Suriye’de çatışma ile çatışmasızlık diyalektiği – Hasan FERAMUZ

Share on Facebook0Tweet about this on Twitter

6. yılını devirmeye hazırlanan Suriye’deki savaş, “yeni” diplomatik hamleler ve çatışmalarla devam ediyor. Bir taraftan Astana görüşmelerinde “çatışmasızlık bölgeleri” oluşturulması kararı alınırken, diğer taraftan başta Hama kırsalı olmak üzere Palmira ve Şam’ın doğu kırsalında çatışmalar giderek artıyor.

Çatışmasızlık bölgeleri

Astana’da devam eden görüşmelerin 4. turunda öne çıkan konu çatışmasızlık bölgelerinin oluşturulması oldu. Rusya, İran ve Türkiye’nin üzerinde mutabakata vardığı, “muhaliflerin” ise kabul etmeyerek görüşmeleri terk ettiği bu karara göre ilk olarak şu dört bölgede gerilim azaltılacak, çatışmalar durdurulacak: Doğu Guta, İdlib, Humus’un kuzeyi, Kuneytra ve Dera’yı içeren güney bölgesi.

Görüşmelerin ardından Rusya’nın “terörist gruplarla mücadelenin devam edeceğini” açıklaması, alınan kararın bir “mola” niteliği taşıdığını gösteriyor. Güney bölgesinin bir kısmı dışında bölgelerin tamamına cihatçı grupların (ki bunların tamamının terörist olduğu kabul ediliyor Esad tarafından) hakim durumda olduğunu düşündüğümüzde, Rusya’nın hem güç tazelemeyi hem de Doğu Guta ve İdlib’teki gruplar arasındaki bölünmeleri derinleştirmeyi hedeflediği görülüyor.

Türkiye ise çatışmasızlık bölgeleri ile yıllardır ABD’den talep ettiği tampon bölgenin “çakma” versiyonunu almanın heyecanı içinde. Esad’ın devrilmesini şimdilik ikinci plana atan Türkiye, bu kararla hem kantonlara daha fazla yönelme hem de Azaz-Cerablus bölgesindeki varlığını konsolide etme şansını yakalamış oldu. Dolayısıyla Rojava’ya yönelik saldırılarda kullanmak için TSK ile işbirliğindeki çetelerin güçlendirilmesi ve yönlendirilmesine de vakit kazanılmış oldu.

Bu kararla birlikte İran da artık Suriye’de kalıcı ve karar verici bir özne olduğunu somutlaştırmış oldu. “Muhaliflerin” görüşmeleri terk etmelerine neden olan Hizbullah’ın, Afgan ve İranlı milislerin varlığının tartışılmaması, İran’ın ilerleyen süreçte de Suriye’de bütün gücüyle olacağını göstermekle birlikte varlığını da meşrulaştırmış oldu.

Görüşmelerde Rojava’nın ele alınmamış olması ise Kürt sorununun “özel” bir gündemle ele alınacağını gösteriyor. Bu “özel” durum PYD ve Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) meşru bir güç ve bölgesel bir iktidar olarak güçlenmesini sağlıyor.

Çatışma Bölgeleri

Görüşmelerle birlikte çatışmalar da bütün hızıyla sürüyor. Suriye Demokratik Güçleri (SDG), Tabka’yı da alarak tamamen Rakka’ya yönelmiş durumda ve Türkiye’nin saldırıları dışında bu yöneliş durdurulamaz gözüküyor.

Suriye ordusu ise Palmira çevresinde yeni yerler ele geçirirken, cihatçı çetelerin Hama’nın kuzeyine yaptıkları büyük saldırıda kaybettiği yerleri de geri almış durumda. Doğu Guta’nın Kabun bölgesi ve Şam’ın doğu kırsalında ise “muhaliflerle” çatışmalar devam ediyor. Bu çatışmalarda İsrail’in Suriye ordusunu vurması, ABD’nin eğitip donattığı grupların güneydoğudaki çölde ilerleyerek Deyrezzor’un 60 km yakınına gelmesi ise İsrail ve ABD’nin doğuda çektiği sınırları gösteriyor.

Bu bağlamda çatışmasızlık bölgeleri ile çatışma bölgeleri birlikte ele alındığında, hem küresel hem de bölgesel güçlerin Suriye’deki paylaşım savaşının ileriki aşamaları için mevzilenme hamlelerini yaptıkları görülüyor. Dolayısıyla Suriye’deki savaşın yeni bir aşamasının arifesinde olduğumuzu söyleyebiliriz.

Share on Facebook0Tweet about this on Twitter

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir