Yolları kesişen kadınlar ve göçmenlik: Nadira Kadirova – Cemile Baklacı

Yoksulluk ve işsizlik, öfke ve isyanı büyütüyor. Devlet ve iktidar baskı, şiddet ve tehditlerini savurmaya devam ediyor.

Ama ‘Kral çıplak!’ sesleri mutfaklardan sokaklara taşıyor. Sömürülen topraklarda mülksüzleştirilen ve emeklerine el koyulanlar göçe zorlanıyor, yeni sömürü yollarına sevk ediliyor.

Farklı dillerde, ortak ezilme biçimleri

Patriyarkanın binlerce yıllık köklü gücü ile kadın emeğini, bedenini değersizleştirdiği oranda kadının toplumdaki konumununkalıcılığını ve böylece sermaye birikiminin devamlılığını sağlıyor.

Kadınlar, bir yandan toplumun devamını sağlarken öbür yandan kapitalizme artı değer kazandıran işçinin öbür gün tekrar işe gitmesini sağlıyorlar. Hem de karşılıksız!

Göçmen kadınlar

Kadınlar, erkekler ve sermayedarlar için ne yüce nimet değil mi? Birde işin içine göçmen kadınlık olgusu eklenince bu nimet katlanıyor elbette.

Göçmen kadınların ağır işlerde, en kötü koşullarda, uzun saatler boyunca, güvencesiz, sendikasız, ucuza çalıştırıldığı göz önüne serildiğinde, sermayedarların kazanç kaynaklarından biri aydınlanmış oluyor.

Göçmen olarak geldiği ülkede çoğunlukla yalnız kalan kadın, boşluğun içinde yaşama tutunmaya çalışıyor. Nadira Kadirova’nın hikayesini o boşluktan önümüze düşüren gerçeklik de buradan başlıyor.

Despotik devlet geleneğinin Türk-Sünni-erkek kodları, göçmen kadın olgusuyla birleşince insanca yaşam koşulları sıfıra indiriliyor.

Göçmen kadın için güvence yok, sendika yok, çalışma izni yok, yasal haklar yok! Üstelik ‘arıza’ çıkarırsa sınır dışı edilme tehdidi kapıda.

Kadınlara biçilen rol ve ortak sömürü biçimleri kadınları birbirine yaklaştırırken iktidar kullandığı dil ve politikalarla bunu engellemeye çalışıyor. Göçmenler ötekileştirilip, kazanılan ekmeğe rakip ve yoksulluğa neden gösteriliyor. Yoksulluğun ve krizin faturası daha da ucuz iş gücü olan göçmen kadınlara kesiliyor. Erkek egemen toplumda göçmen kadınlar, ülke kadınları için “eşlerini ellerinden alabilecek” kadınlar gibi gösteriliyor.

Göçmen kadınların emeği ve bedenini sömüren egemen erkekler, bu algılar sayesinde cezasız kalıyorlar.

İntihar değil cinayet

Bunların ışığında Nadira’nın ölümüne baktığımızda, ardını da görmeye başlarız.

AKP milletvekili Şirin Ünal’ın evinde silahla öldüğü bilinen Nadira’nın günlüğü ortada yok. Silahtan çıkan “swaganalizi”nde Nadira’nın el izine rastlanmadığı ortaya çıkıyor. Olay günü Nadira’nın evden kaçmaya çalıştığını söyleyen görgü tanıkları olduğu biliniyor.Nadira’nın ölmeden önceki gün yine göçmen olan yakın arkadaşı Leyla’ya ‘taciz ediliyorum, abimin yüzüne bakamam’ dediği öğreniliyor. Nadira’nın cenazesi apar topar iki gün içinde Özbekistan’a gönderiliyor.

Bütün bunlar, adil bir hukuk sisteminde, vekili fail olarak tutuklamaya yeterdi! Ama hukuk, erkek egemen. Ve kadın göçmen!

Tüm bunlara karşı, farklı ülkelerde yolları kesişen ve dayanışan kadınların oluşturduğu enternasyonel bir kadın hareketinin de doğduğunu görüyoruz. Erkek egemen dünyada kadınlar birbirlerinin yurdu olmayı sürdürüyorlar.

Leave a comment

Your email address will not be published.


*