Üniversiteler toplumsal şiddetin gölgesi altında – Dilan İpek

Kısa zaman önce şu  haber geçti önümüzden: Çankaya Üniversitesi akademisyenlerinden Ceren Damar, öğrencisi tarafından önce bıçaklandı sonra kurşunlandı.

Daha önce Eskişehir Osmangazi Üniversitesi’nde dört akademik personel silahla öldürülürken, Ceren Damar´ın öldürülmesinin hemen ardından Konya Selçuk Üniversitesi’ne pompalı silahla girildi.

İlk olmayan ve muhtemelen son da olmayacağını bildiğimiz üniversitede silah meseleleri üzerine YÖK de daha fazla “sessiz” kalmadı, üniversitelerde “huzur ve güvenlik” tedbiri alma yoluna gitti. Bu tedbirin içeriğinin ve uygulanışının ne kadar faydalı olacağına dair soru işaretleri olsa da, böyle bir önlemi almak yine ölüm ve kamuoyu baskısı sonrasında gerçekleşti.

“Güvenli” bölge

Hangi işçi bir iş kazası sonucunda ölmeyeceğinin garantisini verebiliyor, hangi kadın hayatını şiddet tehdidi olmadan yaşayabiliyor ve artık hangi üniversite, hangi bölüm, hangi sınıf güvenli?

Nefretin derinleştiği, şiddete göz yumulduğu, kutuplaştırma ve düşmanlaştırma politikalarının karşılığını bulduğu mekanlardan birisi de “ilim, irfan” yuvası olan üniversiteler.

Üniversite ve güvenlik olgularını yan yana getirirken ikili bir bakışım sağlamak gerekir. Üniversitede güvenli olmak için ilk olarak büyük, çiçekli bir bahçede “istenilen” gibi davranmalı, “makbullük” sınırının dışına çıkmamalıdır. Empoze edilmeye çalışılan fikirlere karşı çıkmamalı, düşünülmesi istenmeyen şeyler düşünülmemeli ve iktidarı rahatsız edecek yönelimlerden kaçınmalıdır. Akademik demokratik talepleri içeren, cinsiyet eşitsizliğine karşı çıkan, özgür bir üniversiteyi dillendiren vb. gibi özgürlük alanını genişletmeye dair faaliyetler içerisinde bulunmamalıdır. İkinci olarak ise tüm ”güvenlik” önlemlerinin bir “Selamünaleyküm” ile aşılabiliyor veya “sağlanabiliyor” olması.

Peki özel güvenlik şirketleri, parmak izi, turnikeler, kameralar ve kampüsleri abluka altına alan sivil polisler bu güven halinin neresinde duruyor? Kimin güvenliği sağlanıyor? “Dersimi geçemeyen bir öğrencim tarafından öldürülebilir miyim acaba?” diyen bir akademisyenin mi, yoksa zaten “kolluk kuvvetleri” tarafından fişlemiş olan öğrencilerin mi?

Bunlardan ziyade egemenlerin “huzur ve güvenliğinin” esas alındığı gerçeği karşımızda duruyor.

Toplum ve üniversite

Üniversiteler, bir yanıyla hapishane diğer bir yanıyla “tımarhane” olarak bizlere toplumun mikro yansımalarından birini sunmakta.

Devletin en önemli aygıtlarından biri sayabileceğimiz eğitim ve bu bağlamda üniversitelerin duvarları, kampüsün içini ve dışını birbirinden ayırabilecek kalınlıkta değil. Toplum ve üniversite ayrımı yapılamazken, paralellikleri görmek daha da kolaylaşıyor: Piyasalaştırma, itibarsızlaştırma, çeteleşme…

Üniversitelerin şirket, öğrencilerin ise müşteri konumuna düştüğü durumda ise “müşteri her zaman haklıdır” yaklaşımı ile ders geçmek çok da zor olmuyor. İhraç edilerek işlerinden edilen hocalar, geleceksizliğe ve boşluğa itilerek intihara sürükleniyor, akademisyenler arası ispiyonculuk yaygınlaşıyor. Üniversiteye, fakülteye hatta bölümüne dair yeterli birikime sahip olmayan, liyakatsiz, gerici ve yandaş akademisyenler ile kadrolar doldurulmaya çalışılıyor. Böylece eğitimin piyasalaştırılması ve itibarsızlaştırılması sağlanıyor.

Televizyonlarda her gün bir yenisi yayınlanan şiddet içerikli diziler ile, mafyacılık oynadığını zanneden gruplar kantinlerde tespih sallarken, bellerine de silah yerleştirip kampüse girebilmesi de çeteleşmenin bir göstergesi.

Mücadele sürüyor

Üniversitelerin bulundukları yerler de başka bir “güvenlik” önlemi olarak sunuluyor. Kampüslerin özellikle son dönemde inşa edildiği yerler incelendiğinde şehir merkezinden uzakta, tam anlamıyla “dağ başına” kurulduğu görülüyor. Bununla gençliğin hareket alanının kısıtlanması, toplumsal yaşamdan soyutlanması, kafe-oyun salonu kıskacına alınarak muhalefet odaklarından uzak kalması  ve apolitikleştirmesinin hedeflendiği açıkça görülüyor.

Yükseltilmeye çalışılan bu korku ve şiddet imparatorluğunun karşısında, yaşamlarından vazgeçmeye niyeti olmayan güçler de mayalanmaya devam ediyor. Özgür düşünceler, özgür üniversiteler için güvenli ortamı yaratmak isteyen gençlik, sahneye yeniden çıkmak için yeni direniş biçimlerini keşfetme mücadelesini sürdürüyor.

Leave a comment

Your email address will not be published.


*