Yeni ve yıkıcı küresel finans krizi – Volkan YARAŞIR

Share on Facebook0Tweet about this on Twitter

Kapitalizmin yapısal/organik krizi, 2008 yılında ABD’de “mortgage” ya da finans krizi şeklinde kendini dışa vurdu. Aslında bu durum, yaşanan krizin bir semptomuydu. Kapitalizmin doğasından kaynaklanan kar oranlarındaki düşüş eğrisi/yasası, kapitalizmin “uzun dalga” krizine girmesine neden oldu. Üretim alanında yaşanan aşırı birikim ve realizasyon sorunu, küresel finansal köpüğü artırmış ve yıkıcı bir şekilde krizin açığa çıkmasına yol açmıştı.

Marx’ın 1848 Devrimleri için yaptığı yorum yaşanan krizin anlaşılması anlamında son derece önemli bir veridir: “Aşırı üretim dönemlerinde spekülasyon düzenli olarak oluşur. Spekülasyon aşırı üretim sonunda geçici piyasa olanakları sağlayarak bir rahatlama yaratırsa da tam da bu nedenle krizin patlak verme sürecine katılır, ve patlamanın şiddetini artırır. Kriz önce spekülasyon alanında başlar, ondan sonra üretimi vurur. Yüzeysel bir gözlemciye krizin nedeni aşırı üretim değil, aşırı spekülasyon olarak görülür; halbuki bu aşırı üretimin bir semptomudur.”

2008 yılında finansal balon dünya Gayrı Safi Yurtiçi Hasılanın (GSYH) toplamının 11-12 katına yükselmişti. Bu koşullarda finansal balon patladı. Kriz, 2009-2010 yılında AB’de kendini borç ve bankacılık krizi olarak gösterdi. Özellikle Avrupa’nın Akdeniz havzası kriz senkronu içine girdi. 2014 yılında krizin çevre ülkelere sıçraması ile yeni bir faza geçildi. Kırılgan beşli ya da sekizli olarak tanımlanan gelişmekte olan piyasalar, ABD Merkez Bankası’nın parasal genişleme politikalarını değiştirmesi ve faiz oranlarını artırması ile birlikte kriz sarmalı içine girdi.

Yeni bir finansal kriz

Kapitalist kriz, parasal genişleme politikaları dahil alınan bir dizi palyatif önleme rağmen derinleşiyor ve yayılıyor.

Bugün finansal balon 2008 yılındaki düzeye yaklaşmış durumda. Küresel ekonominin taşıyıcı gücü ya da dinamosu olan Çin hızla bir kriz sarmalı içine giriyor. Yeni bir borsa balonunun patlama olasılığı artıyor. Ayrıca Çin’in borçları, 2015 yılı verilerine göre GSYH’nin yüzde 254’üne ulaştı.

ABD, halihazırda krizin etkilerini aşmış durumda değil. Benzer sorunları AB de yaşıyor. Hatta Akdeniz havzasındaki problemler merkez ülkelere de yansımış durumda. Deutsche Bank’ın iflas aşamasına gelmesi, bunun en somut örneklerinden biri olarak dikkat çekiyor. Öte yandan çevre ülkelerin şiddetli bir borç krizi sarmalına girme olasılığı artıyor.

Toplam borç: 152 trilyon dolar

Dünyadaki diğer ekonomik veriler de hiç iç açıcı değil: IMF’nin raporuna göre dünya dış borç stoğu 2015 yılı itibariyle 152 trilyon dolara yükseldi. Bu oran, dünya toplam gelirinin yüzde 225’ine tekabül ediyor. 2008 krizinden farklı olarak ağırlıkta özel sektörün borcu olarak dikkat çekiyor.

Bunun dışında, dünya ekonomisinin gelişmesi kritik eşikte seyrediyor. Bu durum, “büyük durgunluk” olarak da tanımlanıyor. Küresel düzeyde istihdam problemi sürüyor, sabit sermaye yatırımları geriliyor. İşsizlik oranı dünya genelinde zirveye ulaşmış durumda.

Kısacası kriz, kapitalist devletlerin her türlü önlemine karşı derinleşiyor ve yayılıyor. Finansal köpüğün olağanüstü bir noktaya gelmesi; türev ve spekülatif piyasaların, 2015 yılında 753 trilyon dolara ulaşması, yeni bir finansal krizi tetikleyebilir. Ayrıca, Çin’deki gelişmelerin dikkatle izlenmesi gerekiyor.

Çin’de ekonomik gelişmenin düşük seyri ve finansal balonun patlama noktasına gelmesi, Çin merkezli bir finansal tsunaminin gerçekleşme olasılığını yükseltiyor.

Bu faktörler, kapitalist krizin yeni ve yıkıcı bir faza geçişini simgeleyecek potansiyeller taşıyor.

Share on Facebook0Tweet about this on Twitter

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir