Türkiye-AB ilişkileri ne durumda? – Mert Yılmaz

Share on Facebook0Tweet about this on Twitter

Emperyalist dünya sistemi acısından bir fetret devrinde bulunduğumuzdan söz etmek mümkün. Bu fetret devrinde, emperyalist güçler arasındaki çelişkiler artmakta; “alt-emperyalist” ülkeler kendi bölgesel etki alanlarında hamle yapmaya başlayıp, göreli “bağımsızlık” kazanmayı hedefliyor.

Erdoğan Türkiye’si de bu durumda fırsatçılık yapmaya çalışıyor ve artık doğrudan Batı’ya bağımlı değil, göreli olarak daha bağımsız ittifaklar kurmak istiyor.

Son dönemde, özellikle 15 Temmuz sonrasında AB ve ABD’yle yaşanan problemlere baktığımızda arka planda yaşananlar büyük önem taşıyor. Son aylarda Türkiye ve Almanya üst düzey yetkililer durmadan çatışma modunda, aşırı gergin bir retorik hâkimiyet sürmekte.

Türkiye Almanya için sıradan bir ülke mi?

Bu gerginliği anlamak için, tarihsel, jeopolitik ve politik-ekonomik bağlantıları anlamak zorundayız.

Türkiye (Osmanlı İmparatorluğu) ve Almanya’nın “kadim”, 100 seneyi aşkın, bir silah arkadaşlığı vardır.  Bunun dışında, göçmenlerden dolayı da derin bağlar var iki ülke arasında.

Daha da önemlisi, bahsi geçen silah arkadaşlığının asıl sebebi bugün de önem kaybetmedi. Türkiye, Alman emperyalizmi için Orta Doğu’ya stratejik açıdan olağanüstü önem taşıyan bir köprüdür. Üstelik Alman tekelci sermayesi için Türkiye önemli bir üretim yeri.

2017 yılının ilk yarısında, AB’den gelen yatırım % 61 oranında artıp 2 milyar 719 milyon dolar oldu. Hâlbuki şunu gözden kaçırmamalı: Alman yatırımları az miktarda geriledi ve aynı dönemdeki Asya yatırımları % 138, Körfezden gelenler ise % 322 oranında yükseldi (Yine de mutlak rakamlar olarak baktığımızda  AB yatırımlarından çok daha az).

Ayrıca, Türkiye’deki toplam 55 bin 639 uluslararası sermayeli şirketin 22 bin 145’i AB ülkesi ortaklı ve Almanya 6 bin 998 bin şirketle birinci sırada.

Türkiye Batı’dan kopacak mı?

Batılı elitlerin son zamanlarda sık sık tartıştığı bir mevzu ise, Türkiye’nin jeopolitik açıdan nereye doğru gideceği. Türkiye, gerek Şanghay beşlisi yoluyla, gerekse Suriye üzerinde Rusya’yla ürettiği bağlar üzerinden Çin ve Rusya ile flört etmektedir. Batı’ya yönelik sert sözlerle birlikte değerlendirildiğinde gayet açık bir izlenim yaratıldığını söylemek mümkün.

Belirttiğimiz gibi, Türkiye elbette sunulan fırsatları kullanarak daha “bağımsız” hareket etmeye çalışıyor. Ama hem NATO üzerinden askeri-diplomatik bağlar, hem vurguladığımız ekonomik bağlar yüzünden AB-ABD blokunu terk etmek o kadar kolay olmayacak.

Sonuç olarak

Orta vadeli büyük değişiklikler görmeyeceğiz. Almanya bazı noktalarda Erdoğan rejimi sıkıştırabilir belki. Ama Almanya egemenleri ve büyük sermayenin büyük çoğunluğu Türkiye ile ilişkilerin kesilmemesi gerektiğini vurgulamaktalar.

Erdoğan Türkiye’nin konumunun farkında. Arada, terörü destekleyen kuruluşlar listesine Alman tekelci sermayeyi (BASF, Daimler) dâhil etmesinde gördüğümüz gibi, fazla ileriye gidip yanlış hesaplar yapılıyor. Bunun dışında gerginliğin “somut” etkileri hâlâ azdır.

Fakat Almanya mutlaka “Erdoğan’dan sonra” hesapları yapmaktadır. Alman dış işleri bakanı Gabriel bir açıklamasında “Erdoğan’a muhalifler”le daha sıkı işbirliği yapabilme olasılığını vurguladı.

Erdoğan ise, her fırsatta Batı’ya “Türkiye ile çalışmak isterseniz, benle çalışmak zorundasınız” mesajını veriyor. Evet, şimdilik durum bu, ama Batı’nın çeşitli emperyalist ülkeler bunu o kadar kolay kabul etmeyeceğine aşikâr.

Share on Facebook0Tweet about this on Twitter

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir