Suriye Masası’nda Yer Alacak “Ilımlı Muhalifler” Kimler Olacak? – Cenk Ağcabay

Share on Facebook0Tweet about this on Twitter

Uzun zamandır dünya halklarının aklıyla alay ediyorlar. Neden etmesinler? Son derece rahatlar…

Irak’ta işgal öncesinde, ülkeyi diz çöktürmek amacıyla alınmış kararlar sonucu uygulanan yaptırımlarla beş yüz bin çocuğu öldüren ABD emperyalistlerinin o dönemki yöneticilerinden Dışişleri Bakanı Madeline Albright’a gazeteci bir televizyon programında sormuştu: “Yarım milyon çocuğun Irak’a karşı uygulanan yaptırımlar nedeniyle öldüğünü duyduk. Demek istediğim bu sayı Hiroşima’da ölen çocuk sayısından daha fazla, peki ödenen bedel buna değer mi?”

Kısa bir süre düşünen Albright yanıtlamıştı: “Bence bu çok zor bir tercih, fakat bedeli bizce buna değer” yanıtını vermişti.

Eli kanlı bir diktatörün devrilmesi ve Irak’ a “demokrasi taşınması” yanında beş yüz bin çocuğun ölümünün sözü mü olur?

Yarım milyon çocuğu öldürdüklerini televizyon ekranlarında hiç rahatsızlık duymadan ifade edenler şimdi neredeler, ne yapıyorlar? Bu katliamların asıl nedeni olan dünya çapında talan ve soygundan elde ettikleri yüksek meblağlı servetlerle dünyanın en güzel yerlerinde hayatın tadını çıkarıyorlar… Kimse onları “Uluslararası Ceza Mahkemesi”nde yargılamayı falan da düşünmüyor.

Eğer emperyalist Batının merkezlerindeki egemen sınıf mensuplarından biriyseniz, yarım milyon çocuğun ve milyonlarca yetişkinin “medeni” bir tarzda öldürülmesine önemli katkılar sunabilir, sonrasında, “medeni” uluslararası toplumun saygın bir üyesi olarak keyif çatmayı sürdürebilirsiniz. Hatta Irak’ı işgal eden koalisyonun ortağı dönemin İngiliz Başbakanı Tony Blair gibi, Ortadoğu’ya “barış” getirecek yeni uluslararası girişimlerin üyeliğini yapar, dünyanın saygın kurumlarının toplantılarında bir konuşma yapmak için 100 bin dolar alabilirsiniz.

Albright’ın yıllar önce yaptığı bu konuşmayı, Blair’i neden anımsadım?

Son günlerin en fazla konuşulan konusundan…

Son günlerde IŞİD’in petrol satışları üzerine yürütülen tartışmalarda, ABD yetkililerinin yaptığı açıklamalar bana Albright’ın bu konuşmasını anımsattı. 14 aydır Irak ve Suriye’deki IŞİD hedeflerine saldırı düzenleyen ABD önderliğindeki IŞİD karşıtı koalisyon, IŞİD’in en büyük gelir kaynağı olduğunu ifade ettiği petrol tankerlerini yenilerde vurmaya başladı. Daha doğrusu, ancak Rus Hava Kuvvetleri’nin tankerleri vurmaya başlamasının ardından koalisyon da bu hedefleri vurmaya başladı. ABD’li yetkililere tankerlerin uzun bir zaman neden vurulmadığı sorulduğunda, tankerleri vurmanın “sivil kayıplar”a yol açabileceği kaygısı nedeniyle vurmaktan imtina ettiklerini söylüyorlar. Yani “sivil kayıplar” konusunda o derece hassaslar…

Politik ve ekonomik hedefleri için tek bir ülkede yarım milyon çocuğu öldürenlerin, “sivil kayıplar” konusundaki hassasiyetlerine inanmamız isteniyor… Hem de bunları yıllardır insansız hava araçlarıyla bir El Kaideli öldürmek için her seferinde onlarca sivil katledenler söylüyorlar… Dedik ya, uzun zamandır insanların aklıyla alay ediyorlar ve sahip oldukları büyük güç kapasitesi nedeniyle onlara muhalif olduğunu iddia edenlerin önemli bir kısmı bile onların güzellemesini yapar olduğu için son derece rahatlar…

Jean Jaures yıllar önce, son derece isabetli bir biçimde “Bulutun yağmuru taşıması gibi, kapitalizm de savaşı taşır” demişti. İçinde geçmekte olduğumuz dönemde kapitalizmin ayrılmaz parçalarından birisi olan savaş, kimi farklı biçimlere bürünerek de olsa daha da fazla güncel.

Akdeniz’de gerilim tırmanıyor

Türk Hava Kuvvetleri’ne ait bir savaş uçağının Suriye sınırında bir Rus savaş uçağını düşürmesinin ardından Akdeniz’de gerilim hızla tırmanmaya başladı. 1 Aralık’ta konuşan NATO Genel Sekreteri Stolterberg, Türkiye’nin savunmasına dönük NATO desteğinin arttırılacağı bilgisini verdi. Stolterberg, İngiltere’nin NATO ittifakı kapsamında Türkiye’ye uçak, Almanya ve Danimarka’nın Akdeniz’e taktik komuta gemileri sevk edeceğini açıkladı.

Rusya’nın Suriye’ye gönderdiğï S-400 savunma sisteminden sonra, ABD öncülüğündeki koalisyonun bu ülkedeki IŞİD hedeflerine dönük saldırılarının azaldığının sorulması üzerine, Stoltenberg, Rusya’nın Doğu Akdeniz’de yaptığı yığınaklarla başka askeri güçlerin yaklaşmasına engel olacak kapasiteler geliştirdiğini kabul etti.

Stolterberg, “İşte NATO’yu harekete geçiren nedenlerden biri de tam olarak bu. Bu yüzden, güçlerimizin hazır olma kapasitesini arttırdık. İttifakın doğu kısmındaki varlığımızı bu yüzden arttırdık. Bu yüzden, daha iddialı bir Rusya’ya karşı, askeri kapasitemizi ve caydırıcılığımızı güçlendirmeye devam ediyoruz” dedi.

S-400’leri Suriye’ye yerleştiren Rusya, S-300’lerin İran’a sevkiyatına da başladı. İran’ın uzun yıllardır beklemekte olduğu, Rusya’nın çeşitli nedenler ileri sürerek ertelediği S-300 sevkiyatı tam da gerilimlerin hızla yükselmeye başladığı bir zaman kesitine denk geldi.

Meclisten tezkereyi çıkaran İngiliz hükümeti 2 Aralık gecesi itibariyle Suriye’de hava operasyonlarına başladı. Meclis ve sokaktaki savaş ve Suriye’ye askeri müdahale karşıtı muhalefete rağmen hükümet tezkereden kısa bir süre sonra hava kuvvetlerine saldırı emrini verdi.

Fransa’da Suriye’de hava operasyonlarına başlamıştı, yapılan görüşmeler sonunda Fransa’nın uçakları da İncirlik Üssü’nü kullanma olanağına sahip oldular. Almanya da uzun yılların ardından Ortadoğu’da askeri faaliyetlere başlama kararı aldı. Alman yetkililer de Türkiye ile görüşmeler yaptılar ve Yeni Şafak gazetesinin heyecanla yaptığı habere göre, “Almanlar’ın 6 Tornado tipi keşif uçağı ve bir tanker uçağı göndermeyi planladığı bildirildi.” Uçaklarla birlikte binin üzerinde Alman askeri de Türkiye’ye geliyormuş…

Tekrarlamakta sakınca yok… Büyük güç kapasiteleri sayesinde, insan aklıyla alay edebiliyorlar… Bunca uçak, füze, gemi, ağır silah ve asker Akdeniz’e “insanlığın en büyük tehdidi IŞİD” nedeniyle yığılmış…

