Türkiye-ABD-Rusya arasındaki gerilim artıyor – Hasan FERAMUZ

Share on Facebook0Tweet about this on Twitter

 

İkinci Emperyalist Paylaşım Savaşı ile ABD eksenindeki rotasını izlemeye başlayan Türkiye, son yıllarda dünya çapında etkisi giderek artan Rusya’yla da ilişkilerini geliştirmeye devam ediyor. Bu ilişkiler Rus uçağının düşürülmesi sürecinde olduğu gibi kimi zamanlarda düşüş gösterse de, 15 Temmuz darbe girişimi sonrasında olduğu gibi yüksek seviyeye de çıkıyor. Ve bu durum Türkiye-ABD-Rusya arasında üçlü bir gerilim noktası oluşturuyor.

Rusya ile “iyileşen” ilişkiler

Son yıllardaki Türkiye ile Rusya’nın yakınlaşmasının ilk büyük belirtilerinden biri, Erdoğan’ın Putin’e Kasım 2012’de başlayarak birçok defa söylediği (15 Temmuz’dan sonra da dile getirilen) “Hadi gelin bizi Şangay Beşlisi’ne dahil edin, biz de AB’yi gözden geçirelim” sözleri. Şangay Beşlisi’ne üyelik yerine Türkiye’ye gözlemcilik verilmesi, AKP/ Erdoğan için önemli bir koz olmaya devam ediyor.

Bununla birlikte AKP/ Erdoğan iktidarının başlangıcından bu yana özellikle ekonomi alanında Rusya ile Türkiye arasında büyük boyutlara ulaşan sıkı bir işbirliği söz konusu. Bu ekonomik işbirliği 24 Kasım 2015’te Rus uçağının düşürülmesinden sonra dibe vurmuş olsa da, geçtiğimiz Haziran ayında gerçekleşen görüşmeler sonucunda tekrardan ilerlemeye başladı. İki ülkenin de birbirleri için önemli birer pazar olmaları, Türkiye ve Rusya’nın politik alandaki gerilimlerini “ekonomiye” yansıtmama konusunda önemli bir hassasiyet göstermelerine neden oluyor.

Rusya ile ilişkilerin geçtiğimiz bir yıl içinde baş döndürücü şekilde olmasını sağlayan bir diğer olay 15 Temmuz darbe girişimi oldu. Darbe girişimi sonrasında Rusya’nın yaptığı istihbarat desteğinin vurgulanmasıyla birlikte Rusya cephesinden yapılan açıklamalar önemli bir değişikliği gösteriyor. Putin’in başdanışmanlarından Alexander Dugin’in darbenin ABD tarafından yapıldığını vurgulayarak Türkiye’ye destek sunması ve Türkiye’nin yüzünü doğuya dönmesi gerektiğini belirtmesi; yine Rus uçağının düşürülmesinden sonra “İstanbul’a atom bombası atalım” diyen Duma Meclisi eski Başkan yardımcısı Vladimir Jirinovski’nin 15 Temmuz sonrasında “Erdoğan bizim adamımız, onu kimse devirmeye cesaret edemez” diye açıklama yapması bu değişikliğin göstergeleri.

Füze savunma sistemleri

15 Temmuz sonrasında Ankara’nın önemli gündem maddelerinden biri olan füze savunma sistemi de Rusya ile olan ilişkilerde önemli bir nokta. Türkiye Esad’ın olası saldırılarına karşı bir füze savunma sistemi alınmasına yönelik ihale açmış ve ihaleyi Çin firması CPMIEC almıştı. Bu durumda NATO içinde büyük tartışmalar yol açmış ve ihale iptal edilmiş, NATO Patriot füzelerini yollamıştı. Şimdi ise Türkiye füze sisteminde NATO’ya olan bağlılığını, 15

Temmuz’un lütfüyle ve Rusya’nın desteğiyle S-400 füzelerini alarak aşmayı istiyor. Fakat bu durumun sanılan aksine basit bir silah alışverişini aşan niteliği bulunuyor.

Türkiye’nin bir NATO ülkesi olmasından dolayı, NATO dışından alınacak bir füze savunma sistemi, o sistemin NATO sistemine girmesini sağlayacak. Dolayısıyla bu durum NATO’nun güvenlik çemberinin kırılması anlamına geleceğinden kesinlikle izin veremeyeceği bir durum. Öte yandan ABD ise hem Suriye’deki Rus S-400 füzelerine karşın hem de Türkiye’nin füze savunma ihtiyacını gidermek için SM-3 füzelerini bulunduran Aegis firkateynlerini Doğu Akdeniz’e yerleştirmiş durumda.

ABD boş durmuyor

15 Temmuz sonrasında Türkiye’nin Rusya ile teması arttırmasına ABD soğukkanlılıkla yaklaşıyor.

AKP/ Erdoğan’ın darbe girişiminin ardında ABD’nin olduğunu sıklıkla vurgulamasına ve Fethullah Gülen’i iade edilmesine dair yapılan girişimlerinin sürekli reddedilmesine yönelik Türkiye’nin gösterdiği tepkilere rağmen ABD’nin Türkiye üzerindeki etkisi devam ediyor.

Nitekim 6 Kasım’da ABD Genelkurmay Başkanı Dunford’un Ankara’ya gelerek Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar görüşmesi sonrasında önemli kararlar alındı.

Bu kararlardan en önemlisi ise ABD Merkez Kuvvetler (CENTCOM) Komutanı General Joseph Votel’e düzenli olarak rapor verecek olan ABD’li üst düzey bir subayın Ankara’daki Genelkurmay Karargâhı’nda görevlendirilmesi. Böylece ABD’nin Türk ordusu içindeki etkisini ve denetimini arttırmış oldu.

Türkiye’nin gerek NATO ile askeri olarak gerekse Dünya Bankası-IMF ile ekonomik anlamda ABD ile olan kurumsal bağları, kapitalizmin içinde çıkamadığı yapısal krizinin de etkisiyle Türkiye’yi giderek daha “ABD’ye” bağımlı kılıyor. Öte yandan Rusya da bu bağların sıkılığının farkında olmakla birlikte “düşmanının cephesinde” delik açma ya da mevziler kazanma çabasını Türkiye üzerinden gerçekleştirmeye çalışıyor. Türkiye ise bu bağımlılığını kısmen de gevşetecek (ama kopartmayacak) adımların fırsatını kolluyor. Tarafların bu çabaları da Türkiye-ABD-Rusya arasındaki gerilimin giderek artmasına neden oluyor.

Share on Facebook0Tweet about this on Twitter

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir