6 Şubat Depremlerinin 3.Yılında Aynı Noktadayız: Unutmak Yok, Affetmek Yok, Helalleşmek Yok

6 Şubat depremlerinin 3. yıl dönümündeyiz. Depremde ölen yurttaşlarımızı saygıyla anıyoruz. Anıyoruz ve tekrar ediyoruz: 6 Şubat depremlerinde kaybettiğimiz on binlerce can, doğal afet kapsamında değerlendirilemez. Bilinsin ki 6 Şubat, bir suç silsilesinin sonucunda meydana gelmiş, ülke tarihinin en büyük toplu cinayetlerinden bir tanesidir. Bu toplu cinayet, bu ülkenin sermaye ve devlet geleneğinin bir gerçeğidir. Evet, yer sarsıntıları doğal olaylardır ancak doğal olaylardaki devasa ölümler rejimlerin doğasıyla ilgilidir.

Bugün bu toplu cinayetin gerçekleşmesinin 3. yıl dönümünde, sağ kalan halkın yaşama yeniden adaptasyonu konusunda başlangıç noktasından bir adım bile ileri gidilememiştir. Depremzede halkın yaşadığı yıkım zamana yayılmış bir şekilde sürmektedir. Neoliberalizmin yarattığı enkaz aradan yıllar geçse de kaldırılamıyor. Barınma, geçim, altyapı, eğitim, sağlık, ulaşım… Deprem kentlerinde aksamayan hiçbir şey olmadığı gibi bu kentlerde halk son derece zorlu koşullarla mücadele etmek zorunda kalıyor.

Üç yıl gibi uzun bir sürede birçok sorun alanının çözülmüş olması beklenir ancak bu, yalnızca depremzedeleri merkeze alan, insan odaklı bir yaklaşım için geçerlidir. Rantı, kent yağmasını, şirket kârlarını, birikimi önceleyen bir neoliberal iktidar bloğu için geçerli değildir. Depremi tam olarak Allah’ın bir lütfu olarak gören sermaye diktatörlüğü, başta depremde en çok yıkıma uğrayan kent olan Hatay olmak üzere deprem kentlerini yağmalamaya girişmiştir. Kentlerin dokularını, alışıldık peyzaj sıralarını, tarihi ve seçkin mekânlarını yok eden, yeşil alanlarını ve doğal varlıklarını vahşice yağmalayan neoliberal sermaye diktası milyonlarca insanı son derece kötü koşullarda hayat mücadelesi vermeye itmektedir.

Dikta rejimi, inşaat şirketleri ve müteahhit çeteleriyle halkın geçim kaynağı olan tarım alanlarını, zeytinlikleri, narenciye bahçelerini yağmalayarak depremden sermaye birikimi sağlamaktadır. Alt üst edilen kentlerde son derece ciddi barınma krizleri, altyapı krizleri ve en önemlisi halk sağlığı krizleri baş göstermiştir. Halk bu krizlerle baş başa kendi kaderine terk edilmiştir.

Bilinmelidir ki depremi lütuf olarak gören bir yaklaşımın deprem bölgelerinde istikrarlı ve “normal” bir yaşam sağlama kapasitesi yoktur, olmayacaktır. Normal bir yaşantı ancak ve ancak bu rejimin aşılmasıyla, halkçı demokratik bir rejimin el birliğiyle kurulmasıyla mümkün olacaktır. Bizleri katleden, enkaz altında ölüme iten, kalanları da üç yıldır yaşarken ölmeye zorlayan bu rejime karşı öfkemiz ve hafızamız hep diri olacaktır. Bütün saldırılara karşı direnişini, hak kazanımları için eylemlerini tüm gücüyle sürdüren depremzede halkımızın, bu rejimin altında ölen tüm insanlarımız için de geçerli olacak o sloganı rehberimiz olmaya devam edecektir: Unutmak yok, affetmek yok, helalleşmek yok!