IŞİD Libya’dan göz kırpıyor

Oysa 28 Kasım tarihli New York Times’ın geniş haberinde görüşlerine başvurulan ABD yetkilileri, IŞİD liderlerinin Irak ve Suriye’deki operasyonlar nedeniyle, yeni üsleri olan Libya’nın Sirte kentine yerleşmeye başladıklarını söylüyorlardı. Batılı güvenlik servisleri bu durumu tespit ettikleri için, bir grup ABD ve İngiliz komandosu Libya’ya sevk edilmişti. ABD savaş uçakları Libya’da bombardımanları bu nedenle sıkılaştırmıştı. (ISIS’ Grip on Libyan City Gives It a Fallback Option, Nov 28).

Sirte’deki IŞİD hapishanesinde bir süre kalmış olan TIR şoförlerinin verdikleri bilgilere göre, Sirte’yi yönetmek üzere IŞİD’in atadığı yeni Vali bir Suudi imiş ve Sirte’deki IŞİD militanları arasında, Tunuslu, Mısırlı, Yemenli ve Sudanlı militanlar varmış.

Irak, Yemen, Libya ve Suriye… Batılı emperyalistlerin ve bölgedeki taşeronlarının el attığı her yerde El Kaide, IŞİD hızla gelişiyor, kentleri ele geçiriyor ve büyük güç kazanıyor. El Kaide ve IŞİD’in gösterdiği her gelişme, Batılı emperyalistlerin o noktaya doğrudan müdahalelerde bulunmasına yeni bir meşruiyet zemini oluşturuyor.

IŞİD’in Libya’nın Akdeniz kıyısında Sirte yakınlarındaki 150 millik bir alanı kontrol ettiği tahmin ediliyor. Ajdawiya adındaki stratejik önemde bir şehre doğru hızla ilerleyen IŞİD’in bu şehri kontrol etmeye başlaması durumunda, örgütün önemli bir kavşak noktasını tutması ve doğudaki yaşamsal önemde petrol alanlarını ele geçirmesi sözkonusu olacakmış.

Libya’daki petrol alanları, IŞİD’in son haftalarda Suriye ve Irak’ta kaybetmeye başladığı petrol gelirlerini takviye edebilir. Geçtiğimiz ilkbaharda “göçmen krizi” nedeniyle düzenlenen bir Avrupa Birliği Zirvesi’nde tartışılan başlıklardan birisi, Libya kıyılarından organize edilen insan kaçakçılığının engellenmesi amacıyla Libya’nın kıyı kentlerine düzenlenecek bir askeri operasyon idi. Economist dergisi, konuyla ilgili geniş dosyasında, AB ülkelerinin Libya kıyılarını askeri olarak kontrol etmesini önermişti. İtalyan Başbakan Renzi de, ülkelerinin ulusal güvenliğine tehdit oluşturduğu için Libya’ya yönelik bir askeri operasyon planına sahip olduklarını açıklamıştı. IŞİD’in yeni kalesi Sirte, Batılı emperyalistlerin sözü edilen planlarının hayata geçirilmesi bağlamında son derece işlevsel bir araç olacağa benziyor.

Bu çerçeve içinde, Washington’da düzenlenen bir güvenlik konferansında konuşan Savunma İstihbarat Ajansı’nın Terörizm Karşıtı Bölüm yönetici analisti Patrick Prior, “IŞİD’in Libya kolu bizi en fazla endişelendirendiriyor. Kuzey Afrika boyunca oluşturdukları projenin merkezidir” dedi. Renzi’de geçtiğimiz hafta yaptığı konuşmada, Libya’ya yönelik bir askeri operasyon için hazır olduklarını yineledi.

ABD postalı yeniden karaya değdi

Obama uzun zamandır, ABD kara güçlerinin Ortadoğu’da istihbarat, komuta ve danışmanlıkla sınırlı bir varlığa sahip olacağında ısrar ediyordu; ancak ABD özel kuvvetleri geçtiğimiz günlerde Rojava ve Irak’a girdiler ve ABD Savunma Bakanı Ashton Carter’ın üstüne basa basa belirttiği gibi, IŞİD liderlerine yönelik suikast ve saldırı, IŞİD liderlerini ele geçirmeye yönelik baskınlar yeni görev tanımları arasında yer alıyor. ABD 2011 yılında Irak’tan çekildikten sonra, şimdi hem Irak, hem de Suriye’de IŞİD sayesinde geniş bir meşruiyet zeminine yaslanarak askeri varlığını güçlendiriyor.

Emperyalist güçler Akdeniz’den Ortadoğu ve Kuzey Afrika’ya bir militarist yığınak yapıyorlar; bunca uçak, füze, savaş gemisi, silah ve asker salt sergilemek için var olmadığına göre, çok daha kanlı, karanlık günlere doğru koşar adım gidildiği her geçen gün biraz daha belirginleşiyor.

Suriye’de hava operasyonlarına başlamak için meclisten bir tezkere çıkarmak isteyen İngiliz Başbakan Cameron yaptığı konuşmada, Suriye’de 70 bin “ılımlı muhalif” olduğunu iddia etmişti. Cameron’ın konuşmasını değerlendiren Ortadoğu uzmanı İngiliz gazeteci Patrick Cockburn, “Ilımlı sayılan grupların dahi başka bir İslamcı grubun, örneğin Nusra Cephesi’nin altında savaştığına” dikkat çekti. İngiltere’nin gerçekte IŞİD’e karşı koyma niyetinin olmadığını, son hamlesinin sadece bir siyasi manevra olduğunu, “masada bir koltuk kapmak istediğini” söyledi.

‘Masada bir koltuk kapmak’

İşte bölgedeki bütün bu militarist yığınağın nedeni Cockburn’ün İngilizler’in son hamlesine binaen ifade ettiği “masada bir koltuk kapmak” isteğidir. Masada kimlerin yer alacağına dair ABD’nin yaklaşımını yansıtan bir işaret, Paris İklim Zirvesi’nde konuşan Obama’dan geldi. Obama, Paris Zirvesi’nde yaptığı konuşmada daha önceki açıklamalarından farklı olarak, Suriye’de birkaç aylık Esad’lı bir geçiş sürecinin olabileceğini, ancak sonrasında kapsayıcı ve birleştirici bir hükümette Esad’ın yerinin kesinlikle olamayacağını söyledi.

Obama, Rusya’nın Esad yönetimini savunan bir çizgide yer aldığı sürece, Rusya’nın pek çok kaynaklarının muhalifler tarafından hedef alınacağını ve bu muhaliflerin sonunda ABD’nin de destekleyeceği kapsayıcı ve birleşik bir hükümetin parçası olacaklarını ifade etti. Peki bu kapsayıcı ve birleşik hükümette ABD desteği ile yer alacak olanlar kimler? Mesela düşürülen Rus uçağından paraşütle atlayan pilotu öldüren Cihatçı-Türk faşisti karması grup, Obama’nın geçen hafta açıkladığı gibi “ılımlı muhalif” olarak bu kapsama giriyor. Alevileri kitlesel kıyıma uğratan Fetih Ordusu ve çeşit çeşit Cihatçı-mezhepçi çete yine “ılımlı muhalif” olarak bu kapsam içine giriyorlar, yani Batılı emperyalistlerin partnerleri olarak masada olacaklar. Cameron, ABD’nin baş müttefiği olarak 70.000 rakamını tesadüfen vermiyor…

Sadece bir ülkede yarım milyon çocuk katleden eli kanlı katiller için bunların çok uygun partnerler olduğu konusunda hiç kuşkumuz yok. Tercihler son derece isabetli. Venezüella’daki narko-faşist çeteler, Ukrayna’daki ırkçı-faşist çeteler de bilindiği gibi Batılı emperyalistlerin bu ülkelerdeki partnerleri ve tümü birbiriyle son derece uyumlu…

Share on Facebook0Tweet about this on Twitter

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir