Yemen’de ABD “Barışı” – Hasan Feramuz

Orta Doğu’nun en uç noktasındaki Yemen’de süregelen savaşa dair nihayet “barış” sözü dile getirildi. Fakat dile getirilen “barış” kelimesi, savaşa son vermekten çok yeni çatışmalara yönelik hazırlıkları içermekte.

Hangi konularda “anlaştılar”?

2018’in son günlerinde Yemen’de savaşan taraflar İsveç’te bir araya geldiler. BM Yemen Özel Temsilcisi Martin Ghriffits’in girişimi sonucunda başta Sana kenti olmak üzere ülkenin kuzeyine hâkim olan ve Husilerin liderliğindeki “Ulusal Kurtuluş Hükümeti” ile başta Aden kenti olmak üzere ülkenin güneyine hâkim olan ve Suudilerin öncülüğündeki koalisyonun desteklediği “Mansur Hadi hükümeti” karşılıklı olarak görüşmelere başladılar. Yapılan görüşmeler sonucunda taraflar üç konuda anlaşmaya vardılar.

İlk olarak taraflar, Suudi koalisyonunun yoğun saldırısı altında olan Hudeyde kenti ile es-Salif ve Ras İsa limanlarındaki çatışmaların durması, iki tarafında bu çatışma bölgelerindeki askeri güçlerini çekmesi ve bu bölgelerdeki güvenliğin yerel güvenlik güçlerinin sorumluluğuna bırakılması konusunda anlaştılar. Bu anlaşma “Ulusal Kurtuluş Hükümeti”nin bu bölgelerdeki hakimiyetinin devam ettirilmesi anlamına geliyor.

Taraflar ikinci olarak esir takasının gerçekleştirilmesi için bir mekanizma oluşturulması hususunda anlaşmaya vardılar. Taraflar son olarak Suudi koalisyonunun kuşatması altındaki Taiz kentine dair sorunun çözümü için ortak bir komite kurulması konusunda anlaştılar.

Dolayısıyla “anlaşma” kesin bir çözümden çok var olan durumun bir süre daha sürdürülmesini içeriyor.

ABD’nin “barışı”

Yıllardır savaşan tarafları bir araya getiren ise Trump’ın “barış” çağrısı oldu. Bir taraftan Trump “barış” çağrısı yaparken diğer yandan Temsilciler Meclisi’nde Cumhuriyetçilerin oylarıyla ABD’nin Yemen’de Suudilere verdiği desteği kesmesini öngören herhangi bir tasarının yıl sonuna kadar oylanması da engellendi. ABD’nin “barıştan” ne anladığını gösteren bir ibret nişanesi.

Nitekim Suudilere sattığı silahlar nedeniyle savaşın 2015’ten bu yana sürmesinin, 16 bin kişinin hayatını kaybetmesinin, 2 milyon kişi mülteci durumuna düşmesinin ve nüfusun yüzde 75’ine tekabül eden 22 milyon kişinin de insani yardıma muhtaç olmasının bir numaralı sorumlusu Suudiler kadar ABD’dir. Ve bu ABD “barış” çağrısı yapıyor.

Çözüm halkların birlikteliğinde

Kapitalizmin yapısal krizinin içinden çıkılamaz halde olması, Orta Doğu’nun dört bir yanında yaşanan “savaş halinin” en önemli nedeni. Nitekim ABD ile taşeronları İsrail ve Suudiler başta Suriye, Irak, Lübnan ve Yemen’de savaş ateşini sürekli körüklemekte, kimi zaman derecesi düşen savaş ateşini harlamak için de “barışı” kullanmaktan imtina etmemekteler.

Bu nedenle İsveç’teki bu “barış” görüşmeleriyle ABD ve Suudiler, hem gelecekteki saldırıları için güçlerini tazelemeyi hem İran’ın bölgedeki yayılmacılığını engellemeyi hem de vahşetlerini “barış” örtüsü kullanarak kapatmayı hedefliyorlar.

Başta Yemen halkı olmak üzere Orta Doğu halklarının kısır döngü haline gelmiş bu “savaş halinden” çıkmalarını sağlayacak yol halkların birlikteliklerini sağlamaktan geçiyor.

Leave a comment

Your email address will not be published.


*