Trump’ın başkanlığının ilk bilançosu – M.ZİRNGAST

Share on Facebook9Tweet about this on Twitter

Başkanlık öncesi açıklamalarındaki çelişkilerden ötürü Trump’ın ne yapacağını anlamak güçtü. Trump, başkan seçildikten ve hükümetin başına geçtikten sonra çıkardığı kararnamelerle hızlıca hareket etmeye başladı. Fakat 100 gün sonra görüyoruz ki, önceden işaret edilen politikalar büyük oranda hayata geçirilemedi.

Sağlık reformu ve ekonomi

Başkanlık kampanyasındaki retoriğe bakarsak, çelişkiler altında birkaç sabit vurgu açığa çıktı. Örneğin, daha sert bir göçmen politikası.

Trump başkanlığının ilk günlerinde kararnamelerle o hedefe doğru kimi adımlar attı. ABD havaalanlarında çoğu Müslüman ülkelerden gelen insanların vizeleri iptal edildi. İnsanlar havaalanlarından geri çevrilip kaos yaratıldı.

Bu hamleler hem toplumsal hem de hukuki anlamda ciddi muhalefet yarattı. Şimdiyse gündemden düştü.

Trump’ın retoriğindeki en önemli noktalardan bir diğeri, Obama döneminde yürürlüğe giren sağlık reformunu yok etmekdi. Bu hamle seçmeli kemer sıkma politikasının bir parçası olacaktı. Fakat Trump’ın düzenlemesi, kongrede kendi parti üyeleri tarafından reddedildi. Daha sonra yumuşatılmış hali ise kongreden kıl payı geçti. Ama büyük ihtimalle senatoda geri çevrilecek.

Vergi reformuna gelecek olursak, Trump’ın ve sermayenin şimdiye dek tek ciddi zaferi bu gibi gözüküyor. Yeni “plan” ile gelir vergisi %35’ten %15’e indirilecek ve bu hem bireyler hem de şirketler için geçerli. Böyle bir vergi indirimden büyük oranda zenginler ve şirketler faydalanacağı aşikâr.

Bütçe tartışmalarda da değişen pek bir şey yok. Borçlanmayı durduracağı söylenen Trump, şimdi ise kongreden fazla borçlanma için izin almış durumda. Trump’ın savunduğu bütçe kesintileri neredeyse uygulanmayacak. Aksine “savunma” bütçesi arttırılacak.

Dış politika

ABD egemenleri arasında jeopolitik yönelim konusunda uzun zamandır iki ana eğilim var: Biri daha çok Çin Halk Cumhuriyet ile bir uzlaşmayı varıp, Rusya’ya karşı sert bir tavır koymaya çalışıyor; diğer eğilim ise tam tersini savunuyor.

Trump dönemiyle birlikte Rusya’yla yakınlığı savunan fraksiyon ağırlık kazanmış gibi oldu. Ocak ayında, henüz başkan olmadan önce Trump, NATO’nun hükümsüz olduğunu bile söylemişti. Rusya politikası Ulusal Güvenlik Danışmanı Michael Flynn ve başdanışmanlık yapan aşırı sağcı Steven Bannon tarafından açıklandı.

Ama Flynn Şubat’ta Trump hükümetindeki ilk “kurban” oldu. Rus diplomatlarıyla yaptığı görüşmeler hakkında yalan söylediği FBI tarafından ortaya çıkarıldıktan sonra istifa etmek zorunda kaldı.

Nisan’da Trump hükümetindeki iç dengeler iyice kaymaya başladı. 4 Nisan’da Bannon Milli Güvenlik Kurulundan (MGK) çıkarıldı. Bir gün sonra ABD Suriye askeri üssüne füzeli saldırı düzenledi. Bannon’un bu hamleye karşı çıktığını öğrendik sonradan.

Sadece bir hafta sonra, 12 Nisan’da Trump, “NATO’nun hükümsüz olduğunu söyledim. Artık hükümsüz değildir” dedi. Ertesi gün Afganistan’a şimdiye dek kullanılan nükleer olmayan en güçlü bomba atıldı.

Son olarak, Kore yarımadasındaki gerilim yükseldi. ABD, Kuzey Kore ve Çin arasındaki artan gerilimi kendi çıkarları için kullanmaya çalışıyor. Trump başlangıçta Rusya ile flörtleştikten sonra, çubuğu Çin’e doğru büktü.

ABD devletinin iç çatışmaları

Trump hükümetinin içinde çatışan fraksiyonlar var ve gittikçe daha net görüyoruz bunu. Trump’ın kendisi bir paravan, asıl tartışmaları ve çatışmaları saklayan bir duman perdesi.

Öyle gözüküyor ki, Trump’ın başkanlığıyla birlikte ABD’deki devlet ve sermaye sınıflarının çıkarları ve kavgaları daha önce görmediğimiz bir netlikte gösterimde.

Serleşen devlet krizinin zirvesi FBI direktörü James Comey’nin 9 Mayıs’ta görevden alınması oldu. Son zamanlarda FBI siyasi sahnede alışılagelenden daha ön plandaydı. Başkanlık seçimlerine birkaç gün kala Comey şahsında FBI, Hillary Clinton’un e-mail skandalını tekrardan gündeme getirirken, Trump’a ister istemez büyük bir yardımda bulundu.

Şimdi ise FBI, Trump hükümetinin Rusya ile bağlantılarını irdeliyor. Öyleyse Comey, hakkında araştırma yaptığı kişi tarafından kovulmuş. Bu olay çeşitli olasılıklara yol açabilir ve ne olacağını henüz belli değildir.

Sonuç olarak…

Bütün bunlar bize neyi gösteriyor? ABD artık dünya çapında kendi kafasına göre hegemonya sağlayamıyor. Ülkede ise, siyasi sistemde derin bir kriz yaşanmaktadır. Egemen sınıflar, sermaye, ordu, istihbarat örgütleri bu krizden ötürü çatışmaktadır.

Gerçekten demokratik ve halkçı güçler için bu çok yönlü hegemonya krizi büyük bir fırsattır. Bernie Sanders’in Demokratik Parti’nin ön seçimlerinde yürüttüğü kampanya böyle bir hamlenin ipuçlarını sunmuştu. Yalnız Sanders iki partili sistemin tuzağına düştü. Demokratik-halkçı bir alternatif Demokratik Parti dışında oluşturulmalı.

Share on Facebook9Tweet about this on Twitter

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir