Yeni Mısır’ın kısa oluşum tarihi – Ahmet ZEKERIYA & Evrim MUŞTU

Share on Facebook0Tweet about this on Twitter

2011’de “Arap Baharı” adı verilen isyanları ortaya çıkaran iktisadi ve siyasi krizler, Ortadoğu’daki rejimlerin değişmesine yol açmıştı. Mısır’da meşhur Tahrir ayaklanmalarının sonucunda, uzun süreli cumhurbaşkanı ve eski General Hüsnü Mübarek’in askeri-sivil iktidarı sona ermiş ve demokratikleşme süreci başlatılmıştı. Bunun neticesi olarak Haziran 2012’deki demokratik seçimle Muhammed Mursi’nin, Müslüman Kardeşler’in (İhvanların) tam bir yıl süren hükümeti kurulmuştu.

3 Temmuz 2013 tarihinde Mısır Silahlı Kuvvetleri’nin (MSK) müdahalesiyle İhvan hükümeti şiddetli bir sonla karşılaştı. Generalliği terk eden el-Sisi’nin öncülüğünde kendisini yeniden tesis eden ve bugüne gelen iktidar süreci; kimine göre “Arap Baharıyla” başlayan demokratikleşme sürecinin baltalanması, kimine göre ise bu sürecin devamı veya bir üst aşaması olarak değerlendirildi.

Tarafsız askeriye ile “iç ve dış düşmanlar” efsanesi

Peki el-Sisi nasıl ortaya çıkabildi? Mübarek gibi ‘eskiden’ MSK içerisinde yer alan el-Sisi, bu darbeyi meşrulaştırmak için, Mübarek ile arasındaki “temel farkı” vurgulamak zorundaydı. El-Sisi’ye göre, Mübarek rejiminin içerisindeki “bir takım unsurlar” kendi hesabına çalışıp, devlet cihazlarını çıkarları için kullanıyor ve vatanın kanını emiyorlardı. Kendisi ise Mısır toplumun bütününü kapsayan, onu felaketten -yani İhvanların Türkiye, Katar, İsrail ve Amerika, hatta Hamas ile beraber planlamış olduğu vatanı bölen politikaları- koruyan tarafsız bir gücü temsil ediyordu.

El-Sisi rejimi bu senaryo ile 2011 isyanının asıl hedefini kendi çıkarlarına göre uyarladı. Ancak isyancıların iç çelişkilerini kullanarak, onları bölüp birbirleri ile karşı karşıya getirdi. İhvanlar terörist ve hain olarak ilan edildikten sonra, bunların arkasında bölge ve dünya güçlerinin olduğu vurgulandı. Bu şekilde vatanın kendisi tehlikede göründü. Rejim bunalım dönemini aşırı ve absürt bir milliyetçilikle kavramlaştırabildi. Böylece geçici bir meşruiyet kurup, hakiki bir askeri darbe gerçekleştirebildi. Ardından isyancıların hedefleri arka plana itildi çünkü daha acil durumlar vardı; vatanı böldürtmemek gibi.

Yeni güç dengesi – Eski zulüm

Mübarek’in 30 yıllık iktidarını sağlayan birçok bürokrasi ve silahlı kurumların meşruiyeti (özellikle Polis ve “Zuvar el-Leyl”(Gece Misafirleri) olarak bilinen “Amn el-Dawla”, yani siyasi istihbarat teşkilatı), Tahrir ayaklanmalarıyla ciddi şekilde çökmüştü. İsyancılar tarafından ilk olarak ateşe verilen yerler karakollar, istihbarat teşkilatları ve Ulusal Demokrat Partisi’nin (Mübarek’in partisi-UDP) merkeziydi. Oluşan vakum İhvanlar tarafından, MSK’nın kontrolüyle doldurulamayınca, MSK’nın kendisi devreye girdi. Devleti ve toplumu organize etmek bundan sonra onun resmi göreviydi. Fakat bu kapasiteye hakim olabilmek için, el-Sisi’nin ilkinde bahsettiği o “fesat unsurlarına” ihtiyacı oldu. Bunlara yeni kıyafet giydirildi, kalıntılarının isimleri değiştirildi. Örneğin “Zuvar el-Leyl” artık “Amn el-Dawla” değil, “Amn el-Watan” ismini taşıyor.

Değişen şu ki, Mısır toplumunun siyasi öncülüğünü yapanlar artık doğrudan askerler. Devam eden ekonomik krize çözüm üretemeyen, fiyasko politikalarla tökezleyen rejim, en son zamlara karşı eylem düzenleyenlere, General Mansur ağzından şöyle seslendi: “Yahu vatan ağlarken şikayetten başka bir şey yapamıyor musunuz? Bu nankörlüktür! İnsan vatan için akşam yemeğini feda eder! Ya bu, ya da Mısır yok olacak!”.

“Vatanın bölünmesi” artık her şeye bahane olma niteliğini yitirince, rejim çaresizliğini öfkelenerek örtemeye çalışıyor, fakat bu da gücünün zayıflığını açığa çıkarıyor. Mansur gibi kendisini palyaçoya çeviren figürler -ve bunlardan birçoğu- otoriterlerini ancak şiddetle koruyabilecekler. Ne yazık ki bu işin uzmanları bunlar. Bu şartlar altında isyanın yolu uzun ve zor olacak.

Share on Facebook0Tweet about this on Twitter

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir