Sisi’nin meşruiyet kaynakları kuruyor – Evrim MUŞTU

Share on Facebook0Tweet about this on Twitter

Dört sene önce, Arap ülkeleri hareketli ve kaotik süreçlerden geçerken, “Arap Baharı” dolayısıyla sarsılmış olan hegemonya ilişkileri bir türlü yeniden yerine oturmamıştı. Sürekli devam eden protestolar, toplumsal süreci sabotaj eden generaller ve bürokratlar, seçimlerle gelen Müslüman Kardeşler hükümetinin iktidar mücadelesini imkânsız kılmıştı.

Kamusal alanın işlemez hale gelmesi, zaten zayıf olan altyapının daha fazla çökmesi ve ekonominin fonksiyonunu kaybetmesiyle birlikte günlük hayat süreklileşen bir kriz içerisinde devam etmeye başladı.

Bu yüzden karşı devrimci güçlerin siyasi stratejisi “doğal olarak” istikrar ve emniyet olmak zorundaydı. Buradan yola çıkarak cunta egemenliğini yeniden tesis etmeye çalıştılar.

Karşı devrim süreci

En nihayetinde emniyetsizlik ve istikrarsızlığı sebep göstererek karşı darbeyi gerçekleştirdiler.

Bu senaryoda “emniyetin” ve “istikrarın” taşıdığı anlamlar, hem siyasi hem de iktisadidir. Bir yandan üretim sürecinin işlemesini ve yatırımların karlı olmasını garanti etmek, öbür yandan bunu gerçekleştirebilmek adına hâkimiyeti ele geçirmek anlamını taşıyordu. Yerel ve uluslararası sermaye, emperyalist güçler ve bölgedeki uşakları bu şekilde ikna edildi.

Cuntanın kar garantisi, uluslararası finans kurumları aracılığıyla, kemer sıkma politikası olarak halka geri döndü. Giderlerin azaltılmasıyla ve gelirlerin yükseltmesiyle, asıl garantiye alınan halkın sefalete düşmesi oldu. Bu durumda cuntanın ekonomi politikaları meşruiyet kuramadığı gibi giderek yayılan halk direnişlerine yol açıyor.

Her türlü direnişin illegalleştirilmesi, en küçük siyasi faaliyetin en ağır yöntemlerle bastırılması, devletin halka karşı saldırıları; yani burjuva demokrasinin denkleştirici mekanizmalarının eksik olması, öfke ve umutsuzluk yaratıyor, cuntanın hareket alanı gittikçe daralıyor.

Bu koşullar altında, insanların kaybedeceği fazla bir şeyi kalmadığı için, cunta hükümeti karşısında silahlı mücadeleye katılım giderek artıyor. Bundan faydalanan ve bunu örgütleyen gruplar ise gerici örgütlenmeler oluyor ve her şeyden önce “emniyet” güçlerini hedef alıyor.

Silahlı mücadelenin kızışması

Bu süreç 2011 ayaklanmasıyla başlayıp 2013’ten beri giderek hız kazandı, özellikle Sina’da. 3000’den fazla saldırı gerçekleşti ve 1500’e yakın kişi öldü –çoğu emniyet güçlerinden.

20 Ekim’de Mısır Cumhuriyeti tarihindeki en sarsıcı eylemlerden biri gerçekleştirildi. Askeriye ve polis güçleri Kahire’ye yakın bir vahada, İstihbarat Teşkilatının verdiği istihbaratla kimlikleri tam belli olmayan bir grup militana operasyon düzenledi. Nasıl olduysa bu operasyon emniyet güçleri için bir tuzağa dönüştü. 15 kişilik militan grup, 50’den fazla asker ve polisi öldürüp kaçabildi.

Cunta medyası ölenlerin sayısını düşürüp doğrudan Müslüman Kardeşleri suçladı, güvenlik kurumlarında personel değişimleri gerçekleştirildi ve 15 kişinin bulunduğu, kısasa kısas amacıyla hepsinin “etkisiz hale” getirildiği duyuruldu. Böylece de konu kapatıldı. Fakat devletin artık kendi emniyetini bile sağlayamaz hale geldiği herkes tarafından anlaşıldı.

Militanların taktiği ise, cuntanın hâkimiyetini ve meşruiyetini böyle eylemler düzenleyerek kırmak. Bu konjonktür büyük ihtimalle daha da hızlanacak.

Share on Facebook0Tweet about this on Twitter

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir