Toplumsal nesneye karşı, politik sanat – Utku Şahin

Kapitalizm iktisadi ve siyasal hegemonyasını inşa ederken, kültürü önemli bir araç olarak kullanıyor. Toplumların neyi izleyip neyi okuyacağına, nasıl yaşayacağına kadar tüm yönelimlerini konsolide eden, bu süreci her gün her saat yeniden üreten bir yapıdan bahsediyoruz.

Herhangi bir olguyu veya olayı geniş kitleleri etkileyecek ve yönlendirecek boyutta üreterek, özneleşme sürecini zorlaştırarak bireyleri nesneleştiriyor.

Adorno’nun kavramsallaştırmasıyla kapitalist sistemin bireyi “toplumsal nesne” haline getirmekte kullandığı biçim “kültür endüstrisi” olarak tanımlanıyor. Dünya çapında süren üretim, mülkiyet ve paylaşım ilişkilerine göre bu ideolojik aygıt şeklini alıyor.

Alternatif kültür-sanat

Sanat üretimi ve kültür birikimi/paylaşımı sürecinin bireyin yaratıcılığını açığa çıkaran özelliklere sahip olması gerekir. Kültür sanat faaliyetleri sırasında bireylerin yan yana gelmesiyle yapılan üretimin sonucunda alternatif, yeni bir yaşama doğru adımlar atmak mümkün. Anti-kapitalist anlayışı merkezine koyan bu bakış, yeni bir toplumun nüvelerini yaratacak güce sahip. Öyle ki arayışında olduğumuz paylaşım eşitliğinin sağlandığı komünist toplumun önemli besin kaynaklarından biri kültür sanat faaliyetlerinin üretimi sonucu açığa çıkacak ürünlerdir.

Sanatın tarihsel gücü

Sistem karşıtı mücadelelerin tarihine baktığımızda sanatın ne kadar büyük etkiye sahip olduğunu gözlemleriz. Bu enerji kimi zaman müzikle, kimi zaman resimle, sinemayla açığa çıkar. Tüm bu enerjinin ve ortaya çıkan eserlerin, içinde yaşanılan süreçten bağımsız olmadığını, etkileşim halinde olduğunu görmeliyiz.

Yaşanan büyük savaş ve yıkımların içerisinden daima bir ışık sızar günlük hayatın akışına. Halkların zorbalığa karşı direnişini ve mücadelesini anlatan şiirleri, şarkıları dinler kulaklarımız. Öyle ki tarih boyunca zulmedenlerin adı utanç sayfalarına yazılırken, halkların mücadele dolu anıları, sanat sayesinde nesiller boyunca aktarılabilmiştir. Dolayısıyla birikmekte olan kültür ve sanat üretimi, geçmişten bugüne ışık tutmaktadır.

Nasıl bir örgütlenme

Günlük hayatın kuşatmasını kıracak öz örgütlenmeleri kültür sanat mücadelesinde yaratmak mümkün. Kapitalizmin bireyi yalnızlaştıran tüm kuşatmasına rağmen, dayanışma ve kolektif üretim yoluyla yan yana gelebileceğimizi biliyoruz. En geniş halk kitlesine ulaşabilecek bu kültür

sanat anlayışının kapsayıcı, özgürlükçü ve güçlendiren bir yapıya sahip olması gerekiyor. Kurduğumuz ağlar, bireyin toplum içerisinde nesneleşme tehlikesine karşı, tüm toplumu güçlendirerek özneleşmesine katkıda bulunmalıdır. Entelektüel birikimin ve üretim sürecinin halkın tamamıyla kaynaşması gerekir. Aksi halde orta ve üst sınıflara hitap eden bir söylenceyi yaymaktan başka bir şey yapmış olmayız.

Egemen kültür anlayışı, her yaştan insanı AVM’lere hapsederek, ufalayıp ezmek istiyor. Kültür ve sanatın içinden çıkan tüm enerjiyi, mevcut araçlarıyla birlikte değiştirip dönüştürerek, kapitalizmin çarkına uygun kenar vidaları haline getiriyor.

Kültür-sanat çalışmalarında sosyalleşme, paylaşım ve dayanışma ortamını kurabilmek elzem, ancak onun da ötesinde şimdi bireylerin özneleşmesini ve politik bilincini geliştirecek yeteneği kazanmak gerek.

Sistemin baskıcı ve yabancılaştıran yapısının yarattığı özgüvensiz, bencil bireylerin yerine; güçlü, özgür, yaratıcı, toplumun geleceği ile kendi geleceği arasında bağ kurabilen bireyleri, ancak politik kültür ve sanat anlayışıyla inşa edebiliriz.

Son vurgu Bertolt Brecht’e ait olsun; “İhtiyacımız olan şey kahramanlar değil, kahramanlara ihtiyaç duymayan bir toplumdur.”

Leave a comment

Your email address will not be published.


*