Tek Yol Savaş! – Evrim Muştu

Son haftalarda Beyaz Saray, Tahran’a karşı fiilen yürüttüğü savaş gerginliğini ciddi oranda yükseltti. Çatışma açık savaşa sıçrayabilecek bir noktaya geldi. Çok kutuplulaşmaya başlayan dünya düzenini ivmelendiren Trump hükümetinin emperyalist hegemonyasını korumak için seçtiği yol ise savaş.

Baskı giderek artıyor

1979 İran devriminden beri İran ile ABD arasında yaşanan gerginlikler her zaman var oldu. Bundan ötürü “gerginlik” her zaman “doğal” bir ilişki biçimiydi. En son Obama, 2015 nükleer anlaşmasıyla beraber bu gerginliği kısmen rahatlatmıştı.

Mayıs 2018’de Trump kendi ve İsrail istihbaratına dayanarak, uluslararası denetim kurumlarının verilerine aykırı bir şekilde İran’ın gizli nükleer program yürüttüğünü iddia edip uluslararası anlaşmadan geri çekilmişti. 6 ay sonra kapsamlı ve çok ağır yaptırımlar başlatıldı. Ondan beridir de baskı gittikçe arttırılıyor.

Mayıs 2019’un başında bir kez daha İsrail istihbaratına dayanarak ABD, İran’ın bu sefer “çıkarlarımızı ve ulusal güvenliğimizi tehdit eden askeri hareketlerin” arkasında olduğunu iddia edip, deniz ve hava kuvvetlerini “gözdağı vermek” için bölgeye sevk etti. Somut sebep ise İran’ın “Şii Hilal”inde “kontrol” ettiği Şii milislerin saldırıya hazırlanmalarıydı.

 “Şii Hilali” ve ABD

“Şer Ekseni” gibi Irak savaşı bağlamında ortaya çıkan Şii Hilali kavramı doğrudan ideolojik ve propaganda amacıyla ortaya atılmış bir kavramdır. Buna göre İran’ın bölgede doğrudan kontrol ettiği gruplar, daha doğru “kuklaları”, İsrail devletinin yani ABD “çıkarlarının” güvenliğini tehdit ediyor. Bu milislerin ve İran’ın var olması böylece mutlak bir tehdit haline geliyor ve bundan ötürü İran’ın şöyle veya böyle devlet olarak ortadan yok olması gerekiyor.

Belli ki ABD, yaptırımlar aracılıyla uyguladığı “maksimum baskı” taktiğiyle İran’a diz çöktüremeyeceğine göre, bu defa askeri provokasyonlar suretiyle ufak bir bahane üretip savaş ilan ederek bu amacına ulaşmak istiyor.

ABD’nin işi zor

ABD’nin bu girişimine yönelik iç ve dış tepkilere baktığımızda göze çarpan iki nokta var. İlk olarak ABD’de iç siyasi dengenin oldukça karışık olduğu anlaşılıyor. Irak savaşını destekleyen Demokrat Parti bu sefer İran’a karşı savaş açma taraftarı değiller. Hem doğrudan konuyla ilgili olan görüşmelerde bunu belirttiler, hem de dolaylı bir şekilde yeni askeri bütçeyi bloke edebileceklerini işaret ettiler. Ayrıca, bir takım emekli komutanlar ve diplomatlar da Trump’a açık mektup yazıp savaş açmanın “hiçbir koşulda” ABD’nin çıkarlarının lehinde olmadığını belirttiler.

İkinci olarak ise dış dengeler de oldukça zayıf. AB ve üye ülkeleri bu gelişmelere karşı topyekûn diplomatik tavır aldı. Hatta İngiltere desteğini çekti. Bunun uzantısı olarak Irak’ta ABD’yle beraber IŞİD’e karşı savaşan uluslararası askeri ittifakın içerisinde çatlaklar açığa çıktı. Bir İngiliz subayı İran’ı yakından takip ettiklerini ve İran devletinin hiçbir şekilde tehditkar adım atmadığını savundu. Aynı zamanda Rusya, İran hükümetini ne olursa olsun destekleyeceğini belirtti. ABD saldırısı altında olan Çin için de aynısı geçerli. İsrail ve Suudi Arabistan’dan başka kimse ABD’nin girişimlerini desteklemiyor.

Belli olan şu ki, ABD dünyada tek hegemon olma konusunda savaşta ısrar ederse, ortalığı tek başına yakmaktan başka şansı yoktur. Ve bu ABD için hiç de kolay olmayacaktır.

Leave a comment

Your email address will not be published.


*