Zulüm ile Abad Olanın, Akıbeti Berbat Olur – Meral Çinar

Share on Facebook0Tweet about this on Twitter

Birkaç yıldır Gül, Arınç ve Erdoğan arasında süren gerginliğin Davutoğlu’na sıçraması, AKP içindeki fay hatlarının ne kadar kırılgan olduğunu ve nüansların bile ne kadar önemli olduğunu bir kez daha gösterdi.

Esas itibariyle de şu iki durumu açığa çıkarmış oldu.

1. Erdoğan’ın başkanlık rejimine doğru giderken kendi gücünü konsolide etmesi ve tek adam pozisyonunu güçlendirmesi gerekiyordu. Fakat Davutoğlu Erdoğan’ın bir dediğini iki etmediği halde fili bir başkanlık sürecini başlatamadı.

Nitekim Binali Yıldırım’ın ilk icraatı; 65. Hükümetin ilk bakanlar kurulu toplantısını Cumhurbaşkanıyla yaparak fili başkanlık sürecini başlatmak oldu.

2. Başkanlık sisteminin Erdoğan’daki karşılığı faşist bir diktatörlük. Böylesi bir hedefin yolu onun için fazla tehlikeli ve gergin. Bu yüzden ayağına takılacak en ufak bir pürüz bile istemediği için şimdi çok yalnız.

Neden mi?

Her zorlandığında ve gerildiğinde, kendisine rakip gördüğü, AKP’yi birlikte kurduğu ve birlikte bu konuma getirdiği bütün teşkilat adamlarını tasfiye etti. Sonunda, AKP teşkilatının “Yeni Türkiye” hedeflerinin yerini, egosantrik kişiliği nedeniyle Erdoğan’ın çıkarları ve “başkanlık” hedefleri aldı.

Şimdi ise, etrafında güvenilir olmayan, dava adamı olmaktan çok uzak, en ufak bir pürüzde “topuklayacak” bir kitleyle büyük yalnızlığını yaşıyor. Gittikçe de korku dolu bir yalnızlığın pençesine hapsolacak.

Kongre değil, Başkanlık ilanı…

AKP kongresini dikkatlice izleyen herkes bunun bir parti kongresi olmaktan çok başkanlık rejiminin fili olarak hayata geçmesinin ilanı olduğunu anlamıştır.

Başkanlık rejimiyle birlikte devletin görünür yüzündeki çok parçalı iktidar alanlarını; sivil ve askeri bürokrasinin, yargı, yasama ve yürütmenin bir merkezi devlet aklı ve iktidarı olarak yeniden biçimlendirmeyi düşünüyorlar. Zaten son dönemlerde “fiilen” yaptıklarını “anayasal” güvence altına alacaklar.

Erdoğan’ın gerginliği ise başkanlık hayallerine yaklaşırken; boşalan çevresinin aksine, etrafını kuşatan ve onu sıkıştıran güç odakları…

Ordu ve sermayenin desteğiyle Gül-Arınç ve Davutoğlu ekseninin AKP içi çatlaklara oynama ve Erdoğan’ın karşısında bir güç odağı oluşturma planlarının tutmadığını söyleyebiliriz. Ama bu açıkları kollamaya devam edecekleri çok açık.

ABD’li savcının Reza Zarrab davasında, 17-25 Aralık operasyonunda adı geçen bakanların isimlerini, Emine Erdoğan’ın kurucusu olduğu TOGEMDER’i dosyanın içeriğine dâhil etmesi; AB/ABD/NATO merkezli dış güçlerin de Erdoğan’la ilgili kendince planları olduğunu gösteriyor.

Ayrıca, ülkedeki iç savaş dinamiklerini hareketlendirdikçe kendi ayaklarına bir bağ daha sarmış oluyorlar. Halkçı, anti-kapitalist dinamiklerinde irili ufaklı ama sürekli bir yükseliş halindeki hareketliliğini de düşünürsek işleri o kadar da kolay olmayacak.

Evet, her yönden geriliyor ve bu gerilimle sersemleyip sarsılıyorlar, ama faşist bir diktatörlüğe doğru hala ilerliyorlar. Şayet oraya varabilseler bile, ayakta duracak güçlerinin kalmayacağı çok açık değil mi?

Share on Facebook0Tweet about this on Twitter

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir