Trump, cinsiyetçi, ırkçı ve saldırgan politikalarla başkanlık döneminin mesajlar verdi – Max ZİRNGAST

Share on Facebook0Tweet about this on Twitter

 

Trump hükümetin ilk adımları

Donald Trump 20. Ocak’taki yemin töreniyle resmî ABD başkanı oldu. Yüksek egolu, pespaye, sürekli herkesi aşağılayan bu herifin seçimlerden önce ürettiği laf kalabalığının hangi politikarlara evrileceği belli değildi. İlk üç haftadan sonra giderek netleşmeye başladı.

Önümüzdeki süreçte ABD’de gelişen olasılıklar aynı zamanda dünya çapında etkisini gösterecek . Bu süreci belirleyen çok çeşitli faktörler var. Elimizdeki ipuçlarıyla şimdiye dek olanları ve önümüzdeki olasılıkları değerlendirebiliriz.

Kilit isimler

Kabinesinin çoğu Senato tarafından onaylandı. Geçen sayıda yeni kabineyi tanıttığımızdan dolayı, burada sadece öne çıkan iki ismi tekrarlayalım.

İlk haftalardan sonra öyle görünüyor ki, asıl belirleyici güç Trump değil; Beyaz Saray baş danışmanı Steve Bannon. Bannon beyaz ırkın üstünlüğü savunan bir medya baronu.

Başdanışmanlığın dışında, Bannon Trump tarafından Millî Güvenlik Kuruluna da atandı. Evet, ABD’de MGK üyelerini hep başkanlar atar; ancak geleneksel olarak oraya hep gizli servislerin ya da ordunun önemli kişilikleri atanır. Trump ise, Bannon’u atarken CİA’in şefi Mike Pompeo’yu MGK’ya atamadı. Bu hamle ile devlet mekanizmasında büyük bir şok yaratıldı.

Geçirilen KHK’ların içeriğinin çoğunlukla Bannon ve yakın ekibi tarafından hazırlandığı söyleniyor. Kısaca, Bannon’un çok büyük güce sahip olduğu anlaşılıyor. Öbür tarafta ise,  Cumhuriyetçi Parti’nin neoliberal ve teknokrat elitinin bekçi köpeği Reince Priebus duruyor. Priebus, muhtemelen parti ile yapılmış olan anlaşma sonucunda Beyaz Saray personel şefi oldu.

Bannon’un arkasında Cumhuriyetçilerin sağ kanadının bir kısmı dahil olmakla beraber farklı güçler var. Belli ki, Bannon ve Priebus öncülüğünde Cumhuriyetçilerin iki farklı ana eğilimi birbiriyle çatışacak.

İlk hafta, tam gaz

Trump, bizimkine benzer biçimde KHK’lerle ülkeyi bakkal gibi yönetmeye başladı. ABD’de KHK’ler, bir teşrii kuvvet tarafından yetkilendirilmeden bile etkin olabiliyor. KHK’ler başkanlar tarafından fiilen kongreyi baypas etmek için kullanılıyor.

İlk KHK’ler arasında; dünyada çeşitli ülkelerde, kadınlara doğum kontrolü, kürtaj ve başka sağlık konularında destek veren devlet dışı örgütlere giden yıllık 600 milyon dolarlık meblağı sıfıra indirmek vardı. Başka bir KHK ile, başta yerli Kızılderililerin direnişi nedeniyle inşaatı durdurulan iki gaz/petrol boru hattı projesinin devamlılığını buyurdu. Bu iki hamle hem kadınlara hem de ekolojistlere verilen bir mesajdı.

Yine başka bir hamleyle, “serbest ticaret” anlaşması olan TPP’yi askıya aldı, Meksika ile olan sınıra  bir “duvar” örülmesini sağladı.

Trump birinci haftanın sonunda, şimdiye dek en ekstrem ve yıkıcı hamlelerini yaptı. Çoğunluğu Müslüman olan 7 ülkeden (İran, Irak, Libya, Somali, Sudan, Suriye, Yemen) ABD’ye girişi 90 günlüğüne yasaklayan bir kararname imzaladı. Ek olarak da ABD’nin mülteci kabul etme mekanizmaları 120 gün askıya alındı, Suriye’den mülteci kabul etme programları ise yeni bir talimata kadar topyekün durduruldu. KHK hemen uygulandığı için ABD’nin havalimanlarında bir sürü insan, geçerli vizelerine rağmen geri gönderildi.

Dış politika: eski şişede yeni rakı

 Trump’ın dış politikada stratejik ve taktik hatları tam da netleşmemiş olmasına rağmen,  ipuçlarını görebiliriz.

Çin’e karşı tavırlar sertleşti. ABD senelerdir “Tek Çin-Politikası”’nı takip ediyordu, yani sadece Çin Halk Cumhuriyeti’ni resmî Çin devleti olarak tanıyordu, Tayvan’ı değil.

Trump’ın seçiminden sonra ilişkiler değişti. Sembolik ötesi bir hamleyle, Trump Taiwan’ın başbakanı Tsai İng-Ven’i telefonla aradı. ABD ile Taiwan başbakanları arasında 1979’dan beri resmi temas olmamıştı ve bu telefon muhtemelen çok önce planlanan bir provokasyon hamlesiydi.

Trump’ın başkanlık koltuğuna oturmasıyla beraber, dışişleri bakanı Tillerson doğrudan saldırgan bir şekilde Çin’in Güney Çin denizindeki iddialarına dair sert çıkışlarda bulundu. Tillerson’a, Beyaz Saray’ın Trump yönetimindeki yeni basın sözcüsü Sean Spicer omuz attı: Çin’i “adaları içerme” konusunda uyardı ve ABD’nin Güney Çin denizindeki “ulusal çıkarlarını” koruyacağını beyan etti. Pekin tabii ki uyumuyordu. Bir dizi yüksek rütbeli asker, Trump döneminde ABD ile savaş olasılığını vurguladı ve ona göre önlemler alınması gerektiğini ekledi.

Trump düzeninin içindeki çatlaklar

 

Sadece bir hafta içinde bile Trump olayının gayet ciddi ve net olduğunu bütün dünya görmüş oldu. Trump ve kliği beklemeyecek, programlarını hızla uygulamaya geçirecekler.

Ancak, Trump’ın sert ve vahşi gidişi, ciddi tepkilere de yol açtı. ABD çapında kitlesel bir direniş hareketinin ilk adımları atılırken, aynı zamanda ABD’nin iktidar bloğu içinde de çatlakların derinleşme eğilimine girdiğini gördük.

Sermayenin kaosu

Başta belirtmek gerekir ki: bazılarına göre, egemen sermaye sınıfı kaosu değil, sermaye birikimi için uygun ve düzenli koşulları istiyor. ‘İdeal’ bu olabilir, yalnız gerçek dünya ve toplumsal çelişkiler ‘ideal’ değildir. Kimi zaman egemen sınıf da kaos ve korkuyu tercih edebilir. Aslında Türkiye’de bunu gördük, Orta Doğu’da da görüyoruz.

İktidarın bir hamlesi kaos yaratırsa bu illa bu hamlenin “başarısız” olduğu anlamına gelmez. Trump ve Bannon’un en azından belirli bir düzeyde kaos yaratmak istedikleri apaçıktır. Ha, o kaosu ne kadar kontrol edebilirler, orası da başka bir soru.

Egemen sınıfın içindeki çatlaklar

Trump henüz birinci haftasındayken bile, iktidar bloğunun içinden muhalefet yükseldi.

Önce, New York ve Virginia eyaletlerinde Trump’ın giriş yasağı KHK’si mahkemelerce kanun dışı kılındı ve iptal edildi, Massachusetts, Washington ve California eyaletlerinde ise bu konuda mahkemelere dava açıldı. Sonra da, Cumhuriyet Başsavcısı Sally Yates Müslüman düşmanı KHK’lere karşı çıktı ve Trump tarafından hemen görevinden uzaklaştırıldı.

Yeni hükümetin kararlarına karşı Dışişleri Bakanlığından ciddi tepkiler geldiği için, bütün kadroları tasfiye edildi ve Trump tasfiye edilen kadroların yerine adım adım kendi elemanlarını getirmeye başladı.

Kısaca, yürütülen politikalar devlet ve Cumhuriyetçi parti içinde derin çatlaklar yarattı. Bannon ve Trump hem devleti hem partiyi sağa çekmeye çalışıyor.

Sermaye sınıfınından da farklı sinyaller geliyor. Özellikle teknoloji sanayisi giriş yasağına karşı sert çıkarken, fosil enerji sektörü ise, iklim değişiliğini yok sayın ve yeşil enerji projelerini gereksiz gören Trump’a sahip çıkıyor. Finans kapital bir yandan Trump’tan rahatsız, öte yandan ise Trump 2007/8 krizi ardından finans piyasalarında yapılan bütün engelleri (zaten az ve palyatif) ortadan kaldıracağını söyledi. Bu da tabii ki finans kapitalın işine gelen bir hamledir.

 

Direniş cephesi

 

 

Trump ve kliği birçok hamlesini, egemen sınıf ve devletin mekanizmaları içerisinde çatlak yaratacaklarını bilerek ve ona göre planlayarak yaptı. Fakat, “oyunu bozan” faktör geniş bir direniş hareketi doğdu. Bu beklemedikleri bir sokak hareketi idi ve onları ciddi biçimde etkiledi. İstedikleri gibi hareket edemeyeceklerini anladılar ve çeşitli geri adımlar atarak durum değerlendirmesine geçtiler.

ABD’de emekçi halk için ekonomik koşullar gittikçe kötüleşiyor, toplumsal şiddet artıyor, ırkçı yönetim ve polis saldırıları durmadan devam ediyordu. Şimdi Trump ile yeni bir saldırı dalgası beklenebilir. Ancak Trump’ın saldırılarına karşı oluşan tepkide kapsamlı bir direniş olasılığı mayalanıyor.

Trump’ın yemin gününden sonraki gün ABD çapında 4 milyon civarında kadın, sokağa dökülüp “kadın yürüyüşleri”ne katıldı. Dünyada birçok şehirde destek yürüyüşleri yapıldı. Giriş yasağına tepki olarak onbinlerce kişi kendiliğinden havaalanlarına gidip durumu protesto etti.

Direnişin eksikleri

İlk olarak, bu direnişin içinde elbette birçok liberal ve Clinton destekçisi de var.

İkincisi, bazı sendika patronları Trump’la dostça bir şekilde görüşüp çeşitli anlaşmalara varabileceklerini ifade etmişti. Aslında gerekli olan ise tam tersine militanlaşan bir emek mücadelesi.

Üçüncü olarak, Trump’ın ırkçı politikaları zaten işçi sınıfını bölmeye yönelik yapılıyor. Eğer bu saldıralara karşı anlamlı bir emekçi direniş cephesi kurulmazsa, siyahi, Latino ve beyaz işçiler arasında çatlaklar derinleşebilir.

Bütün bunlara rağmen, direniş dalgası muazzam bir potansiyel içeriyor.

Nereye doğru

Evet, şimdi, her yerde olduğu gibi ABD’de de, ancak anti-kapitalist ve demokratik dinamiklerden beslenen, onlarla diyalektik bir etkileşim içinde bulunan bir devrimci emekçi cephesi Trump’da simgelenen emperyalizmin sancılarını ve faşizan gidişatını durdurabilir.

Nesnel olarak böylesi bir yönelimin imkanı var. Elitler arası çatışma, iktisadi gidişat ve öznel faktörler serüvenin devamını belirleyecektir.

 

Share on Facebook0Tweet about this on Twitter

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir