Yakınmacılık ya da havaleci devrimcilik – H. ARIKUŞU

Share on Facebook0Tweet about this on Twitter

Özgürlüğün militanı başarı ruhuyla çalışır. Çünkü o, iktidar olmak ister. Zafer kazanmak, onun devrimciliğinin doğasındandır.

Başarı için devrimci militan, hedefleri doğrultusunda yapacağı hamlelerinin yoğunlaşmasını yaşamalıdır. Hedefler net olmalıdır ki başarı yakalanabilsin. Hedeflere ulaşmak için başarı gerilimini içimizde taşımak yetmez. Planlı çalışmak esastır.

İşte bu “Hedef-Plan-Başarı” diyalektiğini koparan en büyük kişilik zaaflarından biri de; yakınmacılıktır.

Yakınmacılık illeti

Yakınmacılık; sızlanma olarak tarif edilir. O da tıpkı bedendeki sızılı ağrılar gibi; ince ince yayılır ve süreklidir. Fonda çalan müzik misali inceden inceye yayılır durur.

Hoşnutsuzluktur yakınmacılık. Kendisinden, yoldaşlarından, örgütünden haz etmez.

Onlarda çözüm iradesi yoktur. Zaten çözme iradesi gösteremediği, çözemediği için yakınır. Çözümsüzlüğü kendinde değil de hep başkasında arar.

Sorunları havale eder. Havaleci kişilikler de denir onlara. Adeta sorunları başkalarına havale eden postane gibidir yakınmacılar.

Başarmak korkusu

Bir türlü “plana” girmezler. Plana girip, planın günlük gerilimini içlerinden taşımadıkları için “başarma” motivasyonları düşüktür. Yenik ruh halleriyle, “başarmak korkusu” içindedirler. Bu öyle korku duydukları için başarıya yönelmemek değil, tam tersine başarmak gerilimine gelemedikleri için korkarlar. Tıpkı zincirlerinden boşalan kölenin “özgürlük korkusu” yaşaması gibi yakınmacılarda da “başarı korkusu” vardır. Yakındıkça içimizde çözümsüzlük zincirleri oluşur. Ve bu zincirler, öyle yerleşir ki ruhumuza, zamanla içimizde nesnelleşir, bizi belirleyen güce dönüşür. Artık o zincirlerin kanunlarıyla hareket ederiz.

Hakkını yemeyelim. Yakınmalar, zorluklar karşısında bir tepki olarak doğar. Ancak o tepki bilinçle dönüşüme uğratılıp zorluklara karşı iradeleşmedikçe kısır döngüye girer. Başlangıcın o soylu tepkiselliği kof bir şikâyetçiliğe dönüşür.

Düşünsel geviş getirme (Ruminasyon)

Yakınmacılığı psikologlar, düşünsel geviş getirme (ruminasyon) olarak açıklarlar. Kendini tekrar eden edilgen bir düşünce biçimidir. Takıntılı bir şekilde bir düşünceye odaklanılır ama hep o düşünce etrafında dolanıp durulur.

Örgütlenme faaliyetlerimizde sıkça karşılaştığımız gün boyu “sadece bir işe yoğunlaşma”, yapılacak işleri “bağlantılı, bütünsel olarak görmeden”,  öyle takılıp gitmeceler yaşarız. İşte bu plandan çıkmayı, hamleci ruhtan kopuşu beraberinde getirir. Bir konu üzerinde dolanıp dururuz. Arkası çözümsüzlük, oyalanmacalardır.

Eleştiri ve Özeleştiriye Gelme

Eleştiri- özeleştiri mekanizması yakınmacı kişilikte işlemez. Eleştiriye gelemez, özeleştiriyi de veremez. Çünkü sorumluluk yüklenmez. Sonunu başkasında aradığı ölçüde kendine varamaz. “Kendini kayırma” eğiliminde olduğu için eleştirel ve özeleştirel davranmaktan çok uzaktadır.

Devrimci yaşamda belki de en zor olan eleştiri ve özeleştiridir. Çünkü bireyin kendisiyle direk hesaplaşması, sorumluluk yüklenmesidir. Kendi eksiklerimizi görme cesaretidir.

Sonuç olarak;

“Yakınan, yakını ırak eyler!” diye bir özdeyiş vardır. İnsanların yakındıkça sorunu çözmekten uzaklaşacağını dile getirir.

Gerçekten de sorunları çözme gerilimine gelmek yerine etrafında dolandıran yakınmacılık, devrimci yaşamda militanı hedefinden uzaklaştırır. Devrimci pratiği başarısızlığa yazgılı kılar.

 

 

 

 

 

Share on Facebook0Tweet about this on Twitter

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir