği görülüyor.

Mültecilere düşmanlıkta ortaklaşıldı

İktidarın açıklamasından sonra Türkiye’de sömürü, açlık ve saldırganlıktan başka bir şey bulamamış olan mülteciler, Avrupa’ya gidebilecekleri vaadiyle araçlarla sınıra getirildiler. Ardından, fiilen meşru hale getirilen insan kaçakçıları aracılığıyla Yunanistan sınırından geçirilmeye çalışıldılar. Yunanistan’a geçişi tehlikeli bulan mülteciler ise onları sınıra getirenler tarafından tehdit edilerek sınırı geçmeye mecbur bırakıldı.

Sınırı geçtiklerinde Yunanistan’ın yoğun saldırılarıyla karşılaşan mülteciler, Türkiye-Yunanistan sınırında sıkıştırılarak insanlık dışı muamelelere maruz kalıyor, hayatları tehlikeye atılıyor. Avrupa’ya gidemeyen, Türkiye’ye dönemeyen mülteciler iki sınır arasında kötü koşullarda bekletiliyor. 

Mültecilerle ilgili tüm anlaşmaları ve uluslararası hukuku hiçe sayan tüm bu uygulamalar gücünü Türkiye’de ve Avrupa’da mülteci karşıtlığı üzerinden yükseltilen milliyetçilikten alıyor. 

Kitlesini sağ popülist söylemlerle, mülteci ve göçmen karşıtlığı üzerinden konsolide eden Avrupa sağı, son olayları kullanarak toplumdaki mülteci karşıtlığını körüklemeye devam ediyor. 

Ancak bu uygulamalar, Türkiye ve Avrupa toplumlarının bir kesiminden olumlu karşılık bulsa da, mültecilere dayatılan korkunç koşullara tepki gösteren bir kamuoyu da oluşmuş durumda.

Sadece dayanışma yeterli mi?

Avrupa’nın çeşitli yerlerinde mültecilerle dayanışma eylemleri yapıldı. 

Türkiye’de toplumun çeşitli kesimlerinden el yordamıyla da olsa mültecilerle dayanışmaya çalışan, sınırda bekleyen mültecilere yardımlar gönderen, Suriye’deki savaş politikasına karşı da sesini yükselten heterojen bir kitle oluştu.

Gezi eylemlerinden bu yana oldukça hareketli olan kadınların, doğa savunucularının, demokratların, Alevilerin başını çektiği, içinde yeni bir toplumun nüvelerini barındıran dinamiklerin yarattığı etki; mültecilerle dayanışmada da kendini gösterdi. 

Elbette ki bu dayanışma yeterli değil. Toplumun her kesiminde savaş karşıtlığı üzerinden güçlü bir tepki oluşturarak, Suriye savaşının durdurulması ve mültecilere insani koşullarla güvenli bir yaşam sağlanması için mücadele edilmesi gerekiyor.

Leave a comment

Your email address will not be published.


*