Toplumsal Özgürlük Partisi: Söz, yetki, karar alma hakkı, halk meclislerine!

Yerel seçimler gündemi adaylık ve meclis üyelikleri yarışına kurban edilemeyecek kadar önemli.
Yaşamlarımızı doğrudan ilgilendiren çok önemli konular, egemen güçler arasındaki iktidar kavgasına kurban ediliyor.
Egemen siyasal bloklar (Cumhur ve Millet ittifakları) arasındaki kayıkçı dövüşünden çıkan kuru gürültü her yeri kaplayınca, halk güçleri de her ikisi de kendisine hizmet etmeyen bu kutuplara hapsoluyor.
Şimdiye dek edindiğimiz deneyimler gösteriyor ki, bu kutuplar arası geçişkenlik son derece sınırlı.
Üstelik, diyelim ki bu ittifaklardan CHP-İYİ Parti kutbu, AKP-MHP’nin etki alanındaki halk kitlelerinin güvenini kazansa bile, halkın günlük yaşamında yaşadığı gündelik sorunlara gerçek çözümler bulabilmekten son derece uzak bir politikaya sahip.
Zirvede yaşanan bu itiş kakış, yaklaşan yerel seçimleri yerellik zemininden de koparıyor.
Yerel politikaların pek konuşulmadığı, günlük yaşamda karşılaştığımız yakıcı sorunların belirleyici olmadığı, yerel yaşamın neredeyse tamamen önemsizleştirildiği bir ortam oluşuyor.
Kavga, inşa edilen diktatörlük rejiminin hangi ideolojik zeminden besleneceği ve pastadaki büyük payı “İslamcı” görünümlü iktidar alanının mı, yoksa onun tam karşısında konumlanan “Ulusalcı” görünümlü iktidar alanının mı alacağına dair bir kavga olarak yaşanıyor.
Biliyoruz ki, bu kavgada halkın gerçek ihtiyaçlarının sözü bile geçmiyor, bu kavganın kitlelerin yakıcı günlük sorunlarına sunduğu hiçbir çözüm yok.
***
Halk olarak gündelik yaşamımızda her gün yüzleşmek zorunda kaldığımız onca sorun, bütün bu tartışmaların uzağında günbegün büyüyor.
Derinleşen ekonomik kriz, işçi sınıfının zaten kötü olan yaşam koşullarını alt üst ediyor, işsizliği ve yoksulluğu büyütüyor.
Büyük kitleler, krizin etkilerine bağlı olarak yoksullaşıyor, zamlar ve pahalılık sonucunda temel ihtiyaçlar karşılanamaz hale geliyor.
Siyasal kurumlarca üretilerek bizlere dayatılan eril zihniyet, lümpenleşme, bayağılaşma, çürüme gibi olgular iç içe geçerek ve her gün yeni bir görünümle kendini gösteriyor.
İnşa halindeki faşizm, kişi ve kurumsal diktatörlükten ziyade, bu çürüme süreçlerinden güç  alıyor.İçerisinde yaşadığımız ortamda, yerel seçimlere, egemen güçlerin kendi arasındaki itişmeye sıkışmadan ve halkın gittikçe daha da yakıcı hale gelen ihtiyaçlarını esas alarak yaklaşmak gerekiyor.
Sadece adaylara sıkışan tartışmalar da, günü bile kurtaramayacaktır.
Zirveye yerleşmiş bir irade, ülkedeki her konuda neyin nasıl olacağına karar veriyor ve kendisi dışında hiçbir iradeyi tanımıyor.
Bu yüzden, yerel seçimlere, halkın seçeceğini inşa edecek kurucu bir irade perspektifi ile yaklaşmamız gerekiyor.
Bu kurucu irade, yerellerde gündelik sorunlarımızı doğrudan tartışabileceğimiz, bu sorunlarla ilgili kararları doğrudan kendimizin alacağı halk meclislerine dayanmalı.
Meclisler, somut taleplerimiz etrafında örgütlenmeli.
Yaşayabilmek için asgari yaşam koşullarına kavuşma hakkımız, sağlık, ulaşım, eğitim ve barınma hakkımız, temiz ve yaşanabilir kent hakkımız, cinsiyet eşitliği hakkımız, engelsiz yaşam hakkımız, çocuklarımızın hakları, cinsel yönelimleri farklı olanların hakları ve daha niceleri etrafında hızla bir araya gelerek meclislerimizi kurabiliriz.
Yerel seçimlere giderken ilk elden şu talepler etrafında örgütlenebiliriz:
1.Kuracağımız halk meclislerinin halkın günlük yaşamını ilgilendiren konularda söz sahibi haline gelmeleri ve karar almaya yetkili olmaları için mücadele edebiliriz.
Yerel hizmetlere ilişkin bütçe ve ihalelerin, halk meclisleri tarafından denetlendiği, yereldeki politikaların halk meclislerinin kararları doğrultusunda yaşama geçirildiği bir modeli birlikte kurabiliriz.2.Yaşanabilir bir kent için, müşterek mekânların sermaye tahakkümünden kurtarılması gerekiyor. Halk meclislerinin ihtiyaçlarımızı öne çıkaran talepleri doğrultusunda yaşadığımız kentlerin yeniden düzenlenmesi için halk meclisleriyle mücadele edebiliriz.
Temiz hava, su ve toprak hakkı birincil derecede gözetilmesi gereken haklar olmalı.

3.Eğitim, sağlık, ulaşım ve haberleşme gibi temel hakların sermaye birikim alanı olmaktan çıkması, bu hizmetlerdeki ticari ve rantçı zihniyetin tasfiye edilerek herkesin ayrıcalıksız bir şekilde erişiminin sağlanması için halk meclislerinde örgütlenebiliriz.
Milyonlarca insanı büyük strese sokan, kitlesel sağlık sorunlarına yol açan ve halk için pahalı olan şimdiki taşıma düzeninin yerine, toplum ve doğa sağlığını ön plana koyan, kullanışlı, hızlı, doğa dostu ve ucuz toplu taşıma hizmetlerinin nasıl yaşama geçirileceğini halk meclislerinde tartışıp kararlaştırabiliriz.

4.Yerel yönetimlerin görevi salt şiddete uğrayan kadınlara sığınma evi açmak ya da kadın istihdamını arttırmak değildir.
Yerel yönetim mekanizmasının kendisi, toplumsal cinsiyet rolleriyle ve patriyarkal düzenle hesaplaşmalı.
Yerel yönetimler, kamusal ve özel alanlarda kadınları ikincilleştiren tüm politikalarla mücadele etmek, kadınların günlük yaşamda yaşadıkları eşitsiz durumları ortadan kaldıracak bir şekilde yeniden düzenlenmeli.
Kadınlar olarak, yerellerde kurulacak kadın meclislerinde bir araya gelelim.
Bu meclislerde cinsiyetler arası eşitliği sağlamak için gerçekleştirilecek politikaları planlayalım ve bu amaçla yerel politikaların denetimini elimize alalım.
Halk meclisleri çatısı altında engellilerin, yaşlıların, çocukların, LGBTİ bireylerinin kendi alt meclislerini inşa edebilir,  herkesin kendini kendi dili ve tarzıyla özgürce ifade edebileceği ve kendi yaşamlarını ilgilendiren konularda karar alma haklarının olabileceği bir yerel yetki alanı kurabiliriz.

Birlikte başarabiliriz.

Toplumsal Özgürlük Partisi

Leave a comment

Your email address will not be published.


*