Tünelin ucundaki ışık: Demokratik Cumhuriyet – Juliana GÖZEN

Share on Facebook0Tweet about this on Twitter
“Birbirine girmiş çarpışıyor tüm karşı rüzgarlar…”

OHAL’e yaslanarak yürüyüşünü devam ettirebilen Erdoğan öncüğünde bir diktatörlük inşasının her geçen gün derinleştiği, fakat derinleşirken farklı yerel, bölgesel, küresel güçlerin de kendi hedefleri ve planları doğrultusunda hamleler yapma olanakları bulduğu çok özel momentum içindeyiz.

Öyle ki, bu momentumda, her güç her an hareket ve hamle yapıyor. Biri diğerinin bileğini bükecek derken, aniden ortada yepyeni bir denge kuruluveriyor. O yeni denge de, ondan öncekileri sarsarak başka bir gerçek durum oluşturuyor. Yeni oluşan durum, kiminin hareket alanını kısıtlarken, başka bazı güçlerin önünü açıyor.

16 Nisan takvimi de, kendinden önce kurulu olan tüm dengeleri işte böyle sarsarak şimdi başka bir gerçeklik yarattı ve şimdi bizler bu yeni gerçekliğin üzerinde konumlanmış durumdayız.

Devletin tüm olanaklarının iktidardan yana seferber edilmesine rağmen şimdi ortada olan sonuç, buz gibi bir gerçekliği iktidarın suratına tekrar çarptı. Tıpkı Haziran İsyanı’nda, 7 Haziran’da olduğu gibi.

Erdoğan’ın karşısına önce Gezi’de sonra 7 Haziran’da ve şimdi de”Hayır!” diyerek çıkan güçler toplumsal yaşamın içerisinde sürekliliğini koruyor ve sürekli hareket halinde ağlarını örüyorlar.

Erdoğan öncülüğündeki iktidar, ileri doğru her atılışında yeni durumun buz gibi gerçekliği ve bu ilerleyişi reddeden birçok direnç odaklarıyla çarpışıyor.

Her ne kadar zoru, şiddeti ve baskıyı günlük yaşamın omurgası haline getirerek karşısında duran tüm direnç odaklarını yok etmeye çalışsa da, başaramıyor. Fakat buna rağmen kendi hedefine doğru da ilerliyor Erdoğan, aksasa da, topallasa da…

Bu iki gerçeklik içerisinde- iktidarın zorlansa da yürüyüşüne devam ediyor olması ve direnç odaklarının günlük toplumsal yaşamın içerisinde iktidarın yolunu tıkaması- direnç odaklarının ne yapacağı, nereye kanalize olacağı oldukça kritik bir yerde duruyor.

Kadınlar, Aleviler, Kürtler, işçiler, gençler, ekolojistler, LGBTİ’ler, mevcut oligarşik totaliter devletin inşa edilen rejimine Hayır diyenler… Onların bu rejimden sıyrılıp kopuşma çabasını kim görmezlikten gelebilir?

Yahut, Gezi’yi, Lice’yi, mahalle meclislerini, forumlarını, Berkin için sokağa dökülenleri, Özgecan için isyan eden kadınları, Soma’yı, Hayır Meclisleri’ni kim tali bir mesele olarak okuyabilir?

 “Yürü ya kulum” zamanları eskidendi

Krizler içerisinde çırpınan mevcut iktidarın “alternatifi” olmaya çağrılan bu halk güçleri, kendileri bilinçlice ve doğrudan bu hedefle hareket etmeseler de, fiilen tam da o zeminde hamle yapmaktalar.

Halk güçleri sadece kendi gündemleri üzerinden hareket etseler bile, iktidarın her şeyi kendine bağlamaya çalıştığı yürüyüşünün önüne zorlu hendekler kazıyor.

Tıpkı kıdem tazminatı yasa taslağını askıya almak zorunda kalmaları gibi, tıpkı zeytinlik yasa tasarısını geri çekmek zorunda kalmaları gibi…

Karşısında somut bir gücün haklı reddini gören iktidar ise, yapmak istediğini doğrudan yapamıyor, vakit kaybediyor, arkadan dolanmak için çabalamak zorunda kalıyor. Aslında tıpkı bir mevzi savaşı gibi. Ne o kendi yürüyüşünden vazgeçiyor, ne de halk güçleri hamlelerinden.

İnşa edilen rejimi kabul etmeyen halk güçleri, şu anda özellikle kendi ihtiyaçları üzerinden yapılmak istenen her türlü hamleye karşı isyan bayrağını çekiyor. Bu güçlerin tutumlarını sürdürme potansiyeline ve deneyimine sahip olduğu görülüyor.

İnşa edilmek istenen rejimin apaçık kadın düşmanı politikalarına karşı çekilen isyan bayraklarını, kürtaj yasasından Özgecan’ın katledilmesine; cinsel taciz yasasından Melisa Sağlam’la dayanışma eylemlerine kadar akan süreçte, iktidar tarafından kadınlara karşı yapılan her hamleye karşı cevaben gördük.

Tüm demokratik halk güçleri açısından aynı meşru savunma zırhını kuşanmışlık mevcut şu anda.

Erdoğan evdeki hesabının pek de çarşıya uymadığını görüyor. O, kendisine karşı olan bütün toplumsal muhalefeti ezme, susturma hayali ile yanıp tutuşurken, her yerden “hayır” sesleri, isyan bayrakları yükseliyor.

Özne eksikliği

Ama bir boşluk var, siz de fark ediyorsunuz değil mi? Bu halk güçlerinin, sadece kendi

gündemleri içinden iktidara kafa tutmaları yeterli mi yahut ne kadar kalıcı olabilir o kazanımlar?

İşte,tam da o noktada top devrimci komünist öznenin önünde artık.

Ya tüm bu toplumsal güçlerin somut hareketleri üzerinde yoğunlaşarak ve bu hareketleri ortaklaştırarak “demokratik cumhuriyet” zeminine yerleştirecek ya da bu hareketleri küçümseyerek, iktidarı sadece “sözde” karşısına alan ayakları yere basmayan büyük “devrimci” laflar söyleyerek kendisini kandıracak. En kötüsü ise, “aman fırtına dinsin” deyip sözümona kurnazlık yaparak diz çökecek ve Erdoğan’ın önünü açacak.

Yeni’yi yaratmak için reddettiğimiz, kabul etmediğimiz eskiyi yıkmak tek yol değildir. Eski zaten güç kaybederken, çözülürken; etrafına ışık saçan, umut olan yeniyi inşa edersin, eski daha da güç kaybeder, erir…

Velhasılı, çürüyen ve çözülen bir keşmekeşlik içinde, yeni bir toplumun, demokratik alternatifleri filizleniyor.

Evet! Halk güçleri karanlık bir tünelin içinde yol alıyor belki fakat ucunda parlak bir ışığı görmeyen var mı?

Share on Facebook0Tweet about this on Twitter

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir