Turizm işçileri dayanışma ile güçlenir! – DEV-TURİZM İŞ İstanbul Şube Başkanı Salih KARAKOÇ ile söyleşi

Share on Facebook38Tweet about this on Twitter

Turizm işçilerinin çalışma koşullarına, yaşadıkları sorunlara ve örgütlenmeye dair Ekmek ve Onur gazetesi olarak Dev-Turizm İş İstanbul Şube Başkanı Salih Karakoç ile söyleştik…

 Dev- Turizm İş sendikasından bahseder misiniz?

 Sendikamız turizm alanında faaliyet yürütüyor. Turizm alanı, biliyorsunuz, en örgütsüz alanlardan birisidir. 2011 yılında eskiden DİSK’e bağlı olan OLEYİS sendikasının HAK-İŞ’e bağlanmasıyla bir boşluk oluştu. Biz de bu boşluğu doldurmak için Devrimci Turizm İş’i kurduk. Sendikamız henüz 6 yıllık olmasına rağmen hem işçiden yana sendikal anlayış açısından hem de DİSK’in ilkelerini hayata geçirmek ve ona uygun davranmak açısından olumlu örgütlenmeler yapmakta.

  2-3 yerde toplu sözleşmemiz oldu. Kadıköy Belediyesi KASDAŞ’ da kafe-restaurant birimi ile İzmir’de yine Karşıyaka ve diğer belediyelerle yapıyoruz. Bu alanı inşallah doldururuz diye düşünüyorum.

 Türkiye ekonomisinin en önemli sektörlerinden bir tanesi olan turizm sektörünün son durumu nedir?

 Turizm sektörü zaten inşaattan sonra en örgütsüz alanlardan biri. Kafe, restoran, otel gibi işyerlerinde konaklama, eğlence hizmetleri veriliyor. Ama ülkedeki şartlardan dolayı turizm sektörü şu an en kötü dönemini yaşıyor.  Otellerin doluluk oranları % 40’lara kadar gerilemiş durumda.

 Referandumda bir umut yaratıldı ve “evet çıkarsa şartlar düzelecek ülkedeki savaş durumu bitecek, ülkedeki sorunlar çözülecek ve turizm yeniden canlanacak” dendi. Ama bugün izlenen dış politikada Almanya, Rusya ve diğer ülkeler ile izlenen politika yüzünden turizm tamamen çökme noktasına gelmiş durumda. Çünkü turistler gelmiyor, oteller arka arkaya kapanıyor, işçiler işten çıkarılıyor.

 ABD ve diğer devletler Türkiye’de “her an bomba patlayabilir gitmeyin” uyarıları yapıyor. Ve bunların hepsi turizmi geriletiyor, turizm çalışanlarını işsiz bırakıyor. Artı en önemlisi KHK’larla vs ile yüz elli bine yakın kamu emekçisinin işten atılması da bunu büyük bir oranda etkiledi. Çünkü bu insanlar tatile gidiyordu, yıllık izinlerini aileleriyle birlikte yazlık tatil yerlerinde geçiriyordu. Artık tatil yapamıyorlar çünkü işsiz durumdalar. Yani siyasi iktidarın izlediği iç ve dış politikalar turizm sektörünü dibe vurmasına sebep olmuş durumda. Bu yüzden turizm sektörünün en kötü en zorlu dönemini yaşıyor ve turizm işçisi de çok zor durumda.

 Şu an turizm sektörünün iş hacmi nedir? Kaç işçi bu sektörde çalışıyor?

 İnşaattan sonra çalışan sayısı açısından en büyük sektör.750 bin-900 bin arasında değişiyor çalışan işçi sayısı. Ama tabi bu sezonluk oluyor. 3 ay, 6 aylık dönemler içinde çalışılıyor. Yıllık çalışan sayısı çok az turizm sektöründe.

 Anlattığınız tüm bu kriz ortamının turizm sektöründe çalışan işçilere yansıması nasıl oluyor?

 Otellerde doluluk oranı düşünce işveren daralmaya gidiyor ve işçi çıkartmaya başlıyor. İşçilerin ödemesi yapılmıyor, sigortasız çalıştırılıyor. Ucuz işgücüne başvuruluyor ve gerek kiralık işçi, gerekse Suriyeliler, Özbekler gibi yabancı uyruklu işçiler çalıştırıyor. Aynı zamanda en problemli yan ise bu işçiler arasında düşmanlık yaratıyor. Çünkü yerli işçi ile yabancı uyruklu işçi arasındaki ücret farkı epey yüksek. Bu yüzden yerli işçi, yabancı işçinin gelmesiyle kendisinin işsiz kaldığını düşünüyor. Yani işveren onu bu düşünceye sevk ediyor.  Yani somut olarak, işsizlik, güvencesizlik, esnek çalışmalar şeklinde görülüyor.

 Turizm alanı öyle bir geniş bir alan ki, fastfood zincirlerini düşünecek olursak örneğin MC Donald’s engelli işçilere izin bile kullandırmıyor. Haftalık izinlerini dahi kullandırtmıyor. 18 yaşından küçük çocukların geceleri çalışması yasak olmasına rağmen çocuklar geceleri çalıştırılıyor. Bunların hepsinin etkisi turizmdeki işsizliğin ve gelinen noktanın etkisidir.

 Turizm işçilerinin çalışma koşullarından bahseder misiniz?

 Dışarıda görüldüğü gibi kolay değil, çok zor, çok hassas bir alan. Çünkü hizmet sektörü yani insana hizmet, birinci derece müşteri memnuniyetine, hijyenik, düzgün ve kurallı çalışmaya dayalıdır. Bu zorluğa rağmen esnek çalışmanın en çok dayatıldığı ve en çok yapıldığı yerdir.

 Özellikle iş güvenliği yasalara, basına, mahkemelere yansımadığı için pek gündeme düşmüyor. Örneğin mutfaklarda elektrik tesisatları tezgâhların altından geçiyor ve bir işyerinde bu yüzden dökülen çorba iki işçinin yanmasına sebep oldu. Bu işçiler yabancı uyruklu olduklarından hiçbir kayıtları vs. de bulunmuyordu. Elektrik çarpması sonucu yandılar ve bu işçiler için dava dahi açılamadı.

 Taşeron çalışanlar için işveren mesela zemine uygun terlik, kıyafet almadığı için iş kazaları çok oluyor. Uygun ayakkabı, kıyafetleri olmadığı için yanma, kesme gibi iş kazalarının riski artıyor. Diğer yanda özellikle garsonlar için sürekli ayakta durma ayakta ve dizde sağlık sorunlarına neden oluyor. Ama bunların hiçbiri görünür değil ve meslek hastalığı olarak da adlandırılmıyor. Çünkü çok geniş ve esnek bir alan. Turizmin her alanının kendine ait meslek hastalıkları, sorunları var.

 Mesailer ise düzenli olarak 8 saat ama bu hiç 8 saat olarak uygulanmıyor, 9’u 10’u buluyor. Turizm sektörü en çok fazla mesainin yapıldığı yer ancak; ücretlere çok düşük oranda yansıyor. Çalışma süresi haftalık 45 saatin üzerine çıkıyor, ancak ücret ödenirken işveren bunu tam olarak ödemiyor. Çünkü işçiler örgütsüz ve hak aramıyor. Artı işveren “istersen çık, kapıda işi bekleyen çok kişi var” diyerek işten çıkarmakla tehdit ediyor.

  Sendika olarak önünüzdeki dönem planlarınız nelerdir?

 Şu an en büyük çalışma hedefimiz örgütlenmek. Tek tek insanlara gidiyoruz, durumu anlatıyoruz ama önceki sendika deneyimlerinde yapılan hatalar öyle etkili ki, insanlar sendika deyince direk önyargıyla yaklaşıyor. Çünkü sendikalar şu anda sadece aidat alan, bir iki basın açıklaması yapan konumda işçilerin gözünde. O yüzden örgütlenmek zor. Tabi bunlar gerekçe değil biz çalışmamızı sürdürüyoruz ama ister istemez örgütlenmek zaman alıyor. Ülkedeki koşullar ve şartlar yüzünden de insanlar örgütlenmekten tedirgin oluyor, kaçıyor. Güvensizlik var. Bu güvensizlikte sendikaların da büyük payı var.

 Biz şu an fastfood tarzı işyerlerinde, otellerde örgütlüyüz. Konaklama, yurtlar, kafe restoranlarda örgütlüyüz.  Sendikaya üye olmak bugün artık çok kolay, internetten yapılabiliyor. Ancak baraj engeli mevcut. Hastanelerin kafeteryalarında örgütlüyüz ama buralarda taşeron var. Taşeron olan yerlerde daha büyük sıkıntı var.

 Son olarak “Ekmek ve Onur” gazetesine ve turizm sektöründe çalışan işçilere söylemek istedikleriniz nelerdir?

 Gazetenizi takip ediyorum. İşçilerin kendi sorunlarını bulabileceği yazıların olması güzel. Ben örgütlü olmaya kurallı yaşam diyorum. Kurallı yaşam her zaman insana güç getirir; çünkü dayanışma yaratır. Dayanışma işçiler için çok önemlidir. Hak gaspının daha az olduğu, iş güvencesinin daha çok olduğu, sosyal hakların daha geniş olduğu bir düzeni getirir dayanışma. İşte bu yüzden ben de diyorum ki;   İnadına DİSK, İnadına DEV Turizm İŞ. Dev Turizm İş’te buluşalım.

 Teşekkür ederiz.

Share on Facebook38Tweet about this on Twitter

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir