TÖP-G: Ne Darbe, Ne Diktatörlük, Çözüm Demokratik Cumhuriyet!

Share on Facebook0Tweet about this on Twitter

15 Temmuz 2016 tarihinde, egemenler arasındaki iktidar kavgasının ürünü olan bir darbe girişimi yaşandı. Deyim yerindeyse Cemaat ile AKP arasındaki kavganın son perdesi oynandı. Bu süreç henüz sonlanmadı ve kısa vadede ne gibi sonuçlar çıkaracağını kestirmek güç görünüyor.

1. Yaşananlar kurgu değil, apaçık bir darbe girişimidir. Sonrasında yaşananlar ise bir karşı darbe sürecine işaret etmektedir. Ağustos ayında gerçekleştirilecek olan Yüksek Askeri Şûra (YAŞ) toplantısında TSK içerisindeki Gülen cemaati bağlantılı subayların görevden alınacağına dair yoğun bir propaganda süreci işlendi. Bu süreci önlemek amacıyla Cemaat bağlantılı subaylar bir darbe girişiminde bulundular. Ancak başarılı olamadılar. Darbeyi hem düşmanını ezme, hem güçlenme, hem de inşa ettiği faşizan rejimi sağlamlaştırma fırsatına çeviren Erdoğan kısa vadede kazançlı çıkmayı umuyor.

2. Düşmanına karşı büyük bir cadı avı başlatan Erdoğan iktidarı, bu karşı girişimini yalnızca cemaate yönelik değil faşizan kitle eylemleriyle Alevilere karşı da kullanıyor. Deyim yerindeyse faşizme doğru giden rejim sokak eylemleri denemeleri yapma fırsatı buldu. Erdoğan’ın sokağa çağırdığı faşistleştirilmiş militan kitle yurdun birçok noktasında Alevilere yönelik provokasyonlarda bulunmaktadır. Ve bu süreçte açıkça görüyoruz ki AKP’nin silahlı paramiliter güçler oluşturduğuna dair tahminlerimiz gerçeklik kazanmıştır.

3. Darbeye karşı direnen lider görüntüsü yaratarak, bir meşruiyet kazandığını düşünen Erdoğan, halka yaptığı “sokağa çıkın” çağrısıyla ulusal birlik sağlama gayretine girdi. Böylece içerisinde bulunduğu birçok krizi öteleme hesapları yaptı. İstedikleri kitleyi sokağa çıkaramadılar. Ayrıca diken üstündeler. Görünen o ki darbe girişimi şimdilik etkisiz hale getirilse de tehdit devam ediyor. Erdoğan için yapılan “gücünü arttırdı”, “yerini sağlamlaştırma fırsatı buldu” benzeri söylemler şüphelidir. Güçlü görüntünün geçici olduğunu, darbe öncesine kadar Erdoğan’ı sıkıştıran tüm kriz dinamiklerinin olduğu gibi yerinde durduğunu belirtmek gerekir.

4. Darbeyi uluslararası güçlerin desteklediğine dair elde veri yoktu. Ancak uluslararası güçlerin (NATO, AB, ABD vs.) darbenin gerçekleştirildiği saatlerde sessiz kalmayı tercih ettikleri, darbecilerin girişimlerinin başarılı olup olamayacağını izledikleri görülmektedir. Bu da Erdoğan’a yönelik uluslararası bir desteğin olmadığının açık bir kanıtıdır.

5. Darbe sonrası yapılan “Demokrasi” çağrıları ve ulusal bütünlük yaratma çabalarına dâhil olmuyoruz. Bu girişim öncesinde Türkiye’de zaten bir darbe ortamı vardı. 7 Haziran seçimleri sonrası bizzat Erdoğan rejimi bir darbe gerçekleştirilmiştir. Cuntaya karşı çıkarken cunta öncesi ortama değil, kendi siyasal yönelimlerimize çağrı yapıyoruz.

6. Siyasal yönelimimiz “Demokratik Cumhuriyettir.” Ekonomik kriz, rejim krizi, sistem krizi derken, darbe süreci bir devlet krizini doğurmuştur. Bu koşullarda “devrimin güncelliği” kendisini açıkça dayatmaktadır.Demokratik hakları koruyan bir tutumun ötesine geçerek, kurucu bir irade dayatılmalı, Demokratik Cumhuriyeti temel hedefine oturtan bir siyasal ve toplumsal ittifak inşa edilmelidir.

7. İşçilerin, kadınların, doğa savunucularının, Alevilerin ve öğrencilerin, LGBTİ’lerin güncel mücadele konularını gören ve buna uygun örgütsel formlarını yaratan bir öncülük kurmamız gerekir. Demokratik Cumhuriyet hedefimize, egemenler arası karşılıklı darbe girişimleriyle reel politikadan uzaklaştırılan ve moral düzeyi düşürülen halka umut ve moral aşılayan gerçek bir öncülükle yürümeliyiz. Demokratik Cumhuriyet yürüyüşü, halkı kategorize eden ve burjuva güçler arası kutuplaşmada taraf tutmaya zorlayan, ama en nihayetinde halkın yıkıcı öfkesini teskin eden her türlü kavgadan ve pasifist tutumdan uzak bir yürüyüştür.

Share on Facebook0Tweet about this on Twitter

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir