Sular ısınıyor ama kaynamıyor – Meral ÇINAR

Share on Facebook0Tweet about this on Twitter

Erdoğan/AKP hükümeti, 2015’te Kürt Özgürlük Hareketiyle oturduğu çözüm masasını dağıttığında, kaybetmeye başladığı taban iktidarını milliyetçilik ve ırkçılık üzerinden yeniden konsolide etmek ve Türkiye’nin güneyinde kurulabilecek herhangi bir özerk Kürdistan oluşumunu engellemek istiyordu.

Kürtler ise bunun karşısında, “özerklik” ilanlarını yükseltti ve devlet şiddetine karşı “öz savunma” hamlesini yapacaklarını açıkladılar.

Şehirler bombalandı, yüzlerce insan, onlarca asker öldü, binlerce insan göç etmek zorunda kaldı. Ama sonuçta iki taraf için de savaşın net bir kazananı olmadı.

KÖH açısından, savundukları “Demokratik Konfederalizm” paradigması doğrultusunda önemli bir politik hamle yapılmış oldu. Ayrıca, yaşanan savaşın AKP’nin Suriye’deki “Demokratik Cumhuriyet: Rojava” pratiğine dönük saldırılarını önleyici bir nitelik taşıdığını söyleyebiliriz.

Fakat bu savaşın Kürt hareketine, uzlaşmacı ve sekter kanat olarak bölünme yönünde kimi zararlar verdiğini de saptamalıyız.

Artan siyasi operasyonlar

Erdoğan/AKP hükümeti, siyasi operasyonlar, yaşam alanlarına yönelik rant politikaları ve “faili meçhul” sivil ölümleriyle birlikte sürüp giden askeri operasyonlarla ortaklaştığı bir “topyekûn savaş” taktiği yürütüyor.

HDP, DTK, DBP, TJA gibi demokratik kitle örgütlerinin hedef alınması, belediyelere kayyumlar atanması, yüzlerce Kürt siyasetçinin tutuklanması; askeri alanda bir türlü geriletilemeyen KÖH’ün demokratik siyaset zeminini daraltmayı amaçlıyor.

Özellikle HDP’ye dönük operasyonların, onu güncel politikadan tecrit etmek için özel bir “başarı” sağladığını da görebiliriz.

Elbette, yaşanan çok sayıda tutuklamanın belli düzeyde atıllık yaratması kaçınılmaz. Ancak bu tespitle yetinirsek sorunun bütün boyutlarını görememiş oluruz. Aslında, tutuklamalardan çok, içinde yaşarken art arda gelen “şoklarla” oraya-buraya sürüklendiğimiz kaotik atmosferde açığa çıkan yeni süreçleri kavrayıp, oluşan yeni demokratik ve devrimci dinamikleri kapsayacak politik yeterlilikte bir programa ve duruşa sahip olmamak ve olmamak için diretmekle alakalı bir atıllık yaşandığını saptamalıyız.

Savaşın öteki yüzü

Kürt illerinde ise, savaş sonrası yağma ve talan politikalarını özellikle Sur gibi şehirlerde sürdürmeye kararlılığı karşısında, aynı kararlılıkla yaşam alanlarına sahip çıkan Kürtlerin “gözden de gönülden de uzak” direnişleri boy gösteriyor.

Tutuklama terörünün ve baskının en yoğun yaşandığı yerlerde, demokrasi mücadelesinin araçları yok edilirken bile, KÖH durmadan bu araçları yeniden üretebilecek politik duruşu sağlama inatçılığını sürdürebiliyor.

Dersim ve Hakkâri gibi illerde askeri güçlere düzenlenen operasyonlar ve çatışmalar savaşın devam ettiğini ve bölgedeki savaş politikalarına karşı her an tetikte olunduğunu gösteriyor.

Öte yandan, herkesin bildiği gibi, KÖH, Suriye savaşı ile birlikte Ortadoğu’da küresel düzeyde inisiyatif kazandı ve şu anda önemli bir askeri ve politik güce sahip. Kürtler, Suriye’deki mevzilerini korumak ve emperyalist devletlerin politik hamleleri arasında ilerleyebilmek için, dört bölgedeki askeri ve politik gücünü de buraya odaklamış durumda.

Türkiye’deki çatışmaların zaman zaman ısınması ama kaynama noktasına gelmemesi, işte tam da bu gerçekliğin arkasında yatan bir savaş taktiği gibi duruyor ve bir süre daha böyle ilerleyeceğini söyleyebiliriz.

Share on Facebook0Tweet about this on Twitter

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir