TÖP: Seçim tutumumuz

Erdoğan diktatörlüğü, 24 Haziran seçimlerini iktidarda kalıcılaşmanın özel bir dönüm noktası olarak baskın biçiminde yapmak istese de, seçim süreci istedikleri gibi gitmiyor.

Erdoğan’ın yürüttüğü neo liberal soygun politikalarıyla yoksullaşan, çalışma ve hayat koşulları dibe vuran işçiler, aşağılanan kadınlar, katliam tehdidiyle baskılanan Aleviler ve diğer toplumsal güçler, kendi sorunlarını ve ihtiyaçlarını öne çıkararak Erdoğan rejimine “Tamam” diyorlar.

Kürt halkı, kendi varlığını anayasal güvenceye kavuşturacak özgürlükçü-demokratik talepler zemininde yürüttüğü mücadeleyle, Erdoğan iktidarına “Tamam” diyor.

Erdoğan’ın yürüttüğü politikalarla kapitalist sistemi ve sermayenin güncel ihtiyaçları doğrultusunda kurulan yeni rejimi (Başkanlık Sistemini) ve emperyalist Batı bloğuyla olan ortaklaşmalarını riske soktuğunu düşünen kimi sermaye güçleri de, hedefledikleri bir restorasyon süreciyle Erdoğan’ı düşürmek istiyorlar.

Bu güçlerin Erdoğan’ın “işgalinden” arındırılmış ve restore edilmiş bir “Başkanlık Sistemiyle” kendi egemenliklerini sürdürmek istedikleri anlaşılıyor.

Farklı güçler tarafından değişik gerekçelerle kuşatılıp zorlanan Erdoğan, iktidarını sürdürmekte zorlanıyor.

24 Haziran, “ava giden avlanır” sözünün gerçekleştiği gün olabilir.

Gezi’den günümüze

Gezi isyanında ortaya çıkan halkın özgürlük arayışı, sokaklar ve meydanlardan çekildikten sonra kor haline dönüşerek kendi varlığını sürdürdü ve fırsat bulduğu her zaman parlayıp saçılarak kendisini gösterdi.

İşçiler, Kürtler, kadınlar, doğa savunucuları ve Alevilerin farklı ihtiyaçlardan beslenen meşru demokratik hareketleri sıkça sokakları doldurdu. Halk güçleri, 7 Haziran seçimleri ve 16 Nisan referandumunda da Erdoğan’ı yendi. Halkın özgürlük ve refah arayışı, onca baskı ve medya oyunlarına rağmen Erdoğan’ı sürekli kuşattı, rahatsız etti ve neredeyse her seçimde galip gelmeyi başardı.

Neden hala iktidarda olduklarını da zaten herkes biliyor.

Gerçekte iktidardan düşürülmüş olmalarına rağmen, devlet terörü ve yine devletin kurumları üzerinden yürütülen hilelerle iktidarlarını sürdürebiliyorlar.

Ama, bir kez batağa batanın çırpındıkça daha da çok batmasına benzer biçimde, Erdoğan iktidarı da ancak sürekli daha fazla gerginlik ve çatışma üreterek kendisini sürdürebiliyor.

Geldiğimiz aşamada ülke içinde ve bölgede girdiği çatışmaların ortaya çıkardığı bir dizi açmaz tarafından kuşatılan Erdoğan, kendisiyle beraber bütün ülkeyi de bataklığın dibine doğru çekiyor.

Suriye’de cihatçı çetelerle ortaklaşma ve savaş bölgesinin tam da ortasına sürüklenmenin ağır sonuçları, ülkede bütün toplumu saran yoksulluk ve huzursuzluk ve nihayet son günlerde bir kez daha kendisini öne çıkaran ekonomik kriz, daha fazla dayanamayan iktidarın seçimi öne çekmesini belirlediği gibi yaşadığımız seçim sürecinde de an be an kendisini gösteriyor.

Toplumun bütün alanları her hücresine dek sarsılıp zorlanıyor.

Ancak, her türden zorlamaya rağmen halk güçlerinin seçim sürecinde inisiyatif kazanarak iktidarı savunma konumuna sürüklendiği görülüyor. İktidar, şaşkınlık içinde ve bolca hata yapıyor.

Şimdiki olumlu atmosferin seçim sürecindeki çalışmaların yüksek motivasyonla yürütülmesi açısından elbette katkısı olacaktır.

Ancak, 7 Haziran sonrasında olup bitenler, asla iyimser beklentilere girerek gevşememek ve asla atalete düşmemek gerektiğini bilinçlere kazımış olmalıdır.

7 Haziran sonrasında Ceylanpınar’da polislerin “faili meçhul” bir tarzda öldürülerek savaş sürecinin başlatılması, Suruç ve Ankara bombalamalarıyla halkta şok yaratarak yol alma gibi yaşanmış olgular, seçimlerin sadece seçimden ibaret olmadığını ve olamayacağını gösterdi.

İktidar, seçim sürecinin adil koşullarda yaşanması, oyların adil sayımı, sonucun kabullenmesi gibi kimi biçimsel-yasal zorunluluklara uymadı ve zaten şimdi de uymuyor.

24 Haziran seçiminin önemi

Yaşadığımız seçim süreci halkın içinde biriken öfkenin ve demokratik-halkçı özlemlerin açığa çıkması için önemli bir fırsat.

Baskın biçiminde gündeme getirilerek muhalefeti hazırlıksız yakalamak hedeflenmiş olsa da, ilk andaki şaşkınlık hızla aşıldı ve üstelik moral üstünlük kazanıldı.

Seçim sürecinde, kendimizi içinde var ettiğimiz halk güçlerinin özlemlerini dillendirme ve geleceğe dönük umutlarını sahici temellere yerleştirmeye çalışacağız. Seçim sürecinin yarattığı özel politikleşme imkanından faydalanarak, halkçı-demokratik bir ülke umudunu tazeleyecek ve kapitalizmin insanlığı sürüklediği felakete karşı sosyalizmin meşru ve acil bir seçenek olduğunu vurgulayacağız.

Çalışmamızı, güncel olarak yaşadığımız faşizmin inşasının mimarı Erdoğan iktidarının kaybetmesinde odaklanarak yürüteceğiz.

Bu yöndeki bütün diğer çalışmaları da bir biçimde gözetecek ve bu güçler arasında hedefe ulaşacak bir ilişkilenmenin sağlanması için çalışacağız.

Ne yapacağız?

Çalışmalarımızı iki kanalda yürüteceğiz.

İlkin, “Memleket Biziz!” etrafında oluşan meclislerde, “Erdoğan gidecek, Ülkeyi Yeniden Kuracağız!” minvalinde bir şiar etrafında en geniş zeminde çalışma yürüterek, özellikle henüz CHP zemininde kendisini konumlandıran ama yüzünü sosyalistlere dönmüş ve Kürt halkına düşmanlık beslemeyen güçler ve kendisini bir siyasi yapı içinde ifade etmeyen örgütsüz demokratlar ve sosyalistlerle ortaklaşacağız.

Bu çalışma, iktidarın kuşatılması sürecinin sağlam bir halkası olmaya çalışırken, aynı zamanda odağında devrimcilerin olduğu bir demokratik-halkçı zeminin inşasını başlatmış olacak.

Bu zemin, seçim sonrasında bir biçimde süreceği belli olan çok yönlü kriz ortamında halk güçlerinin devrimci-halkçı-demokratik bir mevzisi olacaktır.

İkinci olarak, işçi sınıfının ve diğer halk güçlerinin demokratik bir cumhuriyet mücadelesinin stratejik ortağı olan Kürt halkının özgürlük mücadelesinin yasal siyasi örgütü olan HDP’yi destekleyeceğiz.

HDP’nin barajı geçmesi ve yeni mecliste bütün halk güçlerinin sesi olması günümüz koşullarında demokratik bir kazanım olacaktır. Cumhurbaşkanlığı seçiminde ise, iktidarın keyfi tutumuyla cezaevinde tutsak olan Demirtaş’ı destekleyeceğiz.

HDP’nin, kendi dışındaki sol güçlerle ortak bir halkçı-demokratik blok oluşturma ve demokratik bir cumhuriyet hedefine yönelecek böylesi bir bloğun öncüsü-sözcüsü olarak seçim dönemini değerlendirmek yerine, yanlış bir tutum geliştirerek “Millet İttifakı” bileşeni olmaya çalışmasını eleştiriyoruz.

Türkiye’deki devlet ve devlet odaklı siyasal alan gerçekliğini anlayamamaktan beslenen bu tutum; HDP içinde güçlenen liberal etki alanının bir sonucudur.

Bu zaaf, 7 Haziran sonrasında olduğu gibi tarihsel hatalar yapma potansiyelini taşımaktadır.

Ancak, Kürt halkının özgürlük mücadelesine saygımız ve güvenimiz üzerinden HDP’yi destekliyoruz.

Günün acil görevi, hareket halindeki bütün toplumsal güçlerin kazanımlarını, taleplerini ve özlemlerini anayasal güvenceye kavuşturacak demokratik bir anayasa ve bu anayasanın ana omurgası olacağı demokratik bir cumhuriyetin inşasıdır.

Seçim sürecindeki propaganda çalışmalarımızda “Demokratik Anayasa” ve “Demokratik Cumhuriyet” yönelimini öne çıkartacağız.

No Responses

Yorum Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir