Siyasal alanı kazanmak – Hasan Durkal

İnşa halindeki rejim hem kitleler üzerinde çeşitli endişeler yaratıyor hem de yarattığı bu endişelerden besleniyor.

Toplumun tüm kesimleri, hiç bitmeyecekmiş gibi gösterilen birçok tehditle bir endişe denizinde yüzdürülüyor. ‘Terörizm’, ‘emperyalizm’, ‘ekonomik kriz’, ‘din, mezhep ve medeniyet savaşları’ gibi tehditler hem AKP tabanını hem de bu tabanın çeşitli yönlerden tam zıddında yer alan kitleleri deyim yerindeyse ‘terbiye’ ediyor. Tüm bu tehditler ebedi ve kaçınılmaz birer olgu olarak resmediliyor.

Kitleler ve endişe

Birbirleriyle çekişme halindeki devlet fraksiyonlarının kitleleri arkalarına yedekleme başarıları burada yatıyor. Temel sınıfsal çelişkiler silikleştirilip ortadan kaldırılıyor, yerlerine, kitlelerin endişelerinden beslenen suni çelişkiler konuyor.

Kitleler ise, karşılarında sol bir alternatif olamayınca -insan psikolojisi acıdan kaçışa eğilimlidir- kendilerine sunulan ‘görece güvenli’ muhafazakâr/milliyetçi alternatiflere böylesi yüksek konjonktürlerde kolayca teslim olabiliyorlar.

Yalnızca devlet partileri değil, çeşitli cemaatler, milliyetçi/muhafazakâr dernekler ve benzeri örgütlenmeler de kitlelerin bu kaygılarından beslenerek palazlanıyor.

Bugüne kadar yaşanan çeşitli olaylar, saldırılar, patlamalar, savaşlar, mezhepçi ve etnik çatışmalar, oluşturulan tehditler, toplumsal hareketin öznelerinde yenilerini yaşama korkusunu yerleşik hale getirmiş olabilir.

Krizler halindeki düzen içerisinde yaşayan insanlar, bu büyük çalkantılar içerisinde umudun ışığını göremediklerinde korku ve endişe umudun karşısına geçer.

Siyasetsizlik çağı

Kitlelerin bu -geçici- psikolojisi yine aynı toplumdaki bireylerden oluşan sosyalistleri (sosyalistler insandır) etki altına aldığı zaman soldaki yenilgi ruhu açığa çıkar. Hâlbuki böyle durumlarda solun yapacağı şey kitle psikoloji ve kitle hareketi konusundaki yetkinliğini ve görüsünü arttırmak olmalıdır.

Aslında egemen güçler her ne kadar milyonlarca insanı arkalarına yedeklemeyi başarsalar da, gerçekte milyonlarca insanı siyaset dışına itiyorlar.

Siyaset günümüzde dünya genelinde, milyonların sokaklarda oldukları, yürütmede öyle ya da böyle söz sahibi oldukları, yürütmeyi kısıtlı da olsa denetledikleri şekilde yapılmıyor.

Dünya genelindeki kriz hali, teknokrasiyi kurumsallaştırırken, halk güçlerinin tarih içerisinde elde ettikleri kimi siyasal kazanımları tırpanlıyor. Türkiye’de durum daha vahim. Her türlü insani gelişim potansiyeli yüzyıllara yayılan bir tarihsel süreç içerisinde baskı altında tutan despotik gelenek, bugün yeni bir rejim şekline büründü ve şu anda sarayın denetimi dışında kalan hiçbir siyasi alan yok. Belediyeler bile çıkartılan KHK ile doğrudan başkanın denetimine tabi tutuldu.

Yeni bir siyaset imkânı

Bu durum kuşkusuz kitlelerin korkularını, endişelerini ve buna bağlı olarak boyun eğme eğilimlerini besliyor. Ancak öte yandan ‘yeni bir siyaset’ için olanaklar da sunuyor. Eğer siyasetin bir hobi ya da belli insanlar tarafından yapılan uzmanlaşmış bir faaliyet olduğunu savunan egemen yabancılaşmış görüşü savunmuyorsak siyasetsiz kalsalar da kitlelerin, siyasete karşı olan doğal eğilimleri olduklarını biliriz. Biliriz ki siyaset yapmak, halk meclisinde yönetim ve denetimi doğrudan uygulamak, bürokrasi ve yabancılaşma olmaksızın mümkündür ve bunun kökeni en eski insan topluluklarına kadar dayanıyor.

İnsanın insanlaşma sürecindeki en önemli olgulardan bir tanesi kamusal alanda denetim ve söz sahibi olmasıdır. O denetim ve yönetim yetkisi bugün ondan çalınmış, insan yetkisiz ve etkisiz yabancı bir özneye dönüşmüştür.

 Umulan ve korkulan arasında

Seçimlere katılım bir siyasal eylem olsa da, çoğunlukla yabacılaşmış bir siyasal eylemdir. Özneleşmek yerine bireyin nesneleştiği, kendi kaderini kendi eline aldığı bir durumdan ziyade kaderini siyasette ‘uzmanlaşmış’ kişilere teslim ettiği bir eylem. Bu teslimiyet insanların yaşadıkları kaygı ve korkudan da kaynaklanıyor.

Tabi teslimiyet politikadan tamamen soyutlanmak anlamına gelmiyor. Rejim saldırılarını arttırdıkça muhalefet cephesindeki kitlelerde vicdani ve ahlaki tepkiler ortaya çıkıyor. Evet, kitleler ve sol daha ahlaki bir tutum benimsiyor, adaletsizlik ve çürümüşlüğe karşı tepkilerini dile getiriyorlar. Bu zeminin varlığı moral verici olsa da aynı zamanda bu tehlikeli bir zemindir. Çünkü kitlelerin öfke vb tepkilerinin ifadesi olan bu refleksler düzende hiçbir değişikliğe yol açmayan ahlaki tepkilerle sınırlı kalabiliyorlar.

İktidarı yıkmak

AKP’nin arkasına yedeklenen halk kitlelerini Erdoğan ve AKP’nin ülkedeki yıkımdan sorumlu olduklarına ikna etmek zor bir şey değildir. Ama böyle bir şey iktidarın yıkılmasına yetmez. İktidar dediğimiz şey anlatılarla yıkılmaz. Bunun deneyimini 24 Haziran’da gördük.

İktidar kendi hacminden alındıkça yıkılır. Kitleler kendi gerçek deneyimlerini ürettikçe iktidara kerte kerte talip olurlar. İktidar böylece parçalanır.

Bürokrasi ve yabancılaşma parçalanabilir şeyler. Bunlar parçalandıkça korkunun ve endişenin karanlık imparatorluğu da parçalanacak. Doğrudan denetimin tatbik edildiği en küçük pratikler bile halk güçlerinin özne olma kapasitesini arttıracak, geleceğin demokratik toplumuna bir adım attıracak. Bu pratikler, gündelik hayattaki denetim alanlarına yönelik örgütlenecek küçük meclislerle gerçekleşebilir. Tarih kadar eski olan halk meclisi modern toplum ve modern insanla güncel bir anlam kazanabilir.

Başlangıç noktaları

Krizler derinleşiyor. İktidar bloğunda büyük bir çatlak meydana geldi. Ekonomik kriz ise etkisini halkın günlük yaşamında günden güne hissettiriyor. İşsizlik, yoksulluk, pahalılık, geçim sıkıntısı, temel ihtiyaçlara erişememe gibi olgular günlük yaşamın birer parçası.

Kitlelerin gerçek deneyimleri bu kriz noktalarından doğacaktır. İşsizlik ve yoksulluğa karşı oluşacak ve krize karşı alternatifler geliştirebilecek örgütlenmeler, yani meclisler, dayanışmalar, topluluklar filizlenebilecekleri son derece müsait bir ortama sahipler.

Müstakbel olan korkulanı veya umulanı içerir. Gelecek yaşadığımız an içerisinde sürekli yeniden ve yeniden inşa edilmektedir. Bir yanda acımasız siyasal gerçeklik, diğer yanda devrimci ütopyalar. Bu ikisinin birliğine ihtiyacımız var.

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir