Seçim Değerlendirmesi

Share on Facebook0Tweet about this on Twitter

topg_flagCesur Adımlar Atalım!

7 Haziran seçimlerini geride bıraktık.

Erdoğan ekibinin kırılgan bir zeminde hareket ettiğini  ve HDP’nin barajı aşmasının ne denli önemli olduğunu seçimden önce vurgulamıştık. Seçim sonuçlarıyla, bu gerici-faşist zemin kırıldı. AKP’nin ve Erdoğan’ın iktidar gücü ve manevra kabiliyeti seçim öncesinde zaten zayıflamışken, şimdi HDP’nin zaferiyle çöküş sürecine girdi. Seçimler, Erdoğan ve suç ortaklarının iktidarının yıkılma sürecindeki büyük kırılmalardan sonuncusu oldu.

Demokrasi arayışındaki Türkiye halkları yüzlerini HDP’ye döndü. Gezi’de açığa çıkan demokratik toplumun ilk nüveleri, yıllardır mücadele yürüten Kürt Özgürlük hareketiyle aynı zeminde birleşti. Kürt hareketi  ise, tarihte eşi görülmemiş bir demokratik uluslaşma süreci içerisine girdiğini gösterdi.

HDP, Kürt halkının uluslaşma sürecinin önemli bir öznesi olurken, aynı zamanda Türkiyelileşme adına büyük bir adım attı. İzmir, Bursa, Antalya, İzmit’ten vekiller çıkarması ve batıdaki oylarını büyük oranda arttırması Türkiyelileşmenin en büyük kanıtıdır. Öte yandan Diyarbakır, Ağrı, Mardin, Van, Dersim, Batman gibi daha önceki seçimlerde diğer partilerin de yüksek oranda vekil çıkardığı illerden ezici sonuçlarla (kimi yerlerde tüm vekilleri alarak) çıkması, demokratik uluslaşma sürecinin geldiği noktayı ortaya koyuyor.

HDP’nin, hükümetin Suriye politikalarından en çok etkilenen illerde, Gaziantep ve Şanlıurfa’da önemli seçim başarıları kazanması ve Hatay’da vekilliği kıl payı kaçırması, Suriye politikalarının AKP’ye kaybettirdiği gibi CHP ve MHP’nin de alternatif olmakta zorlandığını gösteriyor. Bölgede yaşayan halkların eşitlikçi, demokratik ve barışçıl politikalara ihtiyaç duydukları anlaşılıyor.

HDP’nin aldığı % 13’lük oy oranı, Türkiyeli devrimciler tarafından da büyük bir hassasiyetle değerlendirilmelidir. Türkiye halkları önemli sayılabilecek bir oranda HDP’ye yönelmiştir.

HDP’nin programı, halkların ve inançların ilgisini çekmiştir. Ancak, parti örgütlenmeleri sınırlıdır, seçim dönemlerinde kitlelerin ilgilerini çekerler, süreklilik kazanmış bir halk hareketliliği ise başka örgütlenme araçlarına ihtiyaç duyar. Öte yandan, sırf ve sadece onun içinde kalındığı sürece, burjuva parlamenter alanda kazanılan başarılar geçici olmaya yazgılıdır. Kitlelerin demokrasi arayışının diri tutulmasının, elde edilen başarıların kalıcılaştırılmasının ve kitlelerde demokrasi bilincinin yerleşmesinin aracı demokratik meclis örgütlenmeleridir.

TÖP-G olarak, HDK fikriyatının bu iş için uygun bir araç olduğunu vurguluyoruz. Seçim sonuçlarından ivme alarak kendini genişleyerek yenilemiş bir HDK, bizleri Türkiye’de daha önce olmayan bir ortama götürebilir. HDK, sosyalist harekete tutunacak  ya da kök salacak yeni fırsatlar ortamlar ve Demokratik Cumhuriyetin yeşereceği bir zemin yaratıyor.

HDK zemininden güç almayan ve yerel meclislerden (işçi meclisleri, inanç meclisleri, kadın meclisleri, ekoloji meclisleri, gençlik meclisleri vs.) beslenmeyen bir parlamento temsiliyeti, eksik ve zayıf kalacaktır. Partiyi aşan, onu kuşatan, denetleyen ve kendi gündemlerini parlamentoya taşıyan bir özgür halk örgütlülüğü inşa etmek şimdinin görevidir.

Sokakta, mahallede, fabrikada başladık, sandıkta bitirdik. Ve şimdi yine sokağa, fabrikaya, mahalleye dönmeliyiz.

Sistem krizde. Hem ekonomik kriz hem de rejimin politik krizi etkisini sürdürürken egemen güçler bir restorasyon arayışında. İstikrar istiyorlar ve şu anki bunalım döneminden en az hasarla çıkmanın planını yapıyorlar.  Geçmişte iktidar ve muhalefet arasında yaşanan bunca rezil tartışma bir kenara itilmeye çalışılıyor ve hiçbir şey yaşanmamış gibi bir hava yaratılıyor.  Görünen o ki, sermayenin istikrarı adına, AKP-CHP ve MHP arasında,  seçim öncesinin sözümona bu kanlı bıçaklı partilerinin en az ikisi arasında bir koalisyon inşa etmek istiyorlar.

AKP ise, seçim yenilgisini halen kabullenmiyor ve seçim öncesinde de devreye soktuğu kontra güçleri sürekli kullanarak kendini kurtarmaya çalışıyor. İç savaş çıkartarak kaos ortamında ülkeyi yönetme ya da oluşacak ortamdan güçlenerek çıkma planı uygulanmaya çalışılıyor.

Şimdi, seçim zaferinin bizleri biraz olsun gevşeten etkisinden sıyrılma ve işe koyulma zamanı. Sistemin işleyişi bir kırılma yaşadı ama hayat boşlukları affetmez. Sosyalistlerin dolduramadığı boşluğu sistem doldurur ve hakçı demokratik güçler hak ederek kazandığı inisiyatifi kendi hantallığı ve zaafları yüzünden kaybedebilir.

Sistemin yılmaz bekçileri liberal kalemşörler ortalığı bulandırmaya başladılar bile: “Oluşabilecek sözüm ona kaos ortamı Erdoğan ve AKP’nin yaralarını sarması için bir ortam oluşturabilir- diyorlar ve ekliyorlar, bir an önce siyasi istikrarın sağlanması gerekmektedir!”

Yaratılmak istenen bu panikçi havaya kapılan kimi dostlarımızı uyarmak görevimiz. Liberallerin değirmenine su taşımayın! Fırtınalardan ve kaotik ortamdan korkmayanlar ve bu ortamlarda yol alabilenler başarıya ulaşacaklardır. Devrimcilerin tarihteki başarılarının gerçekleştiği ortamlara bakın, ne demek istediğimizi anlarsınız.

Şimdi, halkın içinde ve sokakta olmanın, halkın öz örgütlülüğünü oluşan yeni güç dengelerinde eskisinden daha yüksek bir cüretle inşa etmenin, halkın meşru çıkarlarını sermayeye dayatmanın tam zamanıdır!

Share on Facebook0Tweet about this on Twitter

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir