Sistemin restorasyonu olasılığı – Hasan Durkal

Siyasal bir terim olarak restorasyon, darbe, anayasal değişiklik veya devrim yoluyla kurulmuş bir düzenin yerine; hem eski düzenin hem de var olan düzenin özelliklerini içerecek bir başka düzenin tesis edilmesi anlamına gelir. Bu tesis etme sürecinde düzenin sınıf ve mülkiyet ilişkilerine dokunmamak esastır.

Başkanlığın pürüzleri

Başkanlık sistemi, mevcut krizler sarmalı içerisinde sermaye sınıfı için ideal bir sistem. Ama gel gör ki, sistemin içerisinde kârın gerçekleşmesini zaman zaman sekteye uğratan, sermayeye güç dayatan bir “pürüz” var.

Kendisini tüm ülkenin ve tüm sınıfların “reis”i ilan eden ve etrafında özerk bir güç alanı inşa eden Erdoğan, başkanlığın güzel ve tatlı işleyişini zaman zaman sermaye için kâbusa çevirebiliyor. Merkez Bankasına müdahale ederek, faiz politikasını baskı altına alabiliyor.

Sermaye güçlerini “siyasetçilere yakın durarak kâr sağlama” konusunda adil olmayan (!) bir rekabete zorlayabiliyor. Dolar/TL kurunun kendisi için yıkıcı sonuçlarıyla baş edebilmek için yabancı yatırımcının TL satın almasını engelleyebiliyor.

Rejimin rıza sorunu

Türkiye kapitalizminin tarihine baktığımızda birçok kriz dinamiği ile sınandığını, onlarla damgalandığını görürüz. Kürt sorunu, Alevi sorunu, ifade özgürlüğü sorunu gibi rejim kriz dinamikleri sistemin zaman zaman tıkanmasına neden olmakta.

Son dönemlerde sömürüyü gizleyen “rıza” kurumlarının işlevsel bir şekilde faal olmadıkları görünüyor.

Mahkemeler, parlamento, yasalar, seçimler, YSK, eğitim sistemi vb. kurumların sistemin zenginliğe el koyucu yönünü gizlemeleri beklenir. Onlar alt sınıfları, emekçileri ve yoksulları, ideolojik olarak sisteme içermekle görevlilerdir.

Sermaye sınıfı kitlelerin birikmiş öfkesini, hem ekonomik, hem inançsal, hem kimliksel, hem siyasal taleplerini içermezlerse, onlara yüzeysel çözümler üretemezlerse, bir beka sorunu ile karşı karşıya olduğunun farkında. Bu yüzden sistemi onarmak, tansiyonu düşürmek, kendi deyimleriyle “toplumsal barışı” sağlamak zorundalar.

Halkın iktidarı için

Erdoğan’ın geniş siyasal yetkileri buna ne kadar izin verilir bilinmez. Ama sermaye sınıfının uzun bir süredir CHP ve İYİP öncülüğünde, örneğin Ekrem İmamoğlu, Abdullah Gül, Ali Babacan, Ahmet Davutoğlu gibi isimler etrafında, ve elbette kurulması muhtemel yeni parti ile birlikte bir restorasyon kovaladığı anlaşılıyor.

Ilımlı söylemlerle havayı yumuşatmaya, son derece gergin toplumsal ortam içerisinde toplumsal güçlerin gazlarını almaya, onları sistemin tadilatının arkasına yedeklemeye çalıştıkları anlaşılıyor.

Başkanlık sisteminin kendisine dokunmayan ama onun koşulsuz/pürüzsüz bir şekilde sermaye lehine işlemesini garanti altına alan, “toplumsal barışı” yeniden tesis eden, halkın gerçek çıkarlarını hasıraltı eden ve ama halk güçlerine göstermelik birkaç kırıntı da bahşeden bir tadilat!

Karşılarında yalnızca Erdoğan yok ve gerçek çıkarları etrafında örgütlenerek halkçı bir demokratik cumhuriyete yürümesi olası olan halk güçleri tarafından da baskılanabilirler. Sosyalistler için hamle zamanı.

Leave a comment

Your email address will not be published.


